Medyada gereksiz ve tehlikeli bir tartışma baÅŸladı: Kürt sorununun çözümünde Öcalan muhatap alınmalı mı?
Bu soruyu tetikleyen, hükümetin gizli Kürt açılımıyla ilgili çalışmalarını hızlandırmış olması ve İmralı'da Abdullah Öcalan'ın durumdan vazife çıkararak büyük bir tantana ile 15 AÄŸustos'ta kendi çözüm planını açıklayacağını duyurması.
Buna bir de iktidar partisinin önemli isimlerinden Diyarbakır Milletvekili Ali İhsan Arslan'ın İsmail Küçükkaya'ya yaptığı 'Öcalan çözüm için kullanılmalı' ve yine AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt'un 'Öcalan örgütte etkili, çözümün parçası olur' açıklamalarını da eklerseniz, 'muhataplık' meselesi ister istemez gündemden düÅŸmüyor.
Ancak soru ve bu soruya cevaben verilen ateÅŸli cevaplar, Kürt açılımını anlamsız biçimde polemiksel bir havaya sokuyor, boÄŸuyor. Bir yanda muhataplık meselesine 'Evet! Evet! Hemen!' gibi bir üslupla yaklaÅŸan Taraf gazetesi, diÄŸer yanda dün Fikret Bila'nın Milliyet'teki sütununda detaylı ve akıcı bir dille aktardığı 'Devlet bunu yapmaz, yapmayı da düÅŸünmüyor' diye özetlenebilecek görüÅŸü var.
2006 yılında SABAH gazetesinde bugün düÅŸünülen inisiyatifi oldukça detaylı olarak 'PKK'yı DaÄŸdan İndirme Planı' manÅŸetiyle yazdığımızda, büyük gürültü kopmuÅŸtu. O zaman gerçekleÅŸemeyen bu plan, son bir yıldır hükümet, ordu, Çankaya ve MİT'in ortak zeminde deÄŸerlendirdiÄŸi ve radikal adımları içeren ciddi bir inisiyatif olarak karşımızda. Tabii söz edilen, meselenin özü; yani yalnız kültürel açılımlar deÄŸil 'havuç-sopa' siyasetiyle PKK'nın daÄŸdan inmeye ikna süreci. Af ve meÅŸru siyaset.
Ama baÅŸa dönelim... Öcalan muhatap mı?
Ne almalı be gözardı edilmeli. Devlet Öcalan'ı muhatap almaz tabii; ancak Öcalan bu süreçte 'kolaylaÅŸtırıcı' bir iÅŸlev üstlenerek dolaylı bir faktör haline gelebilir. Nasıl mı? Amacımız PKK'yı daÄŸdan indirmek ise, bir noktada Öcalan'ın silahların susması yolundaki çaÄŸrısı etkin olacaktır. Hatta ÅŸarttır.
Devlet Öcalan'la hiç görüÅŸmemiÅŸ de deÄŸil. Öcalan ilk yakalandığı yıllarda TSK komuta kademesinin emriyle temaslar oldu. O dönemki görüÅŸmeler, rasyonel beklentiler içermiyordu, devletin de ciddi bir Kürt açılımı ve PKK'yı bitirme stratejisi yoktu.
Daha sonraki yıllarda, 2005 sonu ve 2006'da daha anlamlı bir siyaset ÅŸekillenmeye baÅŸladı. MİT MüsteÅŸar Yardımcısı, ardından MüsteÅŸar olarak Emre Taner, Öcalan'la iki kez görüÅŸtü. Yansımalarından anlıyoruz ki, bunlar Kürt meselesinde öze yönelik, geleceÄŸe dair derin temaslardı. Pazarlık deÄŸil ama 'özel bir mahkumun' ruh hali ve manevra alanını kavramaya yönelik, bunun üzerine ciddi ve planlı bir inisiyatif inÅŸa eden temaslar...
Yine de muhatap deÄŸil. AKP Kürt milletvekilleri, DTP çevreleri ve Taraf gazetesinde dillendirilen 'Evet, hemen muhatap alınsın!' tavrı, yanlış bir hesap, Türkiye'ye hata yaptıracak gereksiz bir heyecanı yansıtıyor.
Taraf'ta dün Ahmet Altan'ın dillendirdiÄŸi ve gazetenin yayın politikasını oluÅŸturan 'Devlet zaten Kürt meselesinde yenilmiÅŸtir, PKK'yla masaya oturmaya mecburdur' ÅŸeklinde özetlenebilecek tavrı, Türkiye gerçeÄŸini yansıtmıyor. Üstelik çözüm çabalarını da kolaylaÅŸtırmıyor, zorluyor.
KuÅŸkusuz Türkiye son 30 yılda Kürt meselesinde vahim hatalar yapmış ve toplumun bir kesiminde aidiyet sorunu yaratmıştır. Ancak 'PKK savaşı kazandı' demek insafsızlık olur. Ne devlet ne de ordu PKK'ya karşı yenik deÄŸildir. Galiptir. Zaten de galip olduÄŸu için artık bu sorunu rasyonel bir model çerçevesinde çözebilme lüksüne sahiptir.
PKK, artık Türkiye için varoluÅŸsal bir tehdit deÄŸil, çözülebilir, halledilebilir, hazmedilebilir bir mesele haline gelmiÅŸtir. İç ve dış denklem nedeniyle. Sükunetle, heyecansız, dikkatle...