AKŞAM GAZETESİ | Gürkan Hacır | 2009-07-20

kategori2

Bir suikastcı olarak Hüseyin Üzmez

Hüseyin Üzmez bir kez daha cezaevinin yolunu tuttu. Değişen Adli Tıp raporlarıyla önce tahliye edilen sonra tekrar tutuklanan bir dönemin ünlü suikastçısı nasıl bir geçmişten geliyor? Heyecan dolu bir genç, Vatan'ın başyazarına nasıl kurşun yağdırıyor, sonrasında cezaevinde kurbanıyla nasıl görüşüyor... Ve tıpkı onun gibi gazeteci oluyor...

Tarih 1950'lerin hemen başı. Vatan gazetesi dönemin en çok okunan gazetelerinden biriydi. Bir güzellik yarışması tertip ediyordu. Türk kızlarının katılacağı yarışma günler öncesinden gazete sayfalarından duyurulmuştu. Bu kentlerde tuhaf karşılanmasa da, kırsal bölgelerdeki İslamcı gençlere göre 'pek hayra alamet' değildi. Gazetenin başyazarı ve sahibi Ahmet Emin Yalman, bu İslamcı gençlere göre, 'din düşmanı köpekler ordusuna orkestra şefliği yapıyordu.'

Büyük Doğu dergisinin hedefinde de Yalman vardı. Onun 'Sabetayist bir dönme olduğunu' afişe etmişlerdi. 'Önce İsmet İnönü'ye yamanmıştı, şimdi sırada Menderes vardı.'

Malatya'da bir avuç genç kendini çaresizlik içinde hissediyordu. Bir yanlarında Nur risalesi, diğer yanlarında Büyük Doğu dergisi vardı. (Daha sonra Necip Fazıl ve Osman Yüksel Serdengeçti başta olmak üzere Büyük Doğu'culara operasyon yapıldı. Çoğu cezaevinde tutuklu kaldı.) Ahmet Emin Yalman'ın Elazığ'a yapacağı gezi intikam için fırsat olabilirdi. Suikast için karar verildi. Toplantıda yedi kişilerdi: Üsteğmen M.Ş., Hafız, Hüseyin Üzmez, İbrahim Kara, (Terzi) Fevzi Özergil, Mustafa Özmansur ve Şerif.

İNŞALLAH HÜSEYİN'E ÇIKMAZ
Üsteğmenin kepinde kura çektiler. Ölüm kararını çabuk vermişlerdi. Yalman öldürülecekti ama bunu kim ve nasıl yapacaktı. Kurada çıkan isim türlü sebepler ileri sürerek sıyrılmayı denedi. Herkes 'inşallah kura Hüseyin'e çıkmaz' diye dua ediyordu. Çünkü Üzmez aralarında en gözü pek ve cesur olandı. Yalman'ı acımadan öldürebilirdi. Bu da hepsinin başına büyük bir çorap örerdi. Hem İslamiyet düşmanı gördükleri Yalman'ın öldürülmesini istiyorlar hem de bu işin bu kadar uzamasını göze alamıyorlardı. Yaralansa sanki daha iyi olacaktı.
Elazığ'da vurmayı beceremediler.
İş Malatya'ya kalmıştı.
'Şahsen ben El'aziz'deki teşebbüsün yarım kalmasından hiç hoşlanmamıştım. Bu davamız için atacağımız ilk adımdı. Böyle akim kalmamalıydı. Kendimize güvenimiz sarsılabilirdi. Günlerden perşembeydi. Bir gün sonra Başbakan Adnan Menderes Malatya'ya gelecekti. Meclis'te Ahmet Emin Yalman aleyhinde bir konuşma yapmıştı. 'Yabancı elçiliklere girip çıkıyor, ne yaptığı ne işler çevirdiği belli değil! Onun dostluğundan Allah'a sığınırım' demişti. Bu sözleri bizi sevindirmişti. Leşini Başbakan'ın ayakları altına serelim diyorduk.'

***
1952 yılının 22 Kasım gecesi Malatya'yı ziyaret eden Başbakan Menderes onuruna verilen yemeğe katılanlardan biri de Vatan gazetesi başyazarı Ahmet Emin Yalman'dı. Bir gün önce partisinin Malatya İl Kongresi'ni tamamlayan Menderes kentin ileri gelenleriyle yemek yiyordu. Yalman geceden erken ayrıldı. Hem Başbakan'dan aldığı özel demeçleri gazetesine geçecek hem de birkaç haftadır süren Anadolu gezisinin yorgunluğunu atmak için erkenden oteline gidecekti.
İlk durağı Malatya Postanesi oldu. Gazeteci arkadaşı Kemal Aydar'la birlikte İstanbul'a yazdırdıkları telefonun bağlanmasını beklerken sıkıldı. Notlarını arkadaşına bıraktı.
Bu arada Yalman'ı kimin vuracağı an be an değişiyordu. Son anda fikir değiştirenler, vazgeçenler, ağlayanlar... Bir türlü kimse dönemin en ünlü gazetecisine tetiği çekmeye yanaşmıyordu. İçlerinde en kararlı olan Hüseyin Üzmez olmuştu. Ama o da gece gördüğü rüyanın etkisinde kalmıştı. İşi yapamamaktan korkuyordu.
'Yalman PTT binasından çıkmıyordu. Gazetesine haber geçiyormuş. Ateş etseydim başkaları da vurulurdu. Çıkmasını bekleyecektim. İşte çıkıyor. Gerilme önüme anacığım. Ağlama dövünme. Tut ki hiç doğurmadın beni. Eli beynimdeki ur. Bırak yakamı kader. Çöz kollarımı. Terk et beni huzursuzluk. Kucakla beni sonsuzluk. Aydınlanan sonsuz karanlık. Kurtulmalıyım bu tutkudan. Yüreğimdeki kurşun dağından. Leş gibi sürüklediğim bedenimden. Benliğimin üzerine çıkmalıyım. Oh kurtuldum işte! Her oh çekişte bir tetik çekiyordum. Ve her tetik çekişte yüksek bir rüya aleminden aşağılara doğru düşüyordum. Polis sirenleri, düdükleri, korna sesleri, tam o sırada Menderes geçiyormuş. Hedefimle aramızda 5-6 adım vardı. Bir iki el daha sıktım. Bir karaltı yığıldı bir ağacın dibine.'

***
Gazeteci Ahmet Emin Yalman'a kurşun yağmaya başlamıştı.
'Kapıdan çıkar çıkmaz elime taş parçalarının yağdığını fark ettim. Bundan evvel tabancayla vurulmak gibi bir şey başımdan geçmediği için elime mermilerin çarptığını ve bir suikast karşısında bulunduğumu hiç hatıra getirmedim. Karşımda kimse yoktu. Kulağıma silah sesi de gelmemişti. Birtakım münasebetsiz adamların birbirlerine taşlar attıklarını sanarak, elimi meydana doğru uzattım, 'Artık yeter, bu manasızlığı bırakın' diye bağırdım. Bu sırada elimin kanlar içinde olduğunu fark ettim. Karnımdan ve bacaklarımdan aşağı da, sıcak bir şeyler akıyordu. Bir tehlike karşısında bulunduğumu anladım, telgrafhane önündeki basamakları acele indim, meydanı bir koşuda geçerek otelin kapısına yaklaştım. Kapının bulunduğu pasajın önünde birtakım insanlar duruyordu. Kendilerine hitap ederek: 'Taksi, doktor' diye yardım istedim. Hiçbiri en küçük bir ilgi göstermedi.' (Yakın Tarihte Gördüklerim Geçirdiklerim / Ahmet Emin Yalman)
Tetiği çeken Hüseyin Üzmez'di.

YAŞINI KÜÇÜK MÜ GÖSTERDİLER
KİMSE şu basit hesabı yapmıyor. Bütün gazetelerde ve de mahkeme kayıtlarında Hüseyin Üzmez'in yaşı 78 olarak gösteriliyor. Yani 1931 doğumlu. Peki Üzmez ünlü Malatya suikastını kaç yılında yapmıştı? Kasım 1952. O halde 1931 doğumlu biri 1952 yılında nasıl 17 yaşında oluyor? (Kendi kitabının girişinde doğum tarihini 1934 olarak veriyor. Ama 1952 yılında yine de 18 yaşında oluyor.)
Çünkü Hüseyin Üzmez, Yalman davasında 18 yaşının altında olduğu gerekçesiyle daha az ceza almıştı. O zaman birileri Üzmez'in yaşını mı küçük göstermişti? Bakın Hüseyin Üzmez anılarında bu durumu nasıl
geçiştiriyor:
'Sorulmasını hiç istemediğim iki soru var: Birincisi 'Ne zaman doğdun?'; ikincisi de 'Ahmet Emin Yalman'ı niye vurdun?' Birincisine cevabım çok basit oluyor: Hiç mezarlık görmediniz mi? Şu tarihte doğdu, şu tarihte öldü, ruhuna Fatiha... İşte hepsi bu kadar!..' (Malatya Suikasti / Hüseyin Üzmez)
Tarihin ne tuhaf cilvesi değil mi? Hüseyin Üzmez hayatının henüz başındayken işlediği bir suçtan yaşını küçülterek az ceza almayı başardı, ama ömrünün sonbaharında cinsel yakınlaşma yaşadığı kızın yaşının küçüklüğünden dolayı hapse atıldı...

CEZAEVİNE GRAMOFON YOLLAYAN KİMDİ
HÜSEYİN Üzmez, Ahmet Emin Yalman'ın can çekişmesine aldırmaksınız olay yerini terk etti. Hemen yanı başındaki Kazancı Sokağı'na daldı. Ancak İzmir'in ünlü kabadayısı 'Kürt Nuri' olanları görmüştü. Üzmez'in koluna yapıştı. Bir dirsek vurup iri yarı adamı yere yıktı. Koşmaya devam etti. Sokağın başında Mahmut Ö. onu bekliyordu. İki tane bisikleti hazır etmişti. Pardösüsünü ve şapkasını sarıp bisiklete atladı. Diğer bisiklet Şerif içindi. Ancak telaştan Mahmut bisikletin diğerini unutmuştu. Şerif bisikletlerin sahibiydi. Bekçi Osman da bisiklete bindiklerini görmüş, kalan bisiklet üzerinden iz sürülerek Hüseyin Üzmez'e ulaşılmıştı.
Kısa sürede Malatya'dan tüm Türkiye'ye yayılan haber 'Büyük Doğu'cular Ahmet Emin Yalman'ı vurdu!' şeklindeydi.
Üzmez kısa süre sonra teslim oldu. Uzun cezaevi günleri başladı. Elazığ günlerinde Albay Hulusi sayesinde tanıştığı Risale-i Nur çizgisinden ayrılmak istemiyordu. Kendi tabiriyle, dört elle ona sarıldı. Ahmet Emin Yalman onunla cezaevinde görüşmek istiyordu. Kararsız kaldı. Onu bu davayla tanıştıran Fil Mücahid'e mektup yazıp sordu: 'Said-i Bin Nursi'ye sorar mısın, Yalman'la görüşeyim mi?' Cevap alamadı. Abdurrahim Bezci'yi denedi. Sonunda Bediüzaman'dan beklediği cevap geldi: 'Kendisine umumi düstur veriyorum. Bundan sonraki hayatında bunu tatbik etsin' demişti Said-i Bin Nursi ve eklemişti: 'Müslüman herkesle görüşür.'

EMİR SAİD-İ NURSİ'DEN
Said-i Nursi'nin bir de isteği vardı
Üzmez'den: 'İngilizce öğrensin.'
Hüseyin Üzmez bu nasihate sadık kaldı. İngilizce öğrenmeye başladı. Peki nasıl? Cezaevine gramofon aldırdı.
Şimdi tuhaf bir bağlantıya geliyoruz. Hüseyin Üzmez'e gramofon yollayan kişi ünlü ittihatçı Eşref Kuşçubaşı diyordu. Henüz 18 yaşında olan Malatyalı bir genç Kuşçubaşı'nı nasıl tanımıştı? Atatürk'e muhalif kimliğiyle tanınan Kuşçubaşı nasıl olmuştu da bu genç suikastçıya sahip çıkmıştı? Bilmiyoruz.
Bir paranteze ihtiyaç var sanırım. Hüseyin Üzmez gazetecilik ve köşe yazarlık günlerinde üstü kapalı da olsa Atatürk'ü hep eleştirdi. Ama gerçek düşünceleri farklı da olsa Atatürk'e dokunmak pek istemiyordu. Çünkü Atatürk'ü koruma kanununun çıkmasına sebep olan ünlü Ticani Tarikatı lideri Kemal Pilavoğlu ile Ankara'da aynı hapishanede kalmıştı. Ve onların 'bu yasaya muhalefetten' başlarına gelenleri çok iyi biliyordu. Yine de yeri geldiğinde Atatürk'ü kullanmaktan çekinmiyordu. Savunmasında Ahmet Emin Yalman'dan söz ederken 'Atatürk de onu hiç sevmezdi' demişti.

İNGİLİZCESİYLE YALMAN'I BÜYÜLEDİ
İngilizce plaklar getirtip dil çalışmaya başladı. Diğer mahkumlar da bu ayrıcalıklı durumdan faydalanmak isteyince, Hüseyin Üzmez gramofonun sadece İngilizce çaldığını söyleyerek sıyrıldı.
Kısa süre sonra koğuşuna gelen bir Amerikalı mahkumla da pratik yapma imkanı buldu.
İngilizce'ye tam olarak vakıf olduğunu düşündüğü bir günde de Ahmet Emin Yalman'ı görüşmek üzere kabul etti.
Hem Üzmez hem de Yalman anılarında bu görüşmeyle ilgili sınırlı bilgiler verseler de konuştukları en temel konu İngilizce olmuştu. Üzmez Yalman'ı İngilizcesiyle etkilemişti. Kendi anlatımına göre; yurt dışında eğitim görmüş Yalman hiçbir yabancının ağzından duymadığım mükemmellikte bir İngilizce'ye sahip demişti. Aralarında tuhaf bir dostluk oluştu.
Hüseyin Üzmez'i gazetesine taşıdı. Ve ölünceye kadar Üzmez'le görüşmeye devam etti.

MERAKLISINA NOTLAR
AHMET Emin Yalman ile Hüseyin Üzmez'in garip bir 'birliktelikleri' oldu. Yalman, genç bir lise talebesi olduğu yıllarda Üzmez'in kurşunlarına hedef olmuştu. Hüseyin Üzmez (cezaevinden sonra) Yalman gibi hukuk tahsili yaptı. Ama asıl işi gazetecilik oldu. Tıpkı Ahmet Emin Yalman gibi. Ve Vakit gazetesinde yazarlık yaptı. Türkçe yayımlanan ilk 'Vakit gazetesi'nin kurucusu yine Ahmet Emin Yalman'dı. Yalman resmi olmasa da birçok siyasetçiye danışmanlık yaptı. Üzmez ise Devlet Bakanı Mehmet Aydın'a Sağlık Bakanlığı sırasında kadrolu müşavirlik görevinde bulundu.