AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24

kategori2

Cihangir'i çok sevmiştim

MURAT BELGE'YE GİRİŞ - BÖLÜM 1
Cihangir'i çok sevmiştim

Ben yazı hayatıma Cihangir çevrelerinde başladım diyebilirim. İlk yazılarım bugün artık basında efsaneleşmiş editör Tuğrul Eryılmaz'ın elinden geçti, pek çok şeyle beraber yazmayı öğrenmemde katkısı inkar edilemez. Eryılmaz, 'Cihangir Cumhuriyeti'nde bir efsaneydi. Bohemler yan gelip yatarken büyük medya içinde o cenahtan gerçekten çalışan ve üreten ender isimlerden biriydi öncelikle. Dahası, günlerini kahvelerde birilerine akıl öğreterek geçirenlere bunu kamuoyu önünde yapma fırsatı tanıyıp onlardan yazar yaratan kişiydi de; bugüne kadar çıkardığı dergiler bunun örnekleriyle doludur.
Hal böyle olunca öyle bir ortamda gazetecilik yapmanın bazı ön koşulları da oluşmuştu. Adeta belli bir 'kulübe' üye olunca, belli figürlere biat edince meslek vizesi veriyorlardı.
Büyük ihtimalle baştan yola böyle çıkılmamıştı; ne Yeni Gündem'de, ne Sokak'ta ne de Radikal İki'de. Ama yolun sonunda böyle bir sistem oluşmuştu.
Bu düzen ister istemez kendi dokunulmazlarını ve putlarını da yaratıyordu. İstanbul'un Cihangir semtinin henüz dizi oyuncuları tarafından işgal edilmeden önce şöyle bir özelliği vardı: Birbirine komşu olan insanların ortak ürünleri kültürel hayata sunulur, sonra bu aynı insanlar birbirleri över dururdu. Çok da küçük bir çevre, eş-dost-ahbap ilişkileriyle yürür dururdu.
Kuşkusuz bu insanların çıkardığı yayın organlarında iyi gazetecilik örnekleri de sergilendi ama bu mecraların bir fonksiyonunun da 'bizbize' konuşmak olduğunu anlamak içinde yer alınca daha kolaydı.
Pek çok kriter de tabii ki şahsi ilişkilerle belirlenmişti: İzzet Çapa'dan bahsetmek yadırganır, ama Ece Bar her fırsatta övülür; Barış Pirhasan el üstünde tutulur, ama Osman Sınav görmezden gelinir. Anladınız işte.
Elbette inkar etmeyeceğim, bu insanların arasına genç yaşta düşmüş biri olarak 'biat'a elimden geldiğince dahil olmaya çalıştım. Kabul görmek, bir şeyler yapmak isteyen birinin başka bir çaresi de yoktu. Yeteri kadar vefa borcumu ödedim, övdüm diye düşünüyorum.
O etkiyi üzerimden atmam uzun bir arınma-detoks sürecini gerektirdi sonradan.
Zaten zamanla yollarımızın ayrılması da kaçınılmazdı; Cihangir bana yetmemeye başladı, sanırım onlar da benden zaten başından beri pek hoşlanmıyorlardı. Bırakın burada metafor olarak bahsettiğim dünyayı, semt olarak Cihangir'e gitmelerim bile seyrekleşti.
Aslında onlar da içten içe benim bu biatımın zorunluluktan olduğunu, biraz içinde sahtekarlık barındırdığını biliyordu. Kaldı ki ben Ufuk Güldemir ve Ertuğrul Özkök gazeteciliğini daha çok sevdim ve dillendirmekten de çekinmedim...
Yolu Cihangir'den geçen ve hayatının tamamını orada geçirmemeye karar vermiş herkes için buranın 'cemaatçi' ve 'tarikat' benzeri yapısı fazlasıyla belirgindir. Bu sahte cemaatin parçası olmayanlar da doğal olarak bir tür 'dönek' diye yaftalanır; jargon daha kibar ve bu çevrelerin elitizmine uygun olarak üst perdeden olsa da.
Cihangir'e 'dışarıdan' baktıkça bu çevrelerdeki yapılanmanın tıpkı İslamcılarla yoğun bir benzeşme içinde olduğunu görmek de mümkün oldu. Ertuğrul Özkök'ün 'biat medyası' tanımına uyacak her şart mevcuttu.
Ortak bir düşünceyi dillendiren, ortak bir siyasi duruşa sahip ve herhangi bir farklılığa yer vermeyen bir 'bütünlük' oluşturmuşlar kendi aralarında. Orwell'in 'Hayvan Çiftliği'ne benzer ortamda elbette bütün hayvanlar eşit, ama tabii ki bazıları daha da eşitti.
Bugün yansımalarını liberaller arasında gördüğümüz bu daha eşitler doğal olarak Cihangir Cumhuriyeti'nin putlarıydı. Sistemin devamlılığı için de düzenin yeni putlar yaratmasına katkıda bulunmak gerekiyordu.
Bu konuda bir parantez açmam zorunlu:
Bugünlerde bakıyorum müritlikten tanrılar katına geçişi tamamlamak üzere yeni bir put daha parlatılıyor. 'Sözde' sosyalist olarak tanımlayacağımız ama daha çok İslamcı gazetelerde yer alan liberallere daha çok benzeyen Ahmet İnsel. 'Ergenekon davası siyasi bir hesaplaşmaya dönüşmesin' mealindeki Birikim'deki yazısı İstanbul entelijansiyasında İncil muamelesi görüyor, adeta bu kutsal metne tapınılıyor.
İçinde orijinal ve yeni hiçbir şey yok, dahası 'liberal' olmayan çevreler tarafından, mesela Cumhuriyet yazarlarınca defalarca tekrarlanmış tezlerden oluşuyor. Bunları söyleyen insanlara birkaç ay öncesine kadar 'Ergenekoncu, darbeci' gibi etiketler vuruluyordu. Ama şimdi İnsel söylediği için rüzgar döndü, alkış tutuluyor.
Sistemin dişlilerinin nasıl döndüğüne bundan daha güncel bir örnek olamaz.
Düşünüyorum, acaba 'kavuk' ona mı bırakılacak diye...
Tabii ki bütün bu sistemin kurucusunun, bugün tanrılar katının en kıdemli ve iktidar sahibi üyesinin kavuğu. Biatın mimarı, kendisine peygamber muamelesi yaptıran entelektüellerin ilki, Murat Belge'nin kavuğu...
'Bir Murat Belge portresi girişimi' bu uzun giriş olmadan başlayamazdı.
To be continued.

Cihangir Cumhuriyeti'nde varolmanın kuralları
1. Eğer ömrünüzü Cihangir Cumhuriyeti'ne biat ederek geçirirsiniz bu çevreler size belli garantileri verir: Her koşulda ve şartta övülürsünüz, görüşlerinizi dillendirecek bir mecra illa ki bulursunuz, 'doğru söylemek' ya da 'onuncu köy' aramak gibi bir zorunluluğunuz yok.

2. Bir gün, sadece bir gün bile, haddinizi aşarsanız, size çizilen sınırların dışına çıkarsanız, ortak görüşten farklı bir şey seslendirirseniz de toplu bir saldırı, bir linç girişimi başlar.

3. Cihangir Cumhuriyeti'ne saldıranlar toplu bir lincin hedefi olurlar. Eğer bu çevreler sizi bağrına basmışsa dışarıdan gelen eleştirilere topluca yanıt verilir. Birkaç yayın organı sizi savunmak için topluca devreye girer.

4. Ne kadar yeteneksiz olsanız da kitabınızı bastıracak bir yayınevi bulursunuz. Yazmayı bilmeseniz bile yazacak bir köşe bulursunuz. Birileri sizi düzenli olarak televizyon programlarına davet eder. Dizi danışmanlığından sivil toplumculuğa kadar 'ek gelir' kapıları sonuna kadar size açıktır. Tek yapacağınız sonuna kadar biat edeceğinizin garantisini vermektir.

5.
Sezen Aksu'nun yalısına davet edilmek, Deniz Türkali'nin bir projesinde yer almak, Zeynep Tanbay-Ufuk Uras çiftiyle kokteyllere katılmak, Murathan Mungan'ın yayımlanmamış çalışmasını telefonda yazarın sesinden dinlemek bu çevrelerde yer almanın 'fringe benefit'leridir.

6. Cihangir Cumhuriyeti'nden dönenler de tıpkı İslamcılar'ın arasından dönenler gibi eski mahalleleri tarafından kurban edilirler. Bu kural kesin ve nettir, sarsılamaz. Bir daha asla geri kabul edilemezsiniz. Radikal'cilerin Hadi Uluengin'e, Vakit'in Ahmet Hakan'a saldırıları gibi. Elbette arada bir kalite farkı var.

7.
Periyodik olarak oturma ve varolmaz izniniz tanrılar kurulu tarafından gözden geçirilir ve hakkınızda 'tamam mı devam mı' kararı verilir.

8.
Şakirdlerin Philadelphia ziyareti gibi arada sırada Otto Santral'e ya da Saki Meyhanesi'ne gidip Murat Belge'yle oturmak faydalı olacaktır.