AKŞAM GAZETESİ | Atılgan Bayar | 2009-07-20

kategori2

Bir ülke sınırları değişmeden nasıl büyür?

Türkiye'nin imtihanı, demokratikleşmeyi şimdi ve 'ulus-devlet' yapısı içinde gerçekleştirmektir.
Belki ulus-devlet'in nas'larını ihmal eden çözümler üretmek kağıt üzerinde daha kolay.
Ancak, bu tür çözümlerin orta vadede sebep olacağı sorunlar ve çatışma ihtimalleri, çözümden daha ziyade, bir felakete zemin hazırlama potansiyelini taşıyor.
Çözümü ulus-devlet yapısı içinde üretebilme yeteneği ise, Türkiye Cumhuriyeti'nin varoluş felsefesine dayanan iddiasıdır.
Bu iddia; çeşitli etnik, dinsel, kültürel temellerden gelen vatandaşların farklılıklarını, Türkiye içine yansıyan bir ihtilaf olarak değil; dışarıya açılan bir ittifak olarak kurgulamıştır.
Cumhuriyet'in, temellerini Osmanlı dinamiğinden alan bu özelliğinin tarih boyunca sabote edilmeye çalışıldığını artık Sağır Sultan bile biliyor.
Üstelik sadece sınırlarımız içine yönelik operasyon ve manipülasyonlarla yapılmadı bu sabotaj.
Sınırlarımız dışındaki düzenlemelerin pek çoğu da, Cumhuriyet'in bu potansiyel enerjisini akim kılmak maksadıyla dizayn edildi.
Ama Türkiye Cumhuriyeti terkibi, öyle güçlü bir terkip ki; içeride Türk ile Kürt'ü; Müslüman ile Laik'i; Alevi ile Sünni'yi birbiriyle çatışmaya provoke eden iradelere direnir; bunların enerjileri ve etki alanları sınırların dışına akmasın diye yapılan düzenlemelere itiraz ederken...
Bosna'da da olabildik, Musul'da da olabildik, Kıbrıs'ta da olabildik, Afganistan'da da olabildik...
Şimdi 'ulus devlet' ısrarımızla koruduğumuz bu terkipteki inadımızın hasadını toplamak üzereyiz.
Uluslar üzerine yapılan mühendislikler, cetvellerle çizilen haritalar, insanların ortak tarih bilincine, gönül iklimine, iman haritasına, geleneğine uzun müddet işleyemiyor...
Kurulan setler, barajlar yıkılıyor...
İşte bu tarihsel dönemeçte, Türkiye'ye 'ulus-devlet'in nas'larından koparak büyümek teklif ediliyor...
Oysa, bu büyüme enerjisini yaratan Türkiye'nin 'ulus-devlet' ısrarının ta kendisi... Ulus-devlet yapısı içinde, vatandaşlık temelinde farklılıkları birbirine sigortalayabilme aklıdır.
Bir süredir, devletin kapalı kapıları arkasında, muhteşem bir açılımın hazırlığının sesleri duyuluyor.
Bu açılımın ayrıntılarının halkla paylaşılmasının gecikmesinin sebebi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, bu sıçramayı 'ulus-devlet' yapısından koparak değil; bilakis 'ulus-devlet,' yapısı içinde gerçekleştirecek bir projenin tüm ayrıntılarını yazmaya çalışmasıdır.
Türkiye'nin son imtihanı da budur...
'Ulus devlet çağının sonu' telkinlerine rağmen; 'Ulus Devlet yapısı içinde demokratikleşme' tamamlandığında, SINIRLARI DEĞİŞMEDEN BİR ÜLKE NASIL BÜYÜR, dünya izleyecek...
Hala anlamayan varsa...
Kalksın bir zahmet Erbil'e gitsin, daha bugünden, önüne ilk çıkan kişiye 'Bağdat'a mı yakın hissediyorsun kendini, Ankara'ya mı,' diye sorsun...