Büyük yazarların özel hayatı
Gazete köÅŸe yazarlarını, benim anladığım anlamıyla yazar olarak pek adlandırmamak gerekiyor. Çünkü ben bu yazıda 'Gustave Flaubert' ve 'Dostoyevski' kalibresindeki 'Büyük yazarları' ele almak niyetindeyim.
Ama hayatımı yazı yazarak kazandığımdan, bu nedenle birçok 'dostum' yazarlardan oluÅŸtuÄŸu için, ÅŸahsi deneyimime göre yazarların hemen hepsi son derece tuhaf, garip tavırlı ve pek de hoÅŸ olmayan insanlar.
Bu takımı uzun müddet benim gibi izlerseniz iyi yazar olmak için itici, garip karaktere sahip bulunmanın neredeyse bir zorunluluk olduÄŸunu bile düÅŸünmeye baÅŸlarsınız.
İyi yazarların bir diÄŸer özelliÄŸi, egolarının bir balon gibi ÅŸiÅŸmiÅŸ olduÄŸu, megaloman, dünyanın daima kendi etraflarında döndüÄŸünü sanmaları ve bu kendi gerçeklerinin baÅŸka insanlar tarafından da otomatik olarak kabul edilmesi gerektiÄŸini düÅŸünmeleridir.
Benim tanıdığım, gözlemlediÄŸim yazarlar böyle ama mesele aslında evrensel. Kendimin de bu trendlerin ve karakter deformasyonları dışında kaldığımı düÅŸünmüyorum. Bir ihtimal kendi davranış tuhaflıklarıma meÅŸruiyet kazandırmak için olsa gerek, birçok yazarın özel yaÅŸamını inceledim. Kendi tanıdıklarımdan edindiÄŸim izlenimleri de ekledim bu okuduklarıma. Kendi oto analizimi de bunlarla harmanladıktan sonra vardığım sonuç ÅŸu: Bu tuhaf insanlar, gariplikleriyle, hayat serüvenleriyle, tavırlarıyla, kalemleriyle insanlara sadece beyin eÄŸlencesi sunmak için varlar.
Bu varlık nedeni de hemen hepsine yetiyor
Kendim için de dahil olmak üzere, birçok yazar için 'Neden böyleyiz, neden böyle oluyor her ÅŸey?' diye sorduÄŸumdan, çoÄŸu normal insana çok tuhaf gelebilecek yaÅŸamlar sürmemizin nedenlerini merak ediyordum.
Üstüne üstlük tüm bunlardan katiyen zerre kadar da rahatsızlık duymamamızın gerekçelerini de araÅŸtırıp öÄŸrenmeye ve anlamaya meraklı olduÄŸumdan, elimde 2 adet harikulade kitap var. İkisi de büyük yazarlar hakkında bunların... 'Secret Lives Of Great Authors' adındaki (Büyük Yazarların Gizli YaÅŸamları) kitap henüz Türkçe'ye çevrilmedi.
DiÄŸeri ise mutlaka hemen alıp baÅŸucunuzda bulundurmanızı tavsiye ettiÄŸim 'Kayıp Kitaplar Kitabı'. (Yz. Stuart Kelly). Bu tam yazın geldiÄŸi pazar günü Flaubert ve Dostoyevsky ağırlıklı olarak, yazar dünyalarında biraz dolaÅŸacağız. Onlara ağırlık verdim. Çünkü göreceÄŸiniz gibi ikisi hayli garipler.
Sıçan gibi sürünen bir yazar
Dostoyevski'ye de ayrıca takmam için Flubert'in tüm eserlerinin internete yüklenmesi türünden yeni bir geliÅŸme olmadı. Ancak kızının yazmış olduÄŸu biyografiyi bitirmek üzere olduÄŸumdan, onun tüm eserlerini yeni baÅŸtan okumak gibi imkansız ve bir ihtimal felakete yol açabilecek iÅŸe giriÅŸtim. 'Suç ve Ceza' ile baÅŸladım ve iÅŸ sürüyor. Kısa yazmasıyla meÅŸhur olmayan bu büyük romancı hakkında yapılan 'tıpkı bir sıçan gibi nefret içinde sürünüyor' tanımı D.H. Lawrence'a aittir.
İyi bir yazar olabilmek için nefret iyi bir dürtüdür. Bunun da en iyi örneÄŸi Dostoyevski'dir. O sırasıyla sosyalistlerden, anarÅŸistlerden, kokuÅŸmuÅŸ aristokratlardan, sorumsuz köylülerden, Almanlar'dan, Yahudiler'den, Fransızlar'dan halinden memnun olanlardan tiksiniyordu. Hepsinden derin ve eÅŸit yoÄŸunlukta nefret edebiliyordu. Bu listeyi yazdıktan sonra 'Kendisi dışında hayatta nefret etmediÄŸi hiçbir ÅŸey kalmadı' diyebilirdim ama kendisinden de nefret ediyordu, tiksiniyordu.
Bu bizdeki gazete yazarlarının önemli bir bölümünde bulunan, özellikle liberal faÅŸistlerde ve siyaseten doÄŸrucu yazarlarda görülen hastalıklı bir durumdur. Üstelik onların nefreti iyi bir yazar olabilmelerine de yol açmıyor ne yazık ki...
BaÅŸladıklarını bir türlü bitiremezdi
Dostoyevski çok üretkendi, birçok roman fikri vardı kafasında. Önemli bir bölümüne de baÅŸladı ama çoÄŸu yarım kaldı. Onları yok etmeye kıyamadı ve sonradan 'Suç ve Ceza', 'Ecinniler' ve 'Karamazov KardeÅŸler' gibi 'Magnum Opus'larının içine daha önce baÅŸlayıp da bitirememiÅŸ olduÄŸu bu romanlarını da serpiÅŸtirdi. Belki de bu nedenle onun romanlarında birçok katmanlık, deÄŸiÅŸik düzeylerde yoÄŸunluk bulunur...
Woody Allen 'Hızlı okuma kursunu bitirdim. SavaÅŸ ve Barış'ı hızlı okuma yöntemiyle okudum. Romanın konusu Rusya'da geçiyordu' esprisini yapmıştır. Yani bu tür büyük romanlar hızlı okumaya hiç uygun deÄŸildir. Onları mutlaka tadını çıkara çıkara, ağırdan alarak okumak lazım. BüyüklüÄŸün keyfine de ancak öyle varabiliyorsunuz. 'Suç ve Ceza' bitince 'Karamazov KardeÅŸler'e geçeceÄŸim. Yılbaşından önce bunu baÅŸarırım umarım.
Madam Bovary'nin yazarı
Gustave Flaubert sadece bu kitabıyla kendisini anmamıza herhalde kızmazdı. Çünkü bunu yazarken neredeyse hayatını tüketti. Çok sancılı yazardı Flaubert. Yazdığını beÄŸenmez, tekrar yazar ve beÄŸenmediklerini de atmaya kıyamazdı. Neredeyse üzerine mürekkep damlamış kağıt fetiÅŸizmi bile var diyebiliriz. Öylesine vahimdi durum. Böyle olunca yazı yazdığı odası binlerce kağıt parçacığı ile doluyordu.
Flaubert'in tüm yazdıkları internette
Rouen yerel kütüphanesinde, birkaç araÅŸtırmacının gayreti sonucunda Flaubert'in yazdığı her ÅŸey, atmak isteyip kıyamadıkları da dahil olmak üzere kısa süre önce internet ortamına yüklenmiÅŸ durumda.
Bugün edebiyat tarihi konusunda doktora yapmaya kararlı bir araÅŸtırmacının seçeceÄŸi en güzel tez konusu Flaubert olmalı. Çünkü aradığı her ÅŸeye ÅŸimdi bir tıklamayla ulaÅŸabilecek.
Mastürbasyon krizleri
Flaubert, romanını öylesine sıkıntılı ve takıntılı olarak yazardı ki; bazen aÄŸlama, bazen de mastürbasyon krizlerine tutulurdu. Yazmanın kendisini tiksindirdiÄŸini söylerdi. Yazmak, tıpkı 'Koca bir okyanusu içmek zorunda kalıp sonra hepsini boÅŸaltmak için iÅŸemek' gibi bir his veriyordu kendisine. Buna raÄŸmen hiç durmadan yazdı ve modern yaÅŸamı daha iyi anlayabilmek için tıpkı okyanusu içer gibi durmadan etrafını gözlemleyip bilgilendi.
Salinger gibi
Zaten çok az yazan J.D.Salinger, yazdığının basılmasını ise utanç verici bir durum olarak nitelendirirdi. Yazdıklarının basılması sürecine girmesini utanç verici bir süreç olarak nitelendirirdi. İnzivası ile de meÅŸhur Salinger de Flaubert de yayınlamayı 'DehÅŸet verici bir gaf, birilerinin kıçınızı temizlemesine izin vermek gibi bir ÅŸey' olarak nitelendirmiÅŸtir.
En büyük arzusu, Madame Bovary'nin elinde bulunan tüm sayfalarıyla birlikte gömülmek olduÄŸunu söylerdi. Bu hayalini gerçekleÅŸtirebilmiÅŸ olsaydı ÅŸimdi internetten rahatlıkla ulaÅŸabileceÄŸimiz büyük yazarın tüm yazıları kaybolmuÅŸ olacaktı.
İlk yazısında Bruegel'den esinlenmişti
Gustave Flaubert yazmaya bir Bruegel tablosuna hayranlık duyduÄŸu ve ondan çok etkilendiÄŸi için baÅŸladı. Romantik fantezi olarak nitelendirilebilecek 'Le Tentation de Saint Antoine' adlı yazısı tabloya bakarken almış olduÄŸu nottan yola çıkılarak yazılmıştı. Onu tetikleyen cümle ÅŸundan ibaretti: Uzanan çıplak bir kadın, aÅŸk bir köÅŸede.
Bence müthiÅŸ bir cümle, olaÄŸanüstü bir ÅŸiir bu ama yakın dostu Bouilhet bunu okuduÄŸunda 'Yazarın arkadaşı olmaz' deneyimini kanıtlarcasına 'Bence ateÅŸe at ve bir daha lafını etme' dedi. Neyse ki Flaubert bu arkadaÅŸ tavsiyesini tutmadı.