AKŞAM GAZETESİ | Ahmet İnam | 2009-07-23
Mizahta doğru dürüst yapılırsa, elbette felsefe bulunur. Peki, felsefede mizah var mıdır? Ne anlamda mizah arıyoruz felsefede? Felsefecilerin başından geçen komik olayları mı kastediyoruz? Yoksa felsefenin kendisi 'gülünç' bir etkinlik midir? Batı felsefesinin başlarındaki büyük düşünür Thales'e atfedilen bir olay vardır: Ünlü düşünür, bir gece gökyüzündeki yıldızları seyrede seyrede yürürken önündeki çukuru görmez, çukura düşer. Trakyalı olduğu söylenen bir genç kız Thales'in bu durumuna kendini tutamaz, gülüverir. Filozof denen adam, gözünü gökyüzüne dikmiş, önündeki çukuru görmemiştir. Trakyalı kızın gözünde ne zavallı varlıktır Thales diye düşünebilirsiniz. Oysa şöyle de görebiliriz olup biteni: Trakyalı kız her çukura düşene gülmüyordu herhalde. Belki onlara acıyor, yardımlarına koşuyordu. Peki neden gülmüş olabilir o halde, Thales'e? Saygısının beslediği şaşkınlıktan! Böyle yüce bir filozof, yıldızların gizini bilmeye uğraşan, bilgili, bilge kişi nasıl olur da dünyadaki basit bir gerçeği, önündeki çukuru göremez? Yıldızları bilen nasıl olur da yürüdüğü yolu bilemez? Gülünçlük buradan geliyor: Bir anlayıştan: Yıldızları, herkesin bilmediği bilgileri bilip de, herkesin bildiği bilgilere sahip olmamak tuhaf, tuhaf olduğu ölçüde gülünç olmalı.
Felsefe soyut düşüncelerle uğraşır ama yaşamın somut sorunlarına yanıt vermez. Felsefenin gülünçlüğü yaşanan sıradan, olağan yaşama ters düşmesinden ileri geliyor diye düşünebiliriz, Thales örneğinden yola çıkarak. Oysa, filozoflardan biridir, Thales. Örneğin Bulutlar komedyasında Aristofanes, Sokrates'i komik durumlara sokarak dalga geçer onunla.
Yine Anadolu'da Roma döneminde yaşamış Samsatlı Lucianus'un da felsefeye, filozoflara ilişkin mizah gözlüğünden eleştirileri vardır.
Örneğini verdiğim durumlar felsefeye 'dışarıdan' bakılarak, ondaki gülünç yanları bulma çabalarıdır. Oysa felsefe yaşama ironiyle bakmaktan kaynaklanır, Sokrat gibi örneklerde. İroni, bir açıdan kara mizahtır. Mizah sıradan dünyaya sıradan bakıldığında ortaya çıkmaz. Mizah, olağana olağan dışı bakabilme gücünden gelir. Aklımızla yaptığımız mizah belli bir biçimde, olup biteni, gülünç bulacak bakış açısıyla gördüğümüzde ortaya çıkar. Böyle bir açı bir zeka ile oluşturulabilir.
Felsefe de olup bitene, alışılagelen kalıpların dışında, belli sorgulama tavrı ile yaklaşır. Felsefe olağana, olağan dışı bir açıyla bakar. Bu açıdan mizaha benzer. Mizah, kalıpları kıran, ezberimizi bozabilen özellikler taşır. Felsefe de kalıpları kırma, kalıpları sorgulama etkinliğidir.Tıpkı kimi büyük sanatçılar ve bilim insanların da olduğu gibi, kimi büyük filozofların da mizah duyguları vardır. Mizah duygusu, bilimde ve felsefede yaratıcılığın çekirdeğini oluşturabilir. Mizah duygusu, araştırdığımız konuları, alışılmamış açılardan görmeye katkıda bulunur. Zihnimizi, duygu dünyamızı geniş bir ufukla görmemize yardımcı olur. İnsan olarak zenginleştirebilir bizi, farklı açılarla bakmayı sağladığı için, bizi katı görüşlü bir insan olmaktan alıkoyar.
Mizah, sık söylendiği gibi, ciddi çok ciddi bir iştir. Sorumluluk ister. Mizahın bir ahlakı, bir edebi vardır. İnsanı, dünyadaki, giderek evrendeki yaşamı güzelleştirmek içindir. İnsanları aşağılamak, sahip oldukları değerleri küçümsemek, onlara hakaret etmek için değildir.
Başkalarına gülmeden önce kendine gülmeyi bilmeyenin mizahla ilgisi olamaz.