İçinde olan bizler biliyoruz diye okuyucunun da bilmek zorunluluÄŸu yok tabii ki ama medyada büyük bir iç savaÅŸ yaÅŸanıyor. Önümüzdeki günlerde bütün taÅŸların yerinden oynaması muhtemel. Yetenekliler ile yeteneksizler arasındaki iç savaÅŸ zaten derinden sürmekteydi ama buna aniden yetenekliler grubunun içindeki iç savaÅŸ da eklendi.
Hızla yaklaÅŸan taÅŸların yerinden radikal biçimde oynama zamanı geldiÄŸinde sürpriz isimlerin fena halde etkilendiÄŸini göreceksiniz. Bunları ÅŸu an isimlendirmeyeceÄŸim. Çünkü isim verdiÄŸimde tek tek nedenini anlatmam gerekecek. Bu abartılı bir yük olur gazete üzerine. Gerekirse ileride adları vererek girerim meseleye.
Åžimdilik sadece ÅŸunu söylemeliyim ki; her gazete etkilenecek bu depremden. (Buna Hürriyet, SABAH, AKÅžAM gazeteleri de dahil. Büyük ihtimalle bir tek MİLLİYET'e bir ÅŸey olmayabilir. Çünkü onun yazarları zaten zombi gibiler ve o gazete intiharını tamamlamak için kendi zombilerinin doÄŸal biçimde ölmelerini bekliyor.)
İyi tanıdığınız ve okuduÄŸunuz birçok isim ÅŸu günlerde paniklemiÅŸ durumda. Paniklerini de, yapmaya baÅŸladıkları yanlışlardan anlayabiliyorsunuz. Hatta çok 'Cool' sandığınız bazıları da açıkça ve muazzam yanlışlar yapmaya baÅŸladılar panikten.
Belki sancılı bir süreç yaÅŸanacak önümüzdeki günlerde. Emin olun ki; medya ve Türkiye açısından çok daha güzel olacak. Bu yaklaÅŸtığını gördüÄŸüm depremden ben de hayli etkilenecek olmama raÄŸmen sürecin sonuç itibarıyla iyi olacağını söylemekten çekinmem.
Bugün yazıya baÅŸladım ama bitirebileceÄŸimden kuÅŸkuluyum. Çünkü tüm gazetelerdeki köÅŸe yazarlarına bir göz atmış durumdayım.
İnsan bir dizi 'O kadar manasız anlamsız ve hiç söylenmese de olurdu' dedirten yazıyı okumak zorunda kaldıktan sonra, yazarın iÅŸinin, yazısında farklı bakış açıları sunma veya bilgi verme veya bunların hiçbirisi olamıyorsa da en azından okuyucuyu eÄŸlendirmek olması gerektiÄŸini düÅŸünen bir yazarın içinde yazı yazmak arzusu hiç kalmıyor.
Ama zorlayacağım kendimi, bunlara teslim olmayacağım. Biz bir savaÅŸtayız, onlar da düÅŸmanım benim ve mutlaka kan olacak. Onlara inat yazacağım.
Bu satırları kaleme alırken televizyonda, bir Milliyet yazarı olan Rıza Türmen'in yazısı okunuyordu. Sedat Ergin'in en büyük günahlarından bir tanesi olan bu yazar, Heidegger'i bile kıskandırabilecek kadar aÄŸdalı ve uzun cümlelerle anlatıyor derdini. (Derdi de ne, belli deÄŸil.)
Televizyondaki spiker, canlı yayında adamın yazısının tümünü okumak gibi bir intihar giriÅŸiminde bulundu. Bir köÅŸe yazısının okunması yaklaşık 10 dakika sürebilir mi? Adamın yazısının uzunluÄŸu bazen MİLLİYET'in baÅŸyazısı olarak birinci sayfadan verilen yazının uzunluÄŸunu bile aÅŸmıştı ki; bu kendi başına bir dünya rekoru olmalıydı.
Sonra bunları düÅŸünürken iç savaÅŸtaki görevleri medyada düÅŸüncenin seviyesini düÅŸürmek ve genelde yazarları aptallaÅŸtırmak olan bir buçuk insanın, NTV'de sundukları 'Yazı İşleri' programı baÅŸladı ve benim bir süredir köÅŸe yazarları hakkında oluÅŸturmaya çalıştığım yeni tezimi doÄŸrulama imkanım oldu.
YETENEKSİZ YAZARLAR, SAHTE DİŞ DOKTORUNA BENZER
Mutlaka bir ara denk gelmiÅŸinizdir, televizyon reklamlarında diÅŸ macunu reklamlarında oynayan bazı sözde diÅŸ doktorları var. Medyadaki ciddi ve ağır köÅŸe yazarlarının bu sözde diÅŸ doktorlarına çok benzediklerini düÅŸünüyorum.
O reklamlar genelde ÅŸöyle oluyor: İnsanlar rutin, normal yaÅŸamlarını mutlu bir ÅŸekilde sürdürürken birden hayatlarına katiyen davet etmedikleri ve var olmasını istemedikleri bir adet diÅŸ doktoru müdahale ediyor.
Gazetelerde ciddi yazar diye yazdırılmaya başlanan bazı insanlar da aynen bu durumda işte.
Haklarında hiçbir fikre sahip olmayan ve onlardan da fikir talep etmeyen insanlara ısrarla fikirler falan sunuyorlar.
Sonra diÅŸ doktoru insanlara hiç düÅŸünmeye gerek duymadıkları lüzumsuz bir soru soruyor. ÖrneÄŸin; 'DiÅŸ etlerinizdeki bakterilerin farkında mısınız' deyiveriyor. İnsanlar 'Hoppala, nereden çıktı bu sorun da, al başına bela' diyor. Aynen açıklanması zor nedenlerden dolayı o gün bir konuya takmış ve üstelik bunu yazmaya çalışan köÅŸe yazarlarına da 'Hoppala neden zırvalıyor bütün bunları' dedikleri gibi.
DiÅŸ doktoru soruyu ortaya attıktan sonra lafı lüzumsuz uzatan ciddi köÅŸe yazarları gibi birtakım lüzumsuz iÅŸlemler yapıyor reklamda. İnsanın aÄŸzının içindeki bakterileri filan ölçüyor hatta insanlara bu bakterleri onlar istemediÄŸi halde gösteriyor.
Yazar da önemi olmayan ve hiç de önemsenmeyecek fikirlerini büyük ciddiyetle yazmayı sürdürüyor.
Bütün bu sancılı ve gereksiz süreç sonunda yazısını sancılı ve lafı uzatarak yazan köÅŸe yazarının yaptığı gibi lafı tamamen banal ve zaten herkesin baÅŸtan bildiÄŸi 'Çözüm' önerisi ile bitiriveriyor diÅŸ doktoru. 'DiÅŸ macunu kullanın ve diÅŸinizi fırçalayın' filan diyor. Bunun yazıdaki muadili ise 'Sorunlarımızın temelinde sosyal ve ekonomik politika oluÅŸturulmamış olmasıdır' gibi temelde tamamen anlamsız olan bir fikir yazısı bitiÅŸidir veya aynı yeteneksiz yazarlar yazılarını 'Avrupa BirliÄŸi normlarından uzaklaşıldığı için Türkiye sorunlarını sancılı yaşıyor' türünde bir anlamsızlık ile de bitirebilirler.
Görüyorsunuz televizyon reklamlarındaki diÅŸ doktorları ile ciddi, ağır köÅŸe yazarları arasında çarpıcı benzerlikler var.
Kayıp bağlantı
Tam bilim dünyasındaki son geliÅŸmeyi anlatan ve insan ile maymun arasındaki kayıp baÄŸlantının nihayet bulunduÄŸu haberini veren yazıyı okuyordum. İnsan ile maymun arasındaki kayıp baÄŸlantının hemen her yıl keÅŸfedildiÄŸi haberi gelir ama arayış bir türlü bitirilemez nedense. Arayanlar bulduklarından bir türlü tatmin olmazlar.
Bunun nedeni üzerinde düÅŸünürken yazısından bölümler okunan Mehmet Altan'ın fotoÄŸrafı geldi ekrana. Birden anladım meseleyi, kayıp baÄŸlantı arayışının bir türlü neden sonuçlandırılamadığını kavrayıverdim...
Kayıp baÄŸlantıyı araÅŸtıranlar bir süreliÄŸine Türkiye'ye gelseler ve Mehmet Altan ile Eser KarakaÅŸ'ı bir görseler mutlaka kayıp baÄŸlantıyı arayış çabalarını sonuçlandırmanın mutluluÄŸuyla ülkelerine dönerlerdi.
Banu Güven neden gergin?
Kanalındaki başını 'Yazı İşleri' programının çektiÄŸi yeteneklerin ve zekaların aÅŸağıya çekilerek düÅŸük düzeyde eÅŸitlenmesi çabasının üzerinde kalan bir zeka ve yeteneÄŸe sahip olduÄŸuna inandığım Banu Güven'i son izlediÄŸimde hayli gergin gördüm. GerginliÄŸi ekrana da yansıyordu. Gülümsemekte zorlanıyordu ve her an kavga çıkaracak gibiydi. Etrafındaki militan yeteneksizlik onu yiyip bitirmeye baÅŸlamış.
Bir zamanlar 'Adam's Family' adlı bir dizi vardı. O dizideki ailenin küçük kızına fiziksel olarak da benzemiÅŸ. Banu Güven kendi saÄŸlığı için ya 'Yazı İşleri' programının hemen bitirilmesini talep etmeli ya da hemen baÅŸka bir kanala transfer olmalı.