AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-24

kategori2

Hiçbir şey anlatmayan tarihi açılım yazıları

Son 48 saat içinde büyük bir bunalım içindeydim. Cumhurbaşkanı Gül 'Tarihi açılım' denilen şeyi uçakta yanında götürdüğü bazı gazetecilere detaylı anlattı ya, onlar da döndüklerinde konuyu açıkladılar ya, ben hiçbir şey anlamadım.
Onların yazılarını okumadan önce ne biliyorduysam (yani hiçbir şey), hepsinin yazısını dkkatli okuduktan sonra da hiçbir şey bilmiyorum. Hatta daha önce bildiklerimi de unuttum. Onlar sadece yazmakla da kalmadılar, ekrana çıkıp anlattılar. Yok abi yok, yine de bir şey anlaşılamadı...
Bu arada İsmail'in yazısı nedeniyle ben kendi yazım dışında ilk kez AKŞAM gazetesini bu kadar dikkatli okumak zorunda da kalmış oldum. Bunu da bilin.
Bu arada tüm bu yazılarla harcanan vaktimin öcünü aralarından kurbanım olarak seçmiş olduğum Fatih Çekirge'den aldım. Sözde tarihi açılımı anlatmak için çıktığı televizyon programında yaklaşık bir saat kadar anlattıktan sonra program biter bitmez onu arayıp 'Şu tarihi açılımı televizyonda anlatmayacaksan bari bana özel anlat' dedim. Beş altı, aynı cümleyi tekrarladığım telefondan sonra ise kendisine tarihi açılımlar filan gibi absürd şeyler ile uğraşmak yerine akşamını daha güzel geçirmesi için bazı tavsiyelerde bulundum. Umarım tutmuştur bu tavsiyemi.
İsmail Küçükkaya'yı da arayabilirdim tabii ki ama onun konu ile ilgili yazısından anladığım kadarıyla, o meseleyi anlamış ama bize anlatmamak için elinden geleni yapıyor. Dolayısıyla bir de telefonda sormanın fazla bir anlamı olmayacaktı.
Bu konuda 'Yayın yönetmenleri bilsin ama yazarların bilmesine fazla lüzum yok' şeklinde bir devlet kararı olmalı...
Cumhurbaşkanı ile giden grupta Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Erdal Şafak da vardı. Ama televizyonda konuyu açıklarkenki surat ifadesinden, onun İsmail gibi  bildiğini saklama çabasında olmadığını, konuyu baştan hiç anlamamış olduğu görülüyordu.  
İnanmıyorsanız dediğime, girin gazetelerin yazar arşivlerine okuyun. Bu konuda yazılmış olan tüm yazıları, güya tarihsel açılımın ne olduğunu anlatıyor ama somut tek bir kelime yok içlerinde. Sadece Türkiye Cumhuriyeti'nin bir açılım için çok niyetli olduğu söyleniyor hepsinde. (Türkiye Cumhuriyeti'nin niyetli olduğunu söyleyip de yapamadığı öyle çok şey var ki; bu son açılım niyetinin neden başarılı olacağını düşünmemiz gerekiyor ki?)
Sadece İsmail ve Fatih dedi diye ben bir şeye inanmam. Hatta bazen ikisi aynı anda aynı şeyi söylerlerse ben o şeye kendiliğimden inanacağım varsa bile bundan vazgeçebilirim. Erdal'a ise soru sormaya artık gerek yok.
Bir süreç Hasan Cemal ile başlarsa olacağı da buydu. Açılımın ilk somut adımını o attı. Bundan dolayı iş baştan karıştı ve anlamsız  oldu bence. Diğerleri bu yüzden meseleyi tam anlamamış olabilir. Onlarda da vahim düzeyde bir Hasan Cemal sendromu başlamış olabilir.

SONRA BİRDEN ANLADIM
Yaklaşık bir saat boyunca İsmail ile Fatih'in 'tarihi açılım'ı aralarında konuştukları programı izledim.
Evet utanarak itiraf ediyorum ki; ben gece bir saat  boyunca böylesine abuk bir şey yaptım. Galiba artık tamamen delirmeye başlıyorum. Birkaç ay önce bana birisi akşam viskini yudumlarken 'Kürt sorununda tarihi açılım' konulu bir tartışma programında iki ciddi adamın fikirlerini dinle deseydi onu hiç düşünmeden ve de hiç üşenmeden hemen öldürürdüm. Elimde artık leş olmasına rağmen başka bir kanalda o tartışmanın sürmekte olduğunu tamamen unutup kendime eğlenceli  bir film bulup izlemeye başlardım.
Ama bunu önceki akşam yapmadım ve hiçbir şey anlayamama rağmen konuşulanları bütün dikkatimle dinledim.
Sonra birden mucize oldu, her şeyi net olarak anlayıverdim. Ama ışığı görmem onları dinlerken değil, tamamen başka bir kanalda ABD Başkanı Obama ve İsrail Başbakanı Netenyahu'nun ortak açıklamasını dinlerken yaşandı. (Evet; Fatih ile İsmail'in tartışmalarını dikkatle izledikten sonra sıradan bir insanın birden eğlenceli bir dünyaya geçiş yapabilmesi mümkün olamıyor. Alıştıra alıştıra yapılması gereken bir şey bu. Eğer eğlenmeye başlayacaksanız da arada terapik bir mola vermeye ihtiyacınız var.)
Ben bir film izleyecektim. Fakat o kadar haddinden fazla ciddiyetten sonra birdenbire laubali yaşamaya başlamayayım diye o arada Obama ile Netenyahu'nun ortak açıklamasını izledim.

EVET SONUNDA ANLADIM MESELEYİ
Baktım Obama da aynen Gül gibi Ortadoğu bölgesinde barışların sağlanması için tarihi bir fırsat olduğunu anlatıyor. Aynı kelimelerle aynı sürecin farklı yönlerini söylüyorlar.
Tahmin ediyorum ki; Obama Ankara'ya geldiğinde kendisinin 'Tarihi fırsat' dediği, Gül'ün de 'Tarihi bir açılım' olarak tanımladığı sürecin farklı yönleri burada konuşulmuş ve süreçler çoktan başlatılmış.
Meseleler gizli ve birçok konu henüz net değil. Meğerse bu yüzden arkadaşlar meseleyi açıkça anlatamıyorlarmış.
İçinde Amerika Birleşik Devletleri'nin de ağırlıklı olarak bulunduğu bir büyük süreç bölgemizde çoktan başlatılmış durumda...
(Bunu anlamının ne olabileceğini  ve bize ne ifade edebileceğini maalesef  İngilizce anlatacağım. Ama bunu da tahmin ediyorum ki herkes hemen anlar.)

İşin özeti bence şu:
WE ARE REALLY FUCKED
Çünkü işin içinde Amerika'nın aktif olarak bulunduğu herhangi tarihi düzenlemenin bölgemizde güzel sonuçlar getirmesi mümkün değil. Bazı gazetecilerin durmadan 'Bu çok önemli, gerçekten önemli' diye söylenmeleri yetmez. Bu konuda bir an önce somut neler yapıldığı, nihai amacın ne olduğu biraz açılmalı ve biraz tartışma olmalı.
Cumhurbaşkanı Gül'e de sadece basit bir şey söyleyeceğim: 'Aman sakın ha fazla gereksiz yere açılma. Yoksa birden gol yiyebilirsin...'
Diyeceğim bu kadar. BYE BYE LOVE BYE BYE HAPPINESS HELLO LONELINESS...

Ergenekon'un kaçırdığı tarihi fırsat
Eğer Türkan Saylan'ın evinin aranmasından kısa süre sonra onun Fazıl Say ile konuşması örgüt tarafından sağlansaydı, Türkan Hanım onu o dönemde dinlemek zorunda kalsaydı, onu bir daha dinleme riskine katlanmayacağından büyük ihtimalle çok daha erken ölmeyi seçerdi.
Böylece örgüt de 'Bakın evini bastılar, bu yüzden öldü Türkan Hanım' diye propaganda fırsatını çok daha inandırıcı bir vurgulamayla yapma imkanını bulurdu. Dolayısıyla Ergenekon tarihi bir fırsatı kaçırmış durumda.