Geçenlerde gazetelerin magazin sayfalarına bakarken kendi kendime 'Yeter artık ÇeÅŸme ve Bodrum, baÅŸka bir yer yok mu' diye öfkelenip 'altenatif tatil beldesi' arayışı için yola çıktım. Daha ilk durağımda ÇeÅŸme ve Bodrum'u acayip özlediÄŸimi ve aradığımı fark ettim. Sıkılanlar, ihanet etmeyi düÅŸünenler, alternatif arayanlar ve iyimserlerin canını sıkacak bir 'Neden Bodrum-ÇeÅŸme vazgeçilmezdir' listesi oluÅŸtu sonunda...
1 Kolay ulaşılabilir: Bodrum'un kendi havaalanı var, ÇeÅŸme'ye de İstanbul'dan gerek deniz otobüsü artı karayoluyla, gerekse de uçakla ulaÅŸmak çok kolay. Dünyanın en pahalı ve fonksiyonsuz otobanı İzmir-ÇeÅŸme arasında ve sadece sekiz hafta sonu için iÅŸe yarıyor: Bundan büyük lüks var mı?
2Büyük ÅŸehir rahatlığı: Bodrum kendi kendine bir büyük ÅŸehre dönüÅŸtü artık; bankaları, maÄŸazaları, süpermarketleri, sineması... Gap bile var. İstanbul'a gitmeye gerek kalmadan günlerinizi geçirebiliyorsunuz. ÇeÅŸme bu açıdan daha ilkel ama onun da iyi tarafı İzmir gibi bir büyük kente bir saat mesafede oluÅŸu.
3Estetik ve şık: Bodrum, giderek bozulmaya baÅŸlamakla beraber kendisine ait mimarisiyle hala nev'i ÅŸahsına münhasır bir yer. 'Bodrum evi' konseptini yerle bir edecek projeler yapıldı elbette ama yine de buranın bir estetik bilinci hala var. ÇeÅŸme'de Yıldızburnu, Alaçatı ve Åžantiye'deki evler ve bazı sokaklar Provence, Santa Monica ve Amalfi düzeyinde.
4Rüzgarlığı anlat bana: Yazın en sıcak gününde bile Yalıkavak'ta öyle bir rüzgar eser ki hafif içiniz titrer. Alaçatı'nın dünyaca ünlü rüzgarını anlatmaya gerek yok; yazın en sıcak gününde nasıl bir kurtarıcı olduÄŸunu tahmin edersiniz herhalde.
5Dünyanın en güzel denizi: Mauiritius ya da Maldivler'i görmedim ama Amerika ve Avrupa kıtasında hiçbir ülkede ÇeÅŸme'deki Altınkum ya da Aya Yorgi kadar güzel deniz yok. Kumu, denizin rengi... Bodrum, kıyıdan denize girme konusunda daha zayıf ama tekneniz varsa koylar büyüleyici.
6Gece hayatı: Bodrum Barlar Sokağın'daki Körfez'de bir Sandoz ya da Türkbükü'ndeki sosyetik Ship-A-Hoy'da piyasa... Seçenekler sonsuz... Her zevke ve kitleye göre. Aynı ÅŸey ÇeÅŸme için de geçerli... Burada Serdar Ortaç da var, Paparazzi'de İzmirli gençlerle rock müzik dinlemek de.
7Kozmopolit: Bodrum farklı bölümleri ve oralara uygun insanlarıyla farklı aidiyetlere açık. GümüÅŸlük'te entelektüel bir tatil, Türkbükü'nde magazin sayfalarına uygun günler, Yalıkavak'ta cool bir yaz mümkün. Kimse kimsenin alanına girmiyor.. Bu olumlu 'gettolaÅŸmadan' ÇeÅŸme de nasibini alıyor. Ilıca 'halkın', Altınkum ve Aya Yorgi ise 'vatandaşın'; böyle özetleyeyim.
8Kalite çıtası yukarıda: İstanbullu istilası o kadar da kötü bir ÅŸey deÄŸil. İstanbullu müÅŸteri, hatta 'ikoncan', para harcayan müÅŸteri demek. Bu da ister istemez otel kalitesini, restoranları, içkiyi, iskeleyi hatta uzandığınız minderi bile belirliyor. Plastik ÅŸezlongda paralı müÅŸteri güneÅŸlenmiyor, kötü yemeÄŸi satamıyorsunuz ve daha bir sürü kriter... İşte bu yüzden Güler Sabancı yatırım yapıp Nars'ı açıyor. Alaçat Kırevi bu yüzden doluyor. Maça Kızı'nın mutfağı gurmeler tarafından 'Michelin yıldızına layık' diye tanımlanıyor. Ada Otel dünyanın en iyileri arasında...
9Tanıdıklar orada: Bodrum Körfez'e gidin, yıllardır görmediÄŸiniz bir okul arkadaşınıza rastlayacağınız garanti. Alaçatı'da yürürken illa bir tanıdığın masasına denk gelirsiniz. Yalıkavak Xuma'da dostlarla harika bir gün ve akÅŸamüstü partisi mümkün... Spontane organizasyonlar, karşılaÅŸmalar için ÇeÅŸme ve Bodrum bire bir. Tatili illa da yalnız geçirmek, oflanıp puflanmak zorunda deÄŸilsiniz.
10Henüz alternatifi yok: Yok iÅŸte, uÄŸraşılıyor, uÄŸraşılıyor bulunamıyor. Ne coÄŸrafi konum, ne anlayış, ne kısır belediyecilik baÅŸka bir yerin ÇeÅŸme ya da Bodrum gibi olmasına elveriyor. Türkiye'nin harika kıyıları var ama buralar 'orta sınıf tatilcilik anlayışı' ve 'kooperatif yazlıkçılığı' tarafından teslim alınmış. Bu yüzden de para harcayan, beklentileri ve talepleri yukarıda olan İstanbullu müÅŸteri gelmiyor; gelmez de...
Hıncal'dan Sezen'e ince mesaj
Hıncal Uluç, geçen gün Sabah'taki köÅŸesinde Michael Jackson'ın doktoru Arnold Klein'den bahsetmiÅŸ. Ve doktorun 'bizdeki pek çok ünlüye ve zengine ders olacak kadar önemli' bulduÄŸu sözlerini alıntılamış: 'Michael'ın istediÄŸi ne olursa olsun, veren biri mutlak çıkıyordu. Bu ülkede çok zenginler, çok fakirler ve çok ÅŸöhretliler, en kötü tıbbi tedavi görenlerdir.'
Hıncal Abi'nin sözlerinin adresi belli: Apaçık Sezen Aksu'yu kastediyor...
Hatırlayalım, daha evvel Sezen Aksu'nun yüzünün aldığı 'hali' yazdığı için kıyamet kopmuÅŸtu. Ve sonunda da yılların dostluÄŸu Sezen Aksu'nun yazdığı 'kamuoyuna açık bir mektup'la sona ermiÅŸti.
Ve ÅŸimdi Michael Jackson'ın ölümü vesilesiyle Hıncal Abi haklılığını ortaya koyuyor: 'Bizde de öyle, Dr. Klein, bizde de öyle... Paran ve ÅŸöhretin oldu mu, en yasak ilaç ve iÄŸnelere ulaÅŸabiliyor ve kendini öldürmeye baÅŸlıyorsun... 'Yapma' diyenlere de, kızarak, defterinden silerek!..'
Twitter basının geleceğini değiştirecek mi?
Efsanevi iletiÅŸim uzmanı Neil Postman yaÅŸasaydı ne derdi acaba? Postman, medya literatüründe bir klasik olan 'Amusing Ourselves to Death' kitabında telgrafın icadının günümüz gazetelerini nasıl ÅŸekillendirdiÄŸini uzun uzun anlatıyor. Birbirleri hakkında hiç fikri olmayan insanların bu icat sayesinde iletiÅŸim haline geçtiÄŸini, bu yöntemin 'kendi dünyasını ilgilendirmeyen bir haberin' de gazetede yer almasını saÄŸladığından bahsediyor.
Yaklaşık 10 yıldır internetin gazetelerin geleceÄŸini nasıl ÅŸekillendireceÄŸine dair bir tartışma yaÅŸanıyor. Kağıt yok olur mu, baÅŸka bir form bulunur mu, kindle gibi aletler kağıdın yerini tutar mı - göreceÄŸiz.
Ancak tek bir gerçek var: Gazetecilik ölmeyecek, mecrası deÄŸiÅŸse de. Bugün tüm dünyada iyi bir haber gazete sattırıyor, sayfa tıklatıyor.
Gazetelerin geleceÄŸine iliÅŸkin tartışmalar hep kağıdın akıbeti üzerinde kilitleniyor. Oysa bırakalım bunu, yeni gazetecilik diline bakalım.
Çok basit bir sorudan, 'ne yapıyorsun'dan yola çıkan ve 'derdini 140 karakterde anlat' diyerek baÅŸarıya ulaÅŸan Twitter basının geleceÄŸi olabilir mi?
Tıpkı geçmiÅŸin telgrafı gibi alternatif bir 'haberleÅŸme' aracına döndü bu site. Sanırım etkisi bloglardan ve İnternet'in tamamından daha fazla olacak medya üzerinde.
Çünkü her ÅŸey kısa ve öz. Dahası anında. Ve kaynağından direkt ulaşıyor. Etkilerini medya üzeride tartışmamız gerekiyor. Bu konuyu Cumhuriyet'te haftalarca tartışan Emre Kongar hocanın dikkatine sunarım ilk baÅŸta.
Not: Merak edenler benim tweet'lerimi de takip edebilir: twitter.com/orayegin