AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24

kategori2

Yalanları ve komploları hiç bitmez mi

Medyada genellikle yaptığı yalan haberlerle ve Cemaat'e gizliden bağlılığıyla gündeme gelen, CIA bağlantılı çalışanları olan küçük bir gazete dün Mardin'deki katliamla ilgili 'Terör: 45 Ölü' başlığını kullanmış. İçine hemen JİTEM'i de katmış gazete, kendince olaylardan bir şekilde askeri de sorumlu tutmaya çalışıyor.
Peki sonra ne oldu?
Masa başında kafalarından uydurarak attıkları bu manşet gazete piyasaya çıktıktan birkaç saat sonra ellerinde patladı.
Bakın köylülerden biri İçişleri Bakanı Beşir Atalay'a yaşananları nasıl anlatmış: 'Bunlar öz ablamın çocukları. Onların amacı bizi tamamen silmek ve olayı terör örgütüne mal etmek.'
Daha resmi açıklama yapmadan kendi kendilerine sonuca varan komplocu gazetecilere bir ders olacak mı, göreceğiz.
Bu Türk Basını'nda bir alışkanlığa dönüşmedi mi artık? Her büyük olayın ardından ortada hiçbir şey yokken gazeteciler kendi kendilerine atıp tutuyorlar: 'Bu olayın altında başka bir şey var', 'Bu bir örgüt işi', 'Askerle ilgisi var' ya da 'Ergenekon yapmıştır' gibi akılları sıra ezberbozan açıklamalar yapıyorlar.
Sonra bunların hiçbirinin olmadığı ortaya çıkıyor; işi pişkinliğe vuruyorlar.
Kimse kalkıp da 'Ya kardeşim sen bunları nereden biliyorsun' diye sormuyor...
Bu gibi büyük olaylarda serinkanlı olmak bir zorunluluktur. Televizyonların da, gazetelerin de ilk 24 saat içinde önce haberi vermesi, yorumu ertelemesi beklenir. Uluslararası geçerliliği olan gazetecilik kuralları bunu gerektirir.
Dikkatimi çeken bir nokta daha var.
Ekran yüzleri bu sözde 'ezberbozan' açıklamaları söyleyenleri ekranda ağırlıyor, konuşturdukça konuşuyor. Nedeni çok basit: Atıp tutanlar bilgisiz, onları ekrana çıkartıp konuşan onlardan daha da bilgisiz. Hiçbiri habere, ayrıntıya hakim değil. Derinlemesine bir birikimleri, donanımları yok. Her şey kulaktan duyma, üçüncü beşinci ağızlardan onlara aktarılanlardan ibaret. Bu yüzden de oturup masa başında yalan yanlış komplolar üretenlere inanıyorlar, onları nedense çok önemsiyorlar.
Özellikle Mirgün Cabas ve Reha Muhtar'ı kastediyorum. Hayranlık duydukları kişilerin kafalarının nasıl çalıştığını bir türlü anlamıyorlar: Bu adamlar belli bir şablon belirlemiştir, dünyaya o şablon çerçevesinden bakar, 'uysa da uymasa da' olayları eğip bükerek o şablona oturtmaya çalışıyorlar.
Saç modeliyle habercilikten daha çok ilgilenen Mirgün Cabas gibi cahiller de onların palavlarını ağzı açık dinler... Yazık...
Ne Güneydoğu'yu, ne töreyi, ne koruculuğu bilirler... Yıllardır sahaya inmemişlerdir zaten, hep beraber Türkiye'yi sadece televizyondan izlerler.
İşin kötüsü, bu cehalet ordusunun yanlışlarını düzeltmekten asıl tartışmamız gereken meselelere de sıra gelmiyor.

Engin Temel cinayeti nasıl tıkandı?
Pazartesi günü Engin Temel'in katliyle ilgili olarak 'Münevver Cinayeti'ni çözmeye bu kadar hevesli, hatta ihbarlar için ödül koyan bir medyanın en az bu kadar medyatik unsurlar barındıran bir başka cinayetin ucunu bırakması, resmi açıklamalar ve ajans haberleri dışında neredeyse hemen hiç ilgilenmemesi doğal mı?' diye sormuştum.
Hem Münevver'in hem de Engin Temel'in öldürülmesi olayını ısrarlı takip eden Habertürk gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı aradı.
Habertürk muhabirlerinden bu olayı da sonuna kadar takip etmelerini istediğini, haber merkezinin araştırmayı ısrarla sürdürdüğünü, hatta en son haberi geçen hafta yaptıklarını söyledi. Ancak bütün bunları yapmakla beraber bir noktaya gelip tıkandıkları da itiraf etti...
Kameralara takılan bir görüntüde Engin Temel'in infaz edenlerden birinin telefonla görüştüğü saptanmış. O saatte o bölgede kimin kiminle konuştuğu tespit edilse büyük bir yol alınacakmış cinayetle ilgili...
Ama soruşturma gelip burada duruyor... Dolayısıyla habercilik de...
Fatih Altaylı da, ben de, herkesin konuşmalarının ortalığa saçıldığı bir dönemde 'mahremiyet ihlali' gerekçesiyle mahkemenin bu telefon trafiğinin açıklanmasına izin vermemesini manidar bulduk.
Çifte standartlı bir uygulama değil mi?
Üstelik burada konuşmaların içeriği de açıklanmayacak, sadece polis konuşmalardan iz sürecek.
Doğrusu, soruşturmanın böyle bir ayrıntıda kilitlenmiş oluşu 'Üzeri kapatılıyor mu' iddialarını da güçlendiriyor. Engin Temel'in öldürülüşünde hiç yol alınmadı altı aydır ve sabırlar, umutlar tükeniyor.
Bununla beraber de pek çok dedikodu üretiliyor, isimler saçılıyor. Fısıltı gazetesi belki de olmadık insanları infazlıyor, itham altında bırakıyor.
Hepimiz şunu merak ediyoruz: Bu cinayet özellikle çözülmüyor mu, yoksa çözülemiyor mu?

En iyi radyo (bana göre)
Asla uslanmaz bir 80'ler-90'lar hastası olarak o dönemin güzel şarkılarını sürekli dinleyebileceğim bir 'mecra' arayışındaydım. Bir zamanların VH-1 kanalı gibi. Bu uğurda iTunes radyolarını bile uzun uzun inceledim, bir türlü tam tatmin edenini bulamadım.
Bir gün arabada giderken 87.7 frekansında yayın yapan Billboard Radio'yu keşfettim. Daha evvel Kadir Çöpdemir'in yönettiği bir Türkçe radyoydu, sonra konsept değiştirmiş.
Ne zaman açsam ya bir 80'ler ya da bir 90'lar klasiği çalıyor...
Türkiye'nin 'radyo günleri' için milat 90'lı yıllardır, özel radyolar arasında da Capital Radio'nun yeri ayrıdır. Doğuş Grubu, Capital Radio'nun frekansını alıp mahvetti, rezil bir Virgin Radio'ya dönüştürdü ve ruhunu öldürdü.
Capital Radio'da Gin Blossoms'ın 'Hey Jealousy' şarkısı çalacak diye saatlerce radyo başından ayrılmadığımı bilirim. O günler maalesef geride kaldı, hoş bir '90'lar nostaljisi' sadece. (Bu şarkı ve o dönem ayrı, uzun bir yazı konusu olmayı fazlasıyla hak ediyor...)
Fakat Billboard Radio projesi Capital Radio'yu yok edenlerin bütün günahlarından arındıracak kadar iyi; zaman zaman bayık pop şarkılarına teslim olsalar da genellikle hep sözlerini ezbere bildiğimiz şarkılar çalıyorlar.
Trafikte sıkışmışken radyoda aniden 'Billy Jean' ya da 'Kayleigh' çalması çok iyi geliyor.
Keşke 80'ler playlist'ine biraz daha rock koysalar; The Cure, Depeche Mode falan... Ama bu hali bile hiç yoktan iyi.

İki blog önerisi
Amerikalı yıldızın kilo vermesiyle ilgili meğer ne büyük bir tartışma dönüyormuş... Seth Rogen'in kendisini paraya sattığını söyleyenlerden, ona artık hayranlık beslemeyeceğini düşünenlere kadar... Bir bölümünü kentfisiltilari.blogspot.com adresinde topladım, bakabilirsiniz.
Hazır blog'lardan bahsetmişken, son günlerde beni en çok güldüren ve hayatımda gördüğüm en çığrından çıkmış site olan madiclara.blogspot.com'a da uğramanızı ısrarla/şiddetle tavsiye derim. Yalnız uyarayım: İçerik herkese göre değil.