Bugün üzerinde uzunca zamandır düÅŸündüÄŸüm, kafamı meÅŸgul edip ruhumu sıkan bir meseleyi okuyucular ile paylaÅŸmak istiyorum.
O sorunu çözdüÄŸüm iddiasında deÄŸilim sadece okuyucularla paylaşırsam hem içimin ferahlayacağını hem de çözüme doÄŸru bir adım atacağımı hissediyorum.
Bazılarınız hatırlayabilirsiniz, 4 Temmuz tarihinde bu köÅŸede yazdığım yazının sonuna 'Alın gündeminizi' baÅŸlıklı bir bölüm eklemiÅŸtim. O bölümde ülkenin fazla siyasileÅŸmesinden ve kavgalarından bıktığımı, arada bir yazmak zorunda kalsam da siyasi yazılardan hiç hoÅŸlanmadığımı, kolay alkış getiren bu tür yazıların okuyucusu olduÄŸunu bilmeme raÄŸmen siyaset yazmaktan ağırlıklı olarak çıkmayı planladığımı anlatmıştım.
Bununla birlikte yazarlık kariyerimde önemli sayılabilecek bir adımı atmak üzerine düÅŸündüÄŸümü söylemiÅŸtim. Hayatımın bundan sonrasında eklerde yazmak ve ana gazeteden tamamen çıkıp 'Üzerimdeki siyaset yazmak yolundaki mahalle baskısını' tamamen kırmayı düÅŸündüÄŸümü çünkü yazarların sadece eklerde veya ek duyarlılığı ile yazılan yazılarda tamamen özgürleÅŸip yaratıcı olabileceÄŸini anlatmıştım. Ek yazarı olmaya fiziksel olarak geçmesem de duyarlılık, ilgi alanlarım açısından bir ek yazarının yazması gereken türde yazıları ağırlıkla yazacağım bundan böyle.
Bazı karşı argümanlar da var; yazar taraf olmak zorunda, siyasi tavrını koymalı, ülkenin gündemi hakkında görüÅŸlerini söylemeli gibi.
Bunlar tamam da zaten bunları yapan yeterli ve hatta haddinden fazla bile sayılabilecek sayıda yazar zaten yok mu ki?
Bu noktada okuyucunun bana sormakta gayet haklı olacağı soru da ÅŸudur: Peki senin yazar olarak amacın ne, okuyucuna ne vermeyi amaçlıyorsun?
Bence yazarın amacı okuyucusunu mutlu etmektir.
Hangi konuda yazıyorsa yazsın yazısında heyecan verici bir nokta bulabilmiÅŸse okuyucu mutlu olur, farklı konularda yaratıcı yazılar okuyucuyu daima mutlu eder diye düÅŸünüyorum.
Benim asıl yazarlık amacım mizah yazarak okuyucumun yüzüne hafif bir tebessüm kondurmak olduÄŸundan her türlü yazıda okuyucuyu mutlu etmeyi yazarlığımın tek amacı haline getirmem de çok zor olmadı.
Bu tanımla, bu yazarlık amacımla mutluyum, yıllarca sonra bu aÅŸamada kolay alkışların peÅŸinde deÄŸilim, taraf olup heyecanlandırıcı yazıları gözüm kapalı yazabilirim ve alkış da toplarım ama ben okuduÄŸu zaman mutlu olan hafifçe tebessüm eden okuyucuların uzun dönemde vereceÄŸi sevginin peÅŸindeyim artık.
Bunu hepiniz bilin istedim.
MUHTEŞEM BİR KONU
Her yazar kendisinin en iyi olduÄŸunu düÅŸünür, en büyük kendisidir bu yüzden baÅŸka yazıları kolay kolay beÄŸenmez, küçümser onları. Ben ne kadar bu tür duygularımı baskı altında tutmaya çalışsam da her zaman baÅŸarabildiÄŸimi söylemem zor. Genelde baÅŸka yazıları kolay beÄŸenmem, aynı acımasızlığı kendi yazılarıma karşı da gösteririm, yazımın benim sevdiÄŸim kıvama girmesi için uÄŸraşırım.
Ama geçenlerde bir yazı okudum, bütün kendimi beÄŸenmiÅŸlik duygularını bir kenara bıraktım ve açıkçası çok kıskandım. Bu konuyu ilk ben görüp ben yazmış olmalıydım diye hayli dert ettim kendime. Söz konusu yazı ErtuÄŸrul Özkök'ün 10 Temmuz'da Hürriyet'te çıkan 'Bir kadının kütüphanesi' baÅŸlıklı yazıydı. MuhteÅŸem bir fotoÄŸraf eÅŸliÄŸinde Marilyn Monroe'nun okuduÄŸu kitaplar ve kütüphanesi üzerineydi bu yazı. Aslında fotoÄŸraf her ÅŸeyi anlatıyordu, bir anlamda yazıyı kendi başına yazdırıyordu. Çünkü Marilyn Monroe'nun okuduÄŸu kitap James Joyce'nin 'Ulysses' adlı eseriydi. Hani o okunması olaÄŸanüstü zor olan, çoÄŸu kiÅŸi tarafından okunamayan ve anlaşılamayan kitap, hayatı boyunca aptal sarışın kadını oynamış kadının elindeydi ve o dalmış bir ÅŸekilde okuyordu kitabı. MuhteÅŸem bir konuydu, ben yazmalıydım ama o yazı da muhteÅŸemdi. Hala daha kıskanıyorum elimde deÄŸil ne yapayım...
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.