Elbette herkes gibi ben de Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili her gördüÄŸüm haberi okumaya çalışıyorum. Genç kızın günlüklerinden avukatlarının açıklamalarına kadar bir cinayet romanı gibi heyecanla takip ediyorum geliÅŸmeleri. Kendi kendime ipuçlarını birleÅŸtiriyor, sonuca varmaya, nedenleri üzerinde durmaya çalışıyorum. Bugünlerde sohbetlerin de baÅŸlıca konusu bu.
KuÅŸkusuz, medyanın bu cinayeti sahiplenmesi bu merak dalgasını tetikleyen en önemli unsur. Belli ki medya yöneticileri genç bir kızın, genç bir erkek tarafından öldürülme hikayesinde satış unsuru bulmuÅŸlar. O yüzden de haber uzadıkça uzuyor, üzerine gidiliyor.
Gerçi konu da giderek ilginçleÅŸiyor. Özellikle AyÅŸe Arman'ın avukatla yaptığı söyleÅŸide verilen bilgiler ilgimizi canlı tutma bakımından dört dörtlüktü: İştah kabartıcı bir sürü ayrıntı öÄŸrendik.
İşin içinde ünlü bir ailenin olması da cinayeti medyatik kılan unsurlardan biri. Tamam, sadece bir üçüncü sayfa haberi deÄŸil. Ama biraz abartıldı mı bu haber, düÅŸünmeye deÄŸer.
'Münevver Cinayeti'ni çözmeye bu kadar hevesli, hatta ihbarlar için ödül koyan bir medyanın en az bu kadar medyatik unsurlar barındıran bir baÅŸka cinayetin ucunu bırakması, resmi açıklamalar ve ajans haberleri dışında neredeyse hemen hiç ilgilenmemesi doÄŸal mı?
Bir tür eÅŸitsizlik olduÄŸu kesin ve bu yüzden de ben bugün 'Neden kimse Engin Temel cinayeti'ni hatırlamıyor diyebiliyorum.
İlk akla gelen medyadaki heteroseksist, heteroseksüelleri kayıran, cinsiyet ayrımcı yaklaşım. Çok basit ve yüzeysel bir ayrıma tabi tuttuÄŸumuzda genelgeçer ahlak kriterlerine göre iki kurban arasında 'marjinal' ve 'mainstream' farkı var: Engin Temel bir eÅŸcinsel kulüp iÅŸletmecisi, bu cinayetin bir tarafında da eÅŸcinsel bir boyut var. Gece kulübü, alkol, seks, uyuÅŸtucu zaten eÅŸcinsellik olmasa bile baÅŸlı başına Engin Temel'i 'marjinal' kılmaya yeter ortalama ahlakın gözünde. Münevver ise çoÄŸunluÄŸun daha kolay özdeÅŸleÅŸebileceÄŸi kadar sıradan bir genç kız: 'Sapma' olarak nitelendirilebilecek hiçbir tarafı yok. Herhangi biri.
Kısacası, kurbanın istendiği kadar masum olması durumu.
'Bir genç kızın ölümü'nün 'bir eÅŸcinsel cinayeti'nden daha çok alıcısı olduÄŸu düÅŸünülebilir.
Ama bu açıklama Engin Temel cinayetiyle neden ilgilenilmediÄŸi konusunda beni tatmin etmiyor.
Münevver cinayetinde aÅŸağı yukarı her ÅŸey ortada; katil, saat, mekan vs. Sadece 'motivasyon' hakkında bir bilgimiz yok, ama katil yakalandığında da büyük ihtimalle bu da aydınlanmış olacak. Üstelik amatör bir cinayet bu; yüze göze bulaÅŸtırılmış, aceleyle iÅŸlenmiÅŸ, katilin psikolojisini kolaylıkla ele verdiÄŸi.
Oysa Engin Temel'in öldürülmesi içinde fazlasıyla gizem barındıran, daha karanlık, daha profesyonel bir cinayet. Hiçbirimizin nedeni veya katili hakkında en ufak bir bilgisi yok. Adeta üzeri kapatılıyor, kapatılması için özel bir çaba harcanıyor. Tabii Engin Temel'in profesyonel bir tezgahla infaz edilmesi de kuÅŸku uyandırıcı. Ta aralık ayında iÅŸlendi bu cinayet, polis bu kadar zamanda hiç mi yol katetmedi?
Öyle görünüyor. Bu cinayetin bilinmezliÄŸi, esrarı gazetecilikte bir 'malzeme' sıkıntısı yaratıyor olabilir. Münevver cinayetinde olduÄŸu gibi 'arkası yarın' etkisi verecek hikayeler çıkmıyor. Çünkü daha ağır ilerliyor ve kapalı bir kutu.
Peki Münevver'in katiliyle Engin Temel'in olası katili arasında bir 'iktidar' farkı da medyanın yaklaşımı açısından göz önünde bulundurulan bir unsur mu?
GaripoÄŸulları neresinden bakarsanız bakın batmış, düÅŸmüÅŸ bir aile. O aileye vurmak bugün hala iktidarda olan ve Türkiye'yi yöneten sınıfa mensup bir aileye vurmaktan daha kolay. (Yanlış anlaşılmasın: Bu ailenin maÄŸdur duruma düÅŸtüÄŸünü savunmuyorum, sadece daha kuvvetli -mesela reklamveren- bir aile olsa hedefte medyanın kendini daha frenleyeceÄŸine inanıyorum. Bu bizim iki yüzlülüÄŸümüzdür.)
DiÄŸer yandan Engin Temel'i profesyonelce öldürten katilin kimliÄŸi hakkında hiçbir ÅŸey bilmiyoruz: BilmediÄŸimiz ÅŸey de bizi korkutuyor. Ya altından çok büyük, çok karanlık bir isim çıkarsa? Ya bu cinayet hiç kimsenin hayal etmediÄŸi bambaÅŸka yerlere uzanırsa? Malum, binlerce dedikodu dolanıyor, ünlü iÅŸadamlarından bahsediliyor.
İki cinayetle ilgili basının temasında 'dokunulmazlık' etkisi kendini her an gösteriyormuÅŸ gibi geliyor.
Bu yazılardan kitap olur
Günlük gazetelerde yayımlanan ve aslında tarihe not niteliÄŸinde olan kimi yazılar hafızasızlığımız ve arÅŸiv alışkanlığımız olmadığı için unutulup gidiyor. Oysa uzun emeklerin, titiz bir çalışmanın ürünü bunların bazıları. GeçtiÄŸimiz haftalarda iki gazetecinin bir dizi çalışması bana 'KeÅŸke bunlar kitap yapılsa' diye düÅŸündürdü. Bu yazılar sınırları gazete sayfalarını epey aÅŸabilecek, çok daha detaylı bir çalışmaya dönüÅŸebilecek konulardı. Tarihe kalacak, referans olarak dönüp dönüp bakılabilecek iki kaynak olabilir...
Bunlardan biri AyÅŸe Arman'ın kamuoyunda 'Münev- ver cinayeti' olarak bilinen olayla ilgili yaptığı röportajlar, haberler... AyÅŸe bütün bunları bir araya toplayıp, kendi kalemiyle olayın geliÅŸini, giriÅŸimini, sonucunu yazarak bize Truman Capote'nin 'In Cold Blood' (SoÄŸukkanlılıkla) eseri gibi bir çalışma bırakabilir.
Bir diÄŸeri de İtalya'yı en iyi bilen gazeteci Nilgün CerrahoÄŸlu... GeçtiÄŸimiz haftalarda Cumhuriyet'te 'Ergenekon'a İtalya kılavuzu' baÅŸlıklı bir dizi yazı kaleme aldı. Medyada sıklıkla yapılan Gladio-Ergenekon benzetmesinin ne kadar yanlış olduÄŸunu, Gladio'ya yönelik basında yer alan haberlerin nasıl çarpıtıldığını, bu konudaki cehalet örneklerini ve İtalya'daki davanın aslını, sonucu gayet net bir ÅŸekilde anlatıyor. Basında dezenformasyonun doruÄŸa çıktığı bir dönemde ufuk açıcı yazılar oldu.
İki gazetecinin çalışması kitaplaÅŸtırılmayı fazlasıyla hak ediyor... Umarım bu önerimi ciddiye alırlar ve bizlere tarihimizin iki önemli olayıyla ilgili kılavuz olabilecek kaynaklar bırakırlar.
Fehmi'nin türküsü
MeÅŸhur fasıl gecesinde öÄŸrendiÄŸim kadarıyla kolonya kokulu Fehmi Koru yeteneklerine bir yenisini daha eklemiÅŸ ve o yanık sesiyle türküler söylemiÅŸ... Ayda 105 bin TL kazanan Koru için yeni bir gelir kapısı olabilir bu hobi...
DoÄŸrusu bu aralar kaçak yalısından dolayı kıyamet kopan ve bir türlü o yalının keyfini süremeyen Koru'nun sesine 'Çökertme' türküsünün yakışacağını düÅŸünüyorum: 'Bitez'de yalısına varmadan Halil'im aman koptu kıyamet.'