AKŞAM GAZETESİ | İsmail Küçükkaya | 2009-07-20
Mecburiyetimiz: Güneydoğu sorununu çözmek.
Beklemeye, ertelemeye hakkımız ve lüksümüz yok.
Şansımız: Küresel sistem tarih boyu ilk defa Türkiye'nin istikrarlı ve güçlü olmasından yana. Petrol ve doğalgaz geçiş ülkesi olarak, Batı dünyası Türkiye'nin katkısına muhtaç. Enerji coğrafyasıyla birlikte siyasal coğrafya yeniden şekilleniyor. Hem Kafkaslar hem de Ortadoğu açısından üniter yapımızın güçlenmesi Batı'nın çıkarına.
Zorluğumuz: İç kamuoyundaki tedirginlik. Toplumun aşırı kutuplaşması, geniş kesimlerde 'ayrılıkçılık kaygısının' güçlen-
meye başlaması.
Ortadoğu dengeleri: Irak'taki çatışma ortamı ve bölge ülkelerinin kendi nüfus yapıları nedeniyle bağımsız bir Kürt devleti kurulması söz konusu değil. Bu gerçeği herkes anladı. Buna Iraklı Kürtler, PKK, DTP dahil...
Hedefimiz: AB üyesi olma umuduyla birlikte, ekonomisi gelişmiş, demokratik standartları yükselmiş bir ülke olmanın avantajı. Böyle bir ülke kendi içindeki nüfusa da çevre ülkelere de cazip gelir.
PROVOKASYONA DİKKAT
Gündem terörle mücadele. Nasıl bir zeminde politika kurgulandığı ortada. Böyle bir modelin içinde Türk-Kürt çatışması olamaz. Sınırların değişmesi, bağımsız yeni devletlerin kurulması mümkün değil. Şartlar, çözüm bulma konusunda lehimize işliyor. Ama dikkat! Çözüme çok yaklaştığımız her zaman aynı senaryo tekrarlanıyor: Genellikle dış kaynaklı operasyonlara maruz kalıyoruz. Sonuçta Türkiye'nin istikrarını baltalamayı isteyen küresel aktörler ve kimi istihbarat örgütleri her zaman var. İşte bu nedenle kurumlar arası ilişkilerin ve güven zemininin sağlamlığına her zamankinden daha çok ihtiyaç var. İş Erdoğan ve Başbuğ'a düşüyor.
CEZAYİR MODELİ DERKEN
MGK'da gündeme geldiğini öğrendiğimiz Cezayir Modeli'nden bahsediliyor. İhsan Arslan'dan 'Cezayir örneği' lafını işittiğimde 'etnik terörle dinsel terör arasında ciddi farklar yok mu?' diye sormuştum. 'Haklısın, var. Dini terör, kutsiyet atfedildiği ve muğlaklık içerdiği için daha farklıdır. Ancak bir çözüm modeli olarak oradan alınacak dersler bulunuyor' demişti.
İlgili bütün taraflar karşısındakinin kırmızı çizgilerine saygı gösterecek. Herkes karşı tarafa göre kendi pozisyonunu belirlerse makul muhataplar bulunur. Barışa kimler katkı yapmak istiyorsa onların önerilerini dinlemenin de uygun bir yöntemi işletilmeli. Bu noktada herkesin güveneceği isimler devreye girebilir.
HER TERÖR TİPİ AYRI ÖNLEM İSTER
Irak'ta mezhep çatışmalarının ne kadar şiddetli yaşandığı ortada. Etnik terör, geleceğe yönelik beklentiler üzerine kurulu, dini terör ise daha çok geçmişe yönelik intikam duygularının motivasyonu ile işliyor.
Bunların çözümü benzer yöntemle olmaz. Tipleri var. Terörün nedenlerini bilmeden çözüme ulaşılamaz.
Duygusallıktan arındırıp konuyu soğukkanlılıkla ele almalıyız. Bizim hassasiyetimiz ayrılıkçılık ve özerklik talepleriyle ilgili. Şimdi bu riskler ortadan kalkmış görünüyor. Bu aşamada, akil adamların sözüne kulak verelim. Bir nokta daha var. DTP, kendisini Türkiye partisine dönüştürebilse ve terörle arasına mesafe koyabilse tarihi bir misyon üstlenmiş olur.
ANADOLU BİN
YILDIR MÜSLÜMAN
Milliyetçilik modern zamanların akımı. Milli kimlikler adeta inşa edildi. Kapitalizmin istediği ulus devlet modeli ışığında milli aidiyetlere vurgu güçlendi. Milliyetçiliğin, şunun şurasında iki yüz yıllık geçmişi var. Tarih boyu büyük çatışmalar hep din ve mezhepler üzerinden yaşanmış. Anadolu bin yıldır Müslüman. Dini aidiyet ve ortak payda, sorunun daha fazla büyümesinin önündeki önemli bir etken. Bu tez, Osmanlı'nın son döneminden beri işlenir. Tek başına çözümü sağlayamasa da lehimize bir faktördür. İşimiz, Cezayir'den ve diğer dini terör tecrübesine sahip ülkelerden daha kolay.
Toplumsal aktörler konuşmaya, devlet kurumları tartışmaya başladı. Konjonktür yanımızda. Filanca modelin ne önerdiği önemli değil. Biz, binlerce yıllık devlet tecrübemizin verdiği siyasi akılla barışçıl bir formül üreteceğiz, kendi modelimizi gerçekleştireceğiz.