AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-24
Kendinizden küçük olan bir insanın ölüm haberi geldiğinde siz az-orta pişmiş bir biftek eşliğinde güzel bir Cabernet Sauvignon düşünmek yerine durup dururken ölümü düşünmek zorunda kalabiliyorsunuz. Bu had safhada tatsız olan gelişme ölen kişinin çocukluğunu bildiğinizde daha da vahimleşebiliyor. Bir dizi varoluşsal bunalımlar filan geçirebiliyorsunuz.
Michael Jackson'ın ölüm haberi geldiğinde ben böyle şeyler yaşadım işte. Çünkü doğduğu anda poposuna ilk tokatı atan ben olmasam da Michael'ın çocukluğunu bilirim.
Okumak için seçtiğim üniversitenin kampusunda geziniyordum. Henüz daha etrafta hippiler vardı. Amerika'nın Vietnam'dan çekilmesi için gösteriler yapılıyordu. O okulu bilimsel düzeyi nedeniyle değil, o dönemde tüm Batı aleminde kız öğrencilerinin en hızlı ve en rahat sevişmeye ikna edildiği okul olması nedeniyle seçmiştim.
Bir de okulun kampusu içinde bar vardı. Bar, gençlik ve kızlarının bir kafa işaretiyle bile sevişmeye başlayabilmeleri gibi muhteşem özellikler nedeniyle (bu olağanüstü bir karışım) oradan bir şekilde mezun oldum. Okulu bitirdiğimde ekonomi bilim dalı hakkında hiçbir şey bilmiyordum ama çeşitli millet ve etnik gruptan kızla ilişkide bulunmuş, kendime adeta seksi ve kolay yatan kadınlar birleşmiş milletleri kurmuş gibiydim. Kendimi de bu birleşmiş milletlerin genel sekreteri olarak hissediyordum.
Mezun olduğum halde ekonomi öğrenemediğim yıllar sonra üniversitede ders verirken ortaya çıktı. Ekonomi fakültelerinin ilk yılında başlangıç dersi olarak anlatılan mikro-ekonomi dersini verecektim. Anfiye girdim, kürsüye çıktım ve aniden konuşmam gereken konu hakkında tek bir şey bile bilmediğimin farkına vardım.
Düşünsenize; yüzlerce meraklı genç size bakıyor, siz de onlara konuşmadan bakıyorsunuz. Büyük bir sessiz kısır döngü içine düşmüş durumdasınız. Neden sustuğumu ve geçmiş hayatımı anlatsam bu sefer de ahlaksızlıktan tutuklanacaktım. (Aslında açıkça söylemek gerekirse kız öğrenciler arasında hayli hoş olanlar da vardı ya; neyse kapatalım bu konuyu).
Sonunda en iyi yaptığımı yaptım, işi şakaya vurdum ve zil çalana kadar sınıf hayli eğlendi. Aslında stand-up komedyeni olmam gerektiği fikri o gün kafama yerleşmişti.
Dedim ya; okulu tanımak için o gün kampusta dolaşıyordum. Okulu tanımaya barından başladım. Barda, ağzını açtığı zaman ereksiyon indiren düzeyde aptal olan ama vücudu nedeniyle konuşarak başladığı indirme fonksiyonunu katiyen sonuna kadar götüremeyen bir kızla konuşuyordum.
Kız durup dururken 'Hafta sonu okulda konser var, birlikte gidelim mi?' diye sordu. (Ben içimden 'Ne yani yattıktan sonra da görüşmeyi sürdürecek miyiz?' diye düşündüm ve tekrar vücuduna bir göz atıp 'Olur, gidelim' dedim).
Bu arada orasının ne tür bir üniversite olduğunu pek anlamamaya başlamıştım. Barı var, kızlar var, konserler filan var, benim için ideal bir fakülteydi bu.
'Kimin konseri?' diye sordum. 'Jackson Five adlı bir grup' dedi.
Anladığım kadarıyla Temptations gibi bir gruptu bunlar. Aralarında büyük benzerlikler vardı. İkisi de zenci grubuydu mesela.
Neyse; o konuya hiç girmeyeceğim şimdi.
Konser gecesi düşünebiliyor musunuz konseri kızla el ele tutuşarak filan seyrettim. İzin versem başıma romantizm belasını da açacaktı. Galiba kız başka organlarını tutmaya başlamayayım diye elimi sıkıca tutmuş, bırakmıyordu. Ben yine de arada bir elimi kurtarıp bir elden çok daha tahrik edici olabilen organlara da dokundum. (Pardon pardon ellere de haksızlık yapmış olmayayım. Onlar da doğru zamanda doğru tempoda tahrik edici hatta olağanüstü tahrik edici olabilirler. Bilmem anlatabiliyor muyum...)
Grubun içinde küçük bir çocuk vardı kadife sesliydi, (Oh my God! Sezen Cumhur Önal sendromu da başladı bende galiba) çok iyi de dans ediyordu. 'Kim bu çocuk?' diye sordum kıza. Onun adı 'Michael' dedi. Daha sonra olacakları bilseydim kızla uğraşmayı bırakıp daha dikkatli seyrederdim çocuğu.
Önceki gün onun cenazesini seyrederken çocuğun o gece söylemiş olduğu ABC adlı şarkının sözleri geldi aklıma.
'A B C it is as easy as
1 2 3 as simple as
Do re mi, A B C, 1 2 3
Baby you and me girl'
Bunu hatırlayınca da
hüzünlendim.