AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24

kategori2

Bekir Coşkun Hürriyet'ten ayrılacak mı?

Yerel seçimlerin üzerinden neredeyse bir ay geçmişken, sandıktan çıkan sonucun medyaya etkisi üzerinde de durmak gerekiyor. AKP'nin yüzde 38-39'la düşüş çizgisine geçmesi ilk etkilerini liberal yazarlar arasında gösterdi. Seçimden bir gün önce AKP'nin büyük bir zafer kazanacağını söyleyenler çark etmeye, ufaktan ufağa Başbakan Erdoğan'ı eleştirmeye başladı.
Peki ya ulusalcılar, muhalifler, merkezdeki gazeteciler, köşe yazarları...
Hemen seçimden önce neler olduğunu hatırlayalım: Başbakan isterse Bekir Coşkun'un işten atılıp atılmayacağı konuşuluyordu. Bununla paralel bir tartışma da herhalde son 10 yılda her hafta çıkıp balon olduğu anlaşılan Hürriyet'in tepe yönetiminin değişeceği dedikodularıydı.
Mesela Fehmi Koru'nun Hürriyet'te gelmek için kulis yaptığı da alenen tartışılıyordu; hatta Hürriyet yazarları arasında bile.
Oysa seçmenin tercihi bütün hesapları, beklentileri yerle bir etti. Daha doğrusu zaten gerçekleşmesi imkansız beklentilerin imkansızlığını teyit etti.
Çünkü bütün bu dedikodu kuşlarının göremedikleri çok basit bir gerçek var: Nasıl ki sandıkta nitelikli oy varsa, gazeteler açısından da nitelikli okur diye bir güç var. Genel seçimde de, yerel seçimde de, A-B grubu, eğitimli, üst gelir düzeyine mensup, düşünen ve okuyan kitlenin Cumhuriyet Halk Partisi'ne oy verdiği anlaşıldı.
Bu seçmen aynı şekilde nitelikli gazete okuru aynı zamanda. Bunun da basit bir hesabı var. Süpermarket çeşitliliği içindeki gazetelerin çok okunan yazarları sıralamasına baktığımızda AKP'ye mesafeli, Cumhuriyetçi hassasiyetleri yüksek, muhalif yazarların liberal sayfa komşularına açık ara fark attığı ortaya çıkıyor.
Sabah bu  konuda iyi bir örnek. En çok okunan Hıncal Uluç ikinci sıradaki yazarı ikiye, üçe katlıyor. Bu yüzden de kendini büyük yazar zanneden bazı zavallıların küfürlerine maruz kalıyor.
Hürriyet'te Ertuğrul Özkök, Bekir Coşkun, Ahmet Hakan ve Yılmaz Özdil gibi yazarlar ilk sıralarda. Emin Çölaşan'ın gönderilmesinin yarattığı travma, Hürriyet'in büyük yazarları ve yayın çizgisinin 'muhalefet' çizgisine geçmesiyle atlatıldı.
Liberalliği, AKP'ye yanaşması, 'Mustafa' filmi de bir zamanlar ulusalcıların prensi olan Can Dündar'ı bir anda demode kıldı...
Fiyatı 1 TL olan Cumhuriyet liberal Radikal ve Taraf'tan çok satıyor mesela. Uğur Dündar'ın sunduğu Star Haber muhalif tonuyla ilk günden beri birinciliği kimseye kaptırmıyor, seçim gecesinde de herkesin önündeydi. Yandaş basının en yandaşı atv Haber hiçbir şekilde izlenmiyor ama... İktidar yanlılarının kontrolündeki CNN Türk, bu sebepten izlenmediği için kısa süre önce yönetim değişikliğine gitmek zorunda kaldı.
Benzer şekilde NTV tıpkı Can Dündar gibi yanlış strateji uygulayarak elindekinden oldu. Habertürk TV'nin gerisinde ne zamandır.
Hal böyleyken 'Başbakan istedi diye Bekir Coşkun işten atılır mı' tartışmasının bıçak gibi kesilmesi tesadüf olabilir mi?
Artık muhabir dedikodusunun en basitine bile itibar edenler Fehmi Koru'nun Hürriyet üzerindeki planlarını ciddiye almıyor.
Bütün bunları AKP'nin oy oranının yüzde 38'e gerilemesinden bağımsız değerlendirmek de olanaksız.
Belki nitelikli okura özgüven geldi, belki gazete patronlarına da... Bu tek adam diktasının, bu karanlık günlerinin sonsuza kadar sürmeyeceği anlaşıldı.
Başlıktaki soruya gelince: Bekir Coşkun, Hürriyet'tir.

Emek Sineması için
pamuk eller cebe

Geçen hafta Emek Sineması'yla ilgili yazdığım eleştirilere sinemanın sahibi Süheyla Kurtuluş'tan haklı bir itiraz aldım.
'Gelişen sinema sektörüne ayak uydurmak için imkanlarımızı kullanmaya ve yıllardır büyük bir özveri ile Emek Sineması'nı ayakta tutmaya devam ediyoruz. (...) Biliyoruz ki eksiklerimiz var. Bunu kabul de ediyoruz. Ancak binamızın tarihi eser niteliğinde olmasından dolayı da bazı imkansızlıklarımız var. Özellikle festival sineması olarak konumlanmış olan salonumuzda biz de birtakım değişiklikler yapmak istiyoruz. Bunun için de Ekim 2008 tarihinden itibaren kurduğumuz bir ekiple birlikte Emek Sineması'nı nostaljik tarzından koparmadan daha modern hale getirmek üzere projelerimizi hazırladık. Ancak malumunuz, böyle büyük yatırımları sponsor desteğiyle yapabiliriz. Devam eden sponsorluk görüşmelerimizin, ekonomik kriz nedeni ile biraz aksamış olsa da, çok yakın zamanda sonuçlanacağını umut ediyoruz.'
Ne diyebilirim ki, Kurtuluş sonuna kadar haklı. Bir sinemanın kendi kendine yenilenmesini beklemek epey zor. Bu mektup bana bir sinemaya sahip çıkmak için sadece sinema sahiplerinden değil, sinemaseverlerden de birtakım fedakarlık beklenmesi gerçeğini hatırlattı.
Sedat Ergin eminim çok iyi bilir. Washington DC'de The Avalon Theater adında tıpkı Emek gibi tarihi bir salon vardır. Tek perdeli bu sinema da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya kaldığında izleyiciler sahip çıkmış, bağışlarıyla sinemayı ayakta tutmuştu.
New York'ta kendine özgü bir programı takip eden Film Forum da bağışlarla ayakta duruyor. Bağış miktarına göre sınırsız film izleme hakkından bazı DVD'lere kadar üyelere hediyeler veriliyor. Sinemanın 4.5 milyon dolarlık yıllık masrafının 1.5 milyon doları bu bağışlarla ayakta kalıyor. Yıllık 50 dolardan 2 bin 500 dolara kadar bağış miktarları var.
Emek Sineması'na benim de önereceğim budur: Bir tür gönüllüler ordusu kurmak, sinemaya destek çıkılması için bir platform oluşturmak. Küçüklü büyüklü bağışlarla Emek ayakta kalabilir, yenilenebilir, İstanbul'a yakışan bir sinema olabilir.
'Emek Sineması nostaljisi'ni dillerinden düşürmeyenlerin de samimiyetini sorgularız.
Ben kendi adıma bir Emek hayranı olarak ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Zaten bileti tükenmiş seanslarda bile beni oturtacak yer bulan sinema müdürü Hikmet Bey'e borcum öde öde bitmez...