AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24
Yaz döneminin en çok ses getiren transfer haberi Mehmet Topuz'du kuşkusuz. Kendisinden epey konuşturan futbolcunun Beşiktaş'a mı yoksa Fenerbahçe'ye mi gideceği epey tartışıldı, sonunda da Fenerbahçe'ye geceyarısı operasyonuyla imza attı. İşin içine siyasetçilerin bile girdiği biliniyor.
Mehmet Topuz daha evvel Beşiktaş formasıyla poz vermişti, bu takıma gideceğine kesin olarak bakılıyordu. Son anda Fenerbahçe'ye dönüşü sıradan bir transfer haberi olarak geçiştirilemez gibi geliyor.
Deniyor ki daha evvel Rıdvan Dilmen de Galatasaray formasıyla poz vermiş, sonra Fenerbahçe'de oynamıştı. Benzer bir durum futbolculuk yıllarında Fatih Terim için de geçerli. (ensonhaber.com bu geçmiş transfer haberlerini gayet güzel duyurdu.)
Ancak o yıllarda bu yıllar arasında ciddi bir fark var futbolda. 80'li yıllarda birkaç futbolcu üzerinden yeşil sahalara sızan Cemaat giderek etkisini artırdı ve bilindiği gibi büyük bir belirleyici oldu futbolumuz üzerinde.
Fenerbahçe'ye tranfer olduğunda Emre Belözoğlu için de bir komplo teorisi ortada uçuşuyordu: Deniyordu ki 'Fethullah Gülen, Hakan Şükür'ü silen Galatasaray'ı cezalandırmak için Emre'yi başka kulübe yolladı.' Fenerbahçe'nin bugüne kadar Cemaat'çi futbolculardan özenle uzak durduğu bir gerçek. Emre Belözoğlu, yani Cemaat'in kırmızı yanaklı prensi, ilk oldu.
Şimdi yine deniyor ki 'Cemaat, Beşiktaş'ı cezalandırmak için Mehmet Topuz transferini engelledi.' Cemaat, Ertuğrul Sağlam'ın gönderilmesini bir türlü içine sindirememişti. Hatta, Fethullah Gülen'in prenslerinden Ekrem Dumanlı sırf bu yüzden kongre üyeliğinden istifa etmişti.
Bilindiği gibi Mustafa Denizli bu yıl Beşiktaş'ta iki kupayı Cemaat'e ve futboldaki bütün kirli oyunlara rağmen kazandı. Ama bakıyoruz spor kamuoyunda Mustafa Denizli çok geri planda. Sanki iki kupayı kazanmış bir hoca değil, adeta özenle gizleniyor. Fatih Terim aynı başarıya ulaşsa böyle mi olurdu?
Spor sayfaları, televizyon programları Mustafa Denizli olarak inlemiyor, adeta hoca özenle gizleniyor.
Doğrusu bütün bunlar Mehmet Topuz transferiyle birleşince de 'Acaba mı' sorusu' için elverişli bir ortam doğuyor.
Ajda Pekkan'ın imam nikahı
Ne Ajda Pekkan'ın 'Resim'i ne Demet Akalın'ın 'Toz pembe hayaller vardı, pembesi gitti, tozu kaldı' şarkısı... Sahil şeridinin gece kulüplerinde bu yıl tek ama tek bir şarkı insanları coşturuyor.
1999 yılında Bodrum'da İzel'in 'Yok Yere'si çaldığında yer gök inliyordu, büyük şehirlere pek sirayet etmemişti bu dalga ama o yazın şarkısı buydu. Doğrusu, o gün bugündür 'İkili Delilik'in remix'i de dahil olmak üzere hiçbir şarkının yaz aylarında o etkiyi yaptığını görmemiştim.
Bu tarif ettiğim coşku şöyle gelişiyor: DJ aniden bu şarkıyı çalmaya başlıyor ve herkesin ama herkesin vücut dili değişiyor, zıplamaya hoplamaya, şarkıya eşlik etmeye başlıyor...
Bu arada ne Serdar Ortaç'lar, Hande Yener'ler geldi geçti tabii ki...
Ama bu yazın şarkısı kesinlikle Halil Koçak'ın 'Nikah'ı. Başladığında nasıl yer yerinden oynuyor, inanamazsınız...
Fakat bu yazın şarkısı aynı zamanda 'gericiliğimizin ve tutuculuğumuzun da yazı' demek.
Bakın bu şarkının sözlerine: 'Yenilir mi yutulur mu / Bu devirde kim kime neye göre layık / Olmuyor reşit kişi hangi yaşta / Kendi başına karar verebiliyor.'
Şarkı böyle başlıyor ama asıl nakarata bakın: 'İmamını da kıyarım hükümetini de / Sabrına başlarım sükunetine de / Çalsın davulu zurnası bizim havadan / Oynar elbet birileri kız tarafından.'
Nargileci kültürü, gece kulüplerinde kına geceleri derken sonunda AKP Türkiye'sinde imam nikahı da bir yaz şarkısına 'leitmotif' oldu.
Gelelim işin en acıklı yanına: Bu şarkıda Ajda Pekkan düet yapıyor...
Türkiye'de Batıcılığın, modernitenin simgesi kalkmış imam nikahlı şarkıya eşlik ediyor, kendi imajına hiç yakışmayan işlerine bir yenisini daha ekliyor. Ajda Pekkan, kendi kendine 'Ajda Pekkan'ı yok ediyor.
Hem hangi akla hizmet 'Hür doğdum hür yaşarım' diyen kadına 'Nikah' şarkısı söyletmek?
Yarısı doğru!
Dünkü Milliyet'in cafe ekinde gece kulübü işletmecisi Ender Sanal'la yapılmış bir röportaj vardı. Yeni bir cafe-bar açmış ünlü işletmeci, iki ortağı daha var. Kendi üzerine düşen görevi anlatıyor:
'Ben de karşılama, insan ilişkileri, çocuklar, çalışanlarım, yemek ve müzikle ilgileniyorum.'
Doğrusu, bu kadar yıl gece gezen biri olarak bu arkadaşın çocuklar ve çalışanlarla ilgilendiğini biliyorum ama diğerlerine vakit ayırabildiğini pek göremedim!
Şaka bir yana, Sanal ve arkadaşlarına yeni açtıkları cafe'de hayırlı işler diliyorum.
Flaş... Flaş...
Emre'nin mayosu değişti
Yaz tatilini Çeşme'de geçiren Emre Belözoğlu, dün itibarıyla epey ses getiren lila rengi dar mayosundan vazgeçti. Fenerbahçeli futbolcu büyük ihtimalle 'mahalle baskısı'ndan olacak, yaz başladığından beri vazgeçmediği lila mayoyu dün kısa, yanları beyaz çizgili, açık mavi, gökyüzü renginde bir şortla aldatmaya başladı.