Kriz, kapitalizmi ciddi biçimde sarstı, ekonomik sonuçları hepimiz biliyoruz, hissediyoruz. Ama bunun dışında kriz ile birlikte çok önemli olan bir kültür deÄŸiÅŸimi de yaÅŸanmaya baÅŸlandı.
Kapitalizme karakterini veren hakim kültür hızla ve radikal biçimde deÄŸiÅŸiyor. Yorumcular bu sürece 'kültür kayması' (culture shift) adını takmışlar.
Hakim kültürdeki bu geliÅŸmeyi biz de anlamaya çalışmalıyız. Çünkü bu sadece ekonomiyi deÄŸil hayatın her alanını nasıl yaÅŸamakta olduÄŸumuzu da deÄŸiÅŸtirecek bir geliÅŸme.
Kapitalist üretim biçiminin iÅŸleyiÅŸi deÄŸiÅŸecek tabii ki ama bu 'kültür kayması'yla aynı zamanda hayata bakışımızı da deÄŸiÅŸtirmemiz istenilecek.
Pazar günü bu trendin bazı önemli noktalarını açmaya baÅŸlangıç yapayım istedim. BaÅŸlangıç diyorum, çünkü bu süreci birçok farklı yönleriyle daha uzun yıllar boyunca tartışmayı sürdüreceÄŸiz sanıyorum. BaÅŸtan, pazar gününüzün havasını bozmayacak sonucu vereyim. Kriz tabii ki çok kötü ve birçok acıya neden oldu ama bu krizin olumlu ve çok olumlu geliÅŸmelerin baÅŸlangıcı olduÄŸunu da söyleyenler var. BahsettiÄŸim 'kültür kayması' da zaten bu noktada yaÅŸanıyor iÅŸte.
İnsanlar neden mutlu?
İlk önce bana çok ÅŸaşırtıcı gelen bir araÅŸtırmanın sonucunu ileteyim size. Krizin baÅŸladığı ve hayli de sert vurduÄŸu Amerika'da 'Mutluluk İndeksi' araÅŸtırması yapılmış. Ve alınan sonuca göre ÅŸu an insanların yüzde 66'sı, kendilerini çok mutlu hissettiklerini açıklamış. Üstelik 'mutluyum' diye açıklayanların bir bölümü krizden etkilenmiÅŸ insanlarmış. 'Bu nasıl olabiliyor?', bunu çözümlemeye çalıştığımızda 'OlaÄŸanüstü kültür kayması'nın anlamını da kavrayacağız.
Birçok insan, kriz öncesi dönemde hayatı yoÄŸun ve anlamlı yaÅŸamak imkanını bulamadıklarını düÅŸünüyor.
Temelde sadece durmadan daha fazla para kazanıp harcamaktan ibaret olan bir yaÅŸam koÅŸuÅŸturması onları teslim almıştı. Hayat üzerine, kendileri hakkında, iliÅŸkilerin anlamları üzerine düÅŸünecek vakitleri bile yoktu.
İnsanlar belki geçiÅŸ döneminde bireysel darbeler aldılar ama bu darbelerin ve gelinen noktanın kendilerinin yaÅŸamına daha fazla anlam yüklemek imkanını verdiÄŸini düÅŸünüyorlar.
Para artık kolay kazanılmıyor. Harcama da bu yüzden düÅŸüncesizce, çılgınca yapılmayacak. İnsanlar harcadıkları her kuruÅŸun anlamlı olmasına çalışıyor.
Lüks ölmüyor ama hayattaki önem sıralamalarındaki yeri deÄŸiÅŸti. İnsanlar kendi yaÅŸamlarına anlamlı gelen tüketime öncelik veriyor.
Hayırlı sosyal iş yapmak
arzusunda New York'ta bile patlama var.
New York gibi krizin nötron bombasının düÅŸtüÄŸü ÅŸehirlerde ayakta kalabilen zenginlerin son günlerde sosyal açıdan anlamlı hayır iÅŸlerine para akıtmaya baÅŸladıkları görülüyor.
Yani eski dönemdeki kendinden baÅŸka hiçbir ÅŸeyi düÅŸünmeyen egoist bireylerin yerini 'kültür kayması'yla birlikte diÄŸer insanları da düÅŸünebilen bireyler almış durumda.
NEW YORK'un ZEITGEIST'i
Kapitalizmin tarihine baktığımızda her büyük kriz döneminde büyük kültür deÄŸiÅŸimlerinin, kaymaların olduÄŸunu görüyoruz. 1930'lu yıllarda Büyük Bunalım yaÅŸandığında da yardımlaÅŸma, fakirin düÅŸünülmesi duyguları gündeme gelmiÅŸ ve deyim yerindeyse yine 'New York'un Zeitegeist'i deÄŸiÅŸmiÅŸti.
Aslına bakarsanız 'new deal' adı verilen yeni sosyal devlet uygulamalarının mimarlarının tümü New York kökenli devlet adamlarıydı.
Bugün de New York'ta yine benzer bir duygu deÄŸiÅŸimi yaÅŸanıyor. Sokaktaki insanlara yapılan yiyecek yardımları müthiÅŸ artmış durumda. İnsanlar daha fazla almak yerine aç olana yardımdan daha fazla mutluluk duyuyor.
Yemek kültüründe gerçekleÅŸen deÄŸiÅŸim
Neredeyse kapitalizmin anlamını deÄŸiÅŸtirecek kadar derin ve müthiÅŸ olan bu 'kültür kayması' tabii hayatın her alanında tavır deÄŸiÅŸikliklerine yol açıyor.
ÖrneÄŸin; New York'un çok da önem verilen yemek kültüründe radikal dönüÅŸüm yaÅŸanıyor.
Daha önceki dönemde müÅŸterilerindan absürd fiyatlar talep edebilen ve üstelik bu müÅŸterilerine karşı tavırlar da koyabilen restoranlarda fiyatlar her sınıftan insanın yemek yiyebileceÄŸi bir düzeye çekilmiÅŸ durumda.
Benim fiyat felaketini birinci elden bildiÄŸim 'Per Se' adlı bir restoranda iki kiÅŸinin bin 500 dolar gibi bir hesap ödeyerek yiyebildiÄŸi bir yemek artık 270 dolar civarına yenilebiliyor. Bazı restoranlar eskiden bazı insanları kapıdan bile içeriye baktırmazlardı. İçeriye alsalar bile neredeyse tuvaletin yanına oturturlardı. Åžimdi ise her müÅŸteriye kral muamelesi yapılıyor, lokantada yemesi için yalaklık bile yapılabiliyor.
Toplumda güç kaymaları olduÄŸundan 'güç yemeÄŸi' olarak tanımlanan uzun iÅŸ yemeklerinin içeriÄŸi de deÄŸiÅŸiyor. Onlar da bir ÅŸekilde daha anlamlı ve farklı olmak zorunda.
Åžefler bile daha mutlu. Artık onlar bugüne kadar öncelikle yüksek fiyat vermeyi kabul edenlere sunulacak yemekler piÅŸiriyorlardı. Talep de deÄŸiÅŸince ÅŸefler de aslında baÅŸtan beri piÅŸirmek istedikleri temelde basit ama çok tatmin edici (comfort food) yemekleri piÅŸirme imkanını buldular
Bu tür dönemler, tavrını iyi ayarlayanlar için büyük imkanlar da saÄŸlar. 1994'te o dönemki kriz nedeniyle iÅŸsiz kalan iki ÅŸef yeni bir ÅŸeyler denemek için bir araya gelip bir restoran açtılar ve sonucunda yemek tarihinin en büyük baÅŸarılarından bir tanesi yakalandı. Kurdukları restoranın adı Gramercy Tavern'di. Bütün bu deÄŸiÅŸimin neden yaÅŸanmakta olduÄŸuna gelince... Bir defa tüketimde eÅŸitlik saÄŸlanıyor, insanı sinirlendirebilen şımarık tavırlar ortadan kalktı, insanlar zor kazandıkları paraları anlamlı harcıyorlar ve paranın gerçek karşılığını talep ediyorlar. Kolay kazananın şımarıkça kolay para saçtığı dönemin kültürü artık öldü.
Ölmedi ama çok deÄŸiÅŸti
Geçenlerde Oliver Stone'un 'Wall Street' adlı filmini tekrar izledim. Bir zamanlar kapitalizmin ne kadar da çılgınlaÅŸmış olduÄŸunu ne kadar da anlamsızlaÅŸmış olduÄŸunu tekrar gördüm. 'Açgözlülük iyidir' tavrının yaÅŸam ilkesi olarak konulduÄŸu filmde anlatılan dünyalar artık yok ve insanların yüzde 66'sı da yeni dünyanın oluÅŸmaya baÅŸlamasından çok mutlu gözüküyor. Kapitalizm belki ölmedi hala daha ayakta ama bu kapitalizmin eskisinden hayli farklı olacağı da kesin.
Hiç sevmediÄŸi bir ÅŸey yaptı: Dergisini kapattı
Kapitalizmin iÅŸ yapma etiÄŸi ve bireylerinin hayata bakışındaki 'kültürel kayma' yayıncılık hayatında da etkili oldu tabii. Conde Nast ÅŸirketi iki yıl kadar önce 'Portfolio' adında bir dergi çıkarmıştı. Aslında derginin temelindeki fikir çok da güzeldi. Ekonomi çok heyecan vericiydi. İş yapanlar ve paralar kazananlar dönemin film starları kadar ilgi topluyorlardı. Dolayısıyla iÅŸ hayatının magazinsel ve renkli yanını ele alarak trendleri veren bir dergi çok da baÅŸarılı olabilirdi. Portfolio dergisi iÅŸ yaÅŸamının Vanity Fair'i olma iddiasıyla yayın hayatına atıldı ama büyük paralar kaybetti.
Conde Nast'ın patronu çok zarar etmesine raÄŸmen derginin arkasında durmaya uzun süre devam etti. Onun baÅŸlarda para kaybeden yayınların arkasında sabırla durması adeti efsanevi boyuttadır ama bu son dergide yayın yönetmeni olan Joanne Lipman'a patron Si Newhouse'un fazlasıyla ilgi gösterdiÄŸi ve desteÄŸini de bu yüzden kolayca çekmediÄŸi söyleniyor.
Zaten patron Newhouse, Vogue dergisinin yayın yönetmeni Anna Wintour'u ve New Yorker dergisinin eski yayın yönetmeni Tina Brown'u da çok desteklerdi ve bugünküne benzer dedikodular onlarla ilgili de çıkmıştı.
Tabii iÅŸ dünyasının Vanity Fair'i olmak iddiası ile piyasaya çıkan 'Portfolio' dergisinin baÅŸtan hiç ÅŸansı yoktu. İlk önce adım adım kriz geldi ve sonra da 'Kültür kayması' oldu. İş hayatı magazinsel boyutunu iyice kaybetti. Newhouse sonunda acı ilacı yuttu. Hiç hoÅŸlanmadığı bir ÅŸey yaptı, bir dergiyi kapatmak zorunda kaldı.
İlişkiler de değişecek
BU 'kültür kayması' sonucunda, iÅŸ hayatının ve hayatın her alanında iliÅŸkiler deÄŸiÅŸecek. Büyük ihtimalle daha anlamlı, içeriÄŸi zengin bir yaÅŸam oluÅŸturma imkanı yakalanacak gibi gözüküyor.