Yazar olan insanın çalışmak için huzurlu ve sakin ortamlara ihtiyacı olduÄŸu yolunda teorik bir düÅŸünce var. Böyle bir ÅŸey duydum.
EÄŸer gerçekten durum böyleyse benim yazar deÄŸil kaldırım matkapçısı olarak çalışıyor olmam gerekiyordu.
Evli ve çocuklu her erkek bilecektir ki; onların hayatlarında minimum ses ve gürültü olabilmesi katiyen mümkün deÄŸildir. Ben de zaten iÅŸin bu normal yönüne kalıcı çözüm getirmenin peÅŸinde deÄŸilim.
Belirli bir düzeyde gürültüyü, çılgınlığı zaten diÄŸer erkekler gibi kader olarak kabul ettim de bizde biraz daha özel bir durum var.
Rana'nın alçak düzeyde konuÅŸma adeti yok. Bazen ben onun iki kulağının da sağır olduÄŸunu ve bunu benden gizlemeye çalıştığını düÅŸünüyorum. Çünkü sağır olmayan bir insanın normal konuÅŸurken o kadar fazla yüksek sesle konuÅŸması katiyen mümkün deÄŸil. Zaten beni de hiçbir ÅŸekilde dinlemiyordu da ben bunu bilerek yapıyor, daima duymazlıktan geliyor zannediyordum. Ama bir ihtimal, gerçekten duymuyor olabilir beni.
EÄŸer sağır deÄŸilse bu daha da ürkütücü. Geçenlerde oÄŸlan ile dışarıya çıkıyorduk Rana bize 'Güle güle gidin' dedi. BulunduÄŸumuz sitenin korumaları silahlarını çekip bizim eve doÄŸru koÅŸtular. Çıkan sesten eve saldırı olduÄŸunu ve Rana'nın yardım istemek için canhıraÅŸ haykırdığını sanmışlar. Onları sakinleÅŸtirip geri gönderdim.
Sonra oğlum da bizimle kavgalar etmeye başladı.
Sadece benimle kavga etse önemi yok. Çünkü ben onu alçak sesle gizlice tehdit edip susturabiliyorum. Ama Rana'ya bağırdığı zaman ev anında Normandiya Çıkarması'nın ilk saatlerindeki duruma dönüÅŸüyor.
Ben evli ve çocuklu adamların kendi ailelerine hiç görünmeden, onlara hiç bulaÅŸmadan yaÅŸamaları gerektiÄŸine inandığımdan, odamın kapısını devamlı kapalı tutuyorum. Ama yine de onlar kavgaya baÅŸladıklarında, bazı tarafsız gözlemcilerce zaten fazla çalıştığı söylenemeyen beynim tamamen duruyor. Bırakınız yazmayı, okuduÄŸumu bile anlayamıyorum. O düzeydeki kavgada her an birilerinin vahÅŸi biçimde öldürebileceÄŸi korkusuyla yaşıyorum. (Ve tabii ki kavgada oÄŸlanın tarafını tutuyorum. Rana'dan korkmasam odadan çıkıp oÄŸlan için tezahürat bile yapacağım). Sonra evde aniden bir sessizlik oluyor ve ben odadan olay yeri keÅŸfine çıkıyorum. Bir felaket manzarası göreceÄŸim sanıyorum ama her defasında oÄŸlan ile Rana'yı, sanki bir az önce kavga edenler onlar deÄŸilmiÅŸ gibi, büyük bir karşılıklı sevgi ortamında görüyorum.
Bu sürece hiç alışamadım, ders alamadım. Her defasında stresi ben yaşıyorum. Onlar bağırıp çağırıp rahatlıyor. Sonra da yoga seansını yeni tamamlamış insanlar gibi mutlu bir ÅŸekilde etrafta dolaşıyorlar.
Bir de ÅŸu var; benim sabahları afyonum kolay patlamaz. Afyonumun saat 18.30 civarında patladığını söyleyebilirim. (O aynı zamanda günün ilk içki saatidir.) Yani 'Hemen kalk, oÄŸlanı kursa sen götüreceksin' gibi veya 'Baba uyan, düÅŸmanlar saldırıya geçti. Hemen savunma hazırlamalıyız' gibi ÅŸoklarla hızlı uyandırıldığımda, sadece vücudum sarsak olmaktan çıkar, aynı zamanda beynim de sarsaklaÅŸmaya baÅŸlar. Yani ben her gün aşırı sarsağım. Bunun üstüne aşırı gürültü stresi de binince hala hayatta olmam bile mucize sayılmalı.
Bazen bunaldığımda evin savaÅŸ alanından en uzak bölgesindeki tuvalete kapıyorum kendimi. Rana benim tuvalete kendimi çok uzun süre kapattığımı düÅŸünüyor. Neredeyse yaşım tutsa tuvalete kapanıp 31 çektiÄŸimi düÅŸünecek. Halbuki ben onu odamda bilgisayarın başında yapıyorum.
'İspat et uzun oturduÄŸumu' dedim. Bana bir gün önce baÅŸlayıp tuvalette bitirdiÄŸim kitabı yorumsuz gösterdi. Birden 'Kolay, hızlı okunuyordu' da diyemedim. Çünkü James Joyce'un 'Finnegans Wake'iydi bu kitap. Evet; onu okumaya tuvalette baÅŸlayıp, bitirmiÅŸtim..
Tuvalete kaçamadığım günlerde ise odamda kendimi tamamen hareketsiz ve sessiz durumda tutmaya çalışıyorum. Kendimi tamamen hareketsiz, sessiz, tuttuÄŸum takdirde hayatın da genelde bana uyum saÄŸlayacağı yolunda bir (geçersiz olduÄŸunu sonradan anladığım) teorim de var benim.
Geçenlerde evde çalışan kız, benim odama kahve bırakmak için girdi ve bana bakar bakmaz bir çığlık atıp, dehÅŸet içinde kaçtı. Böylece evde çığlık atarak koÅŸuÅŸan insan sayısı birden üçe çıktı.
Kendimi o kadar duraÄŸan, hareketsiz ve sessiz hale getirmiÅŸim ki bir süre sonra vücut (ekran) koruyucum ortaya çıkmış. Benim vücut koruyucumda da Bugs Buny, yakalayıp tecavüz etmek amacıyla Vak Vak Amca'yı sürekli kovalar durur.
Velhasıl ben yazı yazmayı nasıl baÅŸarıyorum buna ÅŸaşırıyorum doÄŸrusu... Tamamen çıldırmış insanların tuhaf ortamlarda her ÅŸey normalmiÅŸ gibi davranabildikleri teorisi de doÄŸru galiba...