AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24
Bu hafta sonu arkadaşlarımla İstanbul'dan uzakta, kısa bir seyahatteydim. Dün bu gazetede, benim yazı günüm olmamasına rağmen benim köşemin içinde gördüğüm sızıntı, seyahatimi bölmeyi ve bu yazıyı kaleme almamı zorunlu kıldı.
İki tip gazeteci vardır: Biri kalemine güvenir, biri hukuktaki boşluğa. Maalesef, Türk hukuk sistemindeki tekzip mekanizmasının kolaylığı, açıklarını ortaya serdiğim sicili hiç de temiz olmayan kimi gazetecilere geçici bir süre için kendilerini aklama imkanı tanıyor. Belki de bu hormonsal bir tatminle eşdeğerdir, bilmiyorum, psikoloji benim alanım değil.
Bu tekzip meselesinin teknik ayrıntılarını uzun uzadıya tartışmaya gerek yok. Çarpıklığı ortada. Maddi bir hata varsa, tekzip edilmesini sonuna kadar savunurum. Ama kalkıp da bir eleştiri, mesleki bir deformasyonun deşifresi ve yazarın subjektif görüşleri için tekzip? Mantığa aykırı.
Neyse, istedikleri kadar tekzip yayımlatsınlar, hiç önemli değil. Bazı gerçekler değişmiyor.
Bakın, adam kirli. Bütün gazetecilik geçmişi mesleki lekelerle dolu. Sonu Fethullah Gülen'in Türkiye'den gitmesine kadar varan ve 28 Şubat'ın en önemli dönüm noktalarından 'ağlama kaseti'ni televizyonda yayınlayan gazeteci mesela. Servis edilen haberlerin adresiydi bir zamanlar.
CHP üyesi olduğu halde milletvekili yapılmadığı için sürekli CHP karşıtı saldırılara başlayan, özellikle de Deniz Baykal'a saldırısının altında kişisel nedenler yatan o. Bu sonuncusunu benim hayal gücüme bağlayanlar CHP liderine bir telefon açıp sorabilir.
Adamın CHP düşmanlığıyla Cemaat'e yakınlaşması da paralel. Gidip Hocaefendi'nin elini öpüp 'Gatakulli' krizini çıkartan, bu haberi yazan da o değil mi?
Tam da buna denk gelen vakitlerde yıldızı belli çevrelerde parlamaya başladı. Misyon amacıyla çıkan kimi küçük gazetelerde, küçük televizyonlarda görüşlerini dillendirmeye başladı. Misyoner çevreler ona 'makbul adam' muamelesi yaptı.
Benim meselem onun şahsı da değil; tanımam etmem, hayatım boyunca da tanımak istemem. Ama bu tip gazeteciliğin nedenleri üzerinde durulmasını düşüyorum.
Bu adam da, onun gibi benzer onlarca başka isim de, bütün mesleklerini kişisel ilişkiler üzerine kurmuşlar. Mesele bu kadar basit. Bu yüzden köşelerini şahsi amaçları için kullanmaktan, belli çevrelere yaranıp onların tetikçileri gibi davranmaktan çekinmiyorlar. Kirli gazetecilik işte budur.
Kendi çarpık ilişkilerine bakmadan, hukuktaki boşluğa güvenerek başkalarına laf söylemeye çalışanlar bu yola başvurmadan önce sırtlarındaki bagajların hesabını çok iyi yapmalılar.
Benim verilmeyecek hiçbir hesabım olmadığı halde, o keşke çok uzun tekzibinde biraz da kendisinden ve onu daha yakından tanımamızı sağlayacak ilişkiler ağından söz etseydi.. Mesela nasıl bir gazetecilik dengesi kaçırdı, nasıl bir ilişkiler ağına daldı ki zamanında, nasıl hesaplara daldı ki iş onun vurulmasına kadar gitti? Kimlerle oturup kalktı, kimlere abi deyip elini öptü? Hangi aşamada mesafeyi kaçırdı ve neredeyse bir uyarılma anlamına gelen kurşunla tehdit edildi?
Normal şartlarda 'Yaptığı haber yüzünden vuruldu' diye bunu bir PR çalışmasına, kahramanlık destanına dönüştürecek bir yapıya sahip olduğu belli.
Bu konuya hiç dalmaması çok ilginç. Dün Susurluk'çularla oturup kalkan, bugün Cemaat'e yaranmaya çalışan bu adam kirli değil de bunu deşifre ettiğim için ben mi kötü çocuğum?
Hadi oradan.
Beyaz Türkiye'nin kahramanı
Bundan 10 yıl önce olsa bir Anadolu takımının şampiyonluğunu benden daha fazla isteyen olmazdı herhalde. İstanbul takımlarının oligarşisinin yıkılmasını gerçekten arzulardım.
Yıllar önce kalbim Trabzonspor için atardı, o malum maç esnasında. Fenerbahçe şampiyonluğu alınca Aykut Kocaman'ın yaptığı o tarihi konuşmayı unutmuş değilim; Trabzonspor'u kolladığı için kahramanım olmuştu.
Daha sonra Gaziantepspor ligde yükselirken de onları destekledim.
Ama bu yıl kalbimi Beşiktaş'a ödünç verdim. Birkaç yıldır hiç heyecan vermeyen futbol ligimizde Beşiktaş'ın şampiyon olmasını canı gönülden diledim.
İstediğim oldu.
En çok da Mustafa Denizli'nin Beşiktaş'ı şampiyon yapmasını istiyordum. Bunun ne Denizli'nin tarihe geçmesi ne de Beşiktaş'ın oynadığı futbolla ilgisi var...
Bir: Sivasspor ve teknik direktörüyle ideolojik bir 'uyuşum' sorunum var. Sedat Peker'lerin bağının olduğu takımın, mikro faşist Bülent Uygun'un böyle ödüllendirilmesine kişisel bir itirazım var.
İki: Yetti artık bu Anadolu devrimi. AKP dönemiyle beraber yeşil sermaye, Anadolu kaplanları, kırmızı sokaklar derken dönüşümün futbola da sıçramasına içim el vermedi.
Mustafa Denizli bu ülkenin futbolunda Beyaz Türkler'in son kalesini savunan kahraman bir asker konumunda kaldı. Sırtındaki yük, Kemal Kılıçdaroğlu'nunkinden daha ağırdı.
Futbolun siyasetin, tarikatların, Cemaat'in etkinliğinden sıyrılıp eski arındırılmış günlerine gelebilme umudu için Denizli'nin şampiyonluğu şarttı.
Ayrıca hoca bu ülkenin Beyaz Türkler'inin umutlarını boşa çıkarmadı. Anadolu devriminin gözünü diktiği son kaleyi kaptırmadı.
Kendi ülkesinde azınlıklaştırılmış Beyaz Türkler'in seslerini duyurmalarına, 'Biz de varız' demelerine aracı oldu.
Önemi, tarih ilerledikçe daha da net anlaşılacak bir şampiyonluktur Beşiktaş'ınki...
Mustafa Denizli'nin Galatasaray'ı Şampiyon Kulüpler Kupası'nda yarı finale çıkardıktan sonra söylediği 'Allah'ıma şükürler olsun' cümlesi bugün bile kulaklarımda yankılanır... O zamandan bugüne hiç azalmayan bir hayranlık ve coşkuyla takip ettiğim Türkiye'nin hocasını bir kez daha alkışlıyorum... Binlerce kez helal olsun...
Bunun üzerine bir duble Blue Label içilmez mi!
İstihbarat üzerine...
Türkiye'nin en büyük televizyon kanallarının birinin tepe yönetiminde bir değişim olacak ve bunu patronlar katından önce küçük bir dinci gazetede yazan bir magazinci bilecek? Bu gülünç duruma kim inanır?
Görevden alınacak denilen kanal yöneticisi bugün Star TV'nin yeni sezonunu belirlemek için çalışıyor, yeni projeleri onaydan geçiriyor ya da reddediyor, toplantılar yapıyor. Gönderilecek olsa bu toplantılara girer mi?
Bırakın bu sigara odalarında, merdiven aralarında muhabirlerin kendi aralarında yaptıkları dedikodulara itibar etmeyi... Patronlar katına erişiminiz varsa (ki yok), aktörlerle temas edebiliyorsanız (ki edemiyorsunuz), dedikodu yazın.
Ben sizin istihbarat ağınızı ve haber yayma sistematiğinizi de iyi biliyorum... Ancak kanal yöneticilerini değiştirmek, programı kaldırılacak arkadaşlarınızı 'Transfer oluyor, başka kanallarla görüşüyor' diye yazmak kadar basit değildir.
Kendi yapımını kabul etmediği için kanal yöneticisine saldıracak kadar küçülenlere hiç değinmiyorum bile... Koridor sicilleri zaten kabarık.