AKŞAM GAZETESİ | Deniz Gökçe | 2009-07-23
Bir sigara yasağı çıktı, dünyanın gürültüsü patladı. Vatandaş gerçekleri biliyor mu? Sigara ve her tür tütün kullanımı, hem bir sağlık hem bir çevre hem de özel ve kamusal finansman açısından parasal bir sorundur.
İnsan vücudu, günde beş sigaraya kadar olan kullanımın etkilerini siler, bundan fazlası ise yaşamdan ve sağlıktan vazgeçmek demektir. Siz içmiyorsunuz diye sizi etkilemediğini de sanmayın. Sigara dumanı içmeyen için bile çok önemli bir çevre kirliliği kaynağıdır.
Kaldı ki medyaya akseden resmi verilere göre sigaraya yılda 20 milyar dolar harcıyoruz, sigaradan kaynaklanan hastalıkların tedavisine de 7 milyar dolar. İthalata harcanan döviz de caba! Bu fonları tasarruf edebilse idik ülkenin istihdamı ve gelirlerini artıracak, eğitim ve yatırım kaynağını bulmuş olacaktık.
Çevre önümüzdeki günlerde çok çok önemli bir konu haline gelecek. 2009 yılı ikinci yarısında İsveç'in, 2010 yılı ilk yarısında da İspanya'nın AB dönem başkanlığı yapacak olmaları, Türkiye'nin AB'ye girişte karşılaştığı güçlüklerden hiç olmazsa birkaç tanesinin ortadan kalkmasına yardımcı olacağı ümidini vermektedir.
2009 yılı ikinci yarısında, en az iki yeni faslın görüşmelere açılacağına kesin gözle bakılmaktadır. Bu fasıllardan en önemlisi ise 'Çevre'dir.
İklim değişikliğinin giderek dünya nüfusunun yaşama tarzının tehdit etmesi gerçeği karşısında, son yılların en önemli ve güncel konusu olan 'Çevre', Kyoto Anlaşması'nın 2012 yılından sonra yenileneceği de göz önünde tutulursa, ülkemiz için de son derece güncel hale gelmiştir. Kyoto Anlaşması'na uymayan en büyük iki büyük kirletici ABD ve Çin, çevrenin korunması üzerinde bir uzlaşmaya varmak için görüşmelerini sürdürmekteler. İşte bu ortamda AB'ye giriş için 'Çevre' faslının müzakereye açılması ülkemizin çağdaşlaşmasında zahmetli bir sürecin başlangıcı olacaktır.
AB Sözleşmesi'nin temeli Birlik sınırları içerisinde yaşayanların barış ortamında, yaşam değerlerini geliştirme esasına dayanmaktadır. 2006 yılında kabul edilen yeni 'Sürdürülebilir Gelişme Strateji'sinde, yaşamakta olanların ve gelecek nesillerin yaşam kalitelerinin iyileştirilmesi hedef alınmıştır. Bu amaçla, kaynakların verimli kullanılması ve yönetilmesi, refahın, çevre korumasının ve sosyal uyumun sağlanması için çalışma öngörülmektedir. 'Kentsel Çevreyle İlgili Strateji' çalışmalarında belirtildiğine göre AB nüfusunun beşte dördü kentlerde yaşamaktadır. 31 Aralık 2008 verilerine göre Türkiye nüfusunun da dörtte üçü kentlerdedir. Son olarak da, Aarlborg 'Avrupa Kentlerinin Sürdürülebilirliği Belgesi'ne göre, kentlilerin sağlık ve yaşam standartlarının iyileşmesi sosyal ve ekonomik gelişme ile çevre çalışmalarının uyum sağlamasına bağlıdır.
Kentlerde havanın kalitesi, gürültü kirliliği, kentsel atıksu arıtması, katı atık yönetimi, hava kirliğine sebep olan gazların emisyonu ve pek çok diğer konu 'Çevre' kavramı içerisinde yer almaktadır. Avrupa Çevre Ajansı'nın (EEA) 2009 yılında yayınladığı 'Avrupa Kentlerinde Yaşam Kalitesinin Sağlanması' raporunda belirtildiğine göre, havadaki tanecikler her yıl 350.000 kişinin ölümüne sebep olmaktadır. Havadaki tanecikler, ozon ve azot oksitleri insan sağlığı için ciddi tehlikeler doğurmakta, solunum hastalıklarının, astım ve çocuklarda iyileştirilemez akciğer hastalıklarının kaynağı olmaktadır.
Sağlık konusunda hassas olunması gereken bir konu da gürültü kirliliğidir. Devamlı gürültü kalp rahatsızlıkları, işitme zorlukları ve zihinsel aksaklıklara sebep olmaktadır. Almanya'da miyokardik enfarktüsün % 3'ünün trafik gürültüsünden kaynaklandığı ileri sürülmektedir.
Hollanda'da yapılan çalışmalar, yüksek binaların az olduğu, geniş yeşil alanlara, açık bölgelerde spor yapma olanağına sahip çocukların fiziksel gelişmelerinin daha olumlu, obezitenin % 40 daha az olduğu tespit edilmiştir. Doğa ile ilişkiler çocuklarda zihinsel gelişmeyi, davranışları ve dikkati olumlu etkilemektedir.
Kentsel Atıksu Arıtımı konusu AB Konseyi'nin 91/271/EEC direktifi ile 21 Mayıs 1991'de düzenlenmiştir. Devamlı olarak da güncellenmektedir. Bu direktife göre, nüfusu 2000 kişinin üstündeki bütün yerleşimlerde 2005 yılı sonuna kadar kentsel atıksuyun arıtma tesislerinde toplanması gerekmektedir.
EEA (European Environmental Agency) verilerine göre 2004 yılı sonunda Türkiye'de kentsel atıksu arıtımı sadece % 36 oranında gerçekleşmiş durumdadır. Bunun % 12'si yalnızca fiziksel arıtma, %21'i fiziksel ve biyolojik arıtma, % 3'ü ise fiziksel, biyolojik ve kimyasal arıtmadır.
Kısacası 'Çevre' konusunda yapacak çok işimiz var...