AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-24

kategori2

Okuyucuyla dertleşme ve en kıskandığım yazı

Bugün üzerinde uzunca zamandır düşündüğüm, kafamı meşgul edip ruhumu sıkan bir meseleyi okuyucular ile paylaşmak istiyorum.
O sorunu çözdüğüm iddiasında değilim sadece okuyucularla paylaşırsam hem içimin ferahlayacağını hem de çözüme doğru bir adım atacağımı hissediyorum.
Bazılarınız hatırlayabilirsiniz,         4 Temmuz tarihinde bu köşede yazdığım yazının sonuna 'Alın gündeminizi' başlıklı bir bölüm eklemiştim.  O bölümde ülkenin fazla siyasileşmesinden ve kavgalarından bıktığımı, arada bir yazmak zorunda kalsam da siyasi yazılardan hiç hoşlanmadığımı, kolay alkış getiren bu tür yazıların okuyucusu olduğunu bilmeme rağmen siyaset yazmaktan ağırlıklı olarak çıkmayı planladığımı anlatmıştım.
 Bununla birlikte yazarlık kariyerimde önemli sayılabilecek bir adımı atmak üzerine düşündüğümü söylemiştim. Hayatımın bundan sonrasında eklerde yazmak ve ana gazeteden tamamen çıkıp 'Üzerimdeki siyaset yazmak yolundaki mahalle baskısını' tamamen kırmayı düşündüğümü çünkü yazarların sadece eklerde veya ek duyarlılığı ile yazılan yazılarda tamamen özgürleşip yaratıcı olabileceğini anlatmıştım. Ek yazarı olmaya fiziksel olarak geçmesem de duyarlılık, ilgi alanlarım açısından bir ek yazarının yazması gereken türde yazıları ağırlıkla yazacağım bundan böyle.
Bazı karşı argümanlar da  var; yazar taraf olmak zorunda, siyasi tavrını koymalı, ülkenin gündemi hakkında görüşlerini söylemeli gibi.
Bunlar tamam da zaten bunları yapan yeterli ve hatta haddinden fazla bile sayılabilecek sayıda yazar zaten yok mu ki?
Bu noktada okuyucunun bana sormakta gayet haklı olacağı soru da şudur: Peki senin yazar olarak amacın ne, okuyucuna ne vermeyi amaçlıyorsun?
Bence yazarın amacı okuyucusunu mutlu etmektir.
Hangi konuda yazıyorsa yazsın yazısında heyecan verici bir nokta bulabilmişse okuyucu mutlu olur, farklı konularda yaratıcı yazılar okuyucuyu daima mutlu eder diye düşünüyorum.
Benim asıl yazarlık amacım mizah yazarak okuyucumun yüzüne hafif bir tebessüm kondurmak olduğundan her türlü yazıda okuyucuyu mutlu etmeyi yazarlığımın tek amacı haline getirmem de çok zor olmadı.
Bu tanımla, bu yazarlık amacımla  mutluyum, yıllarca sonra bu aşamada kolay alkışların peşinde değilim, taraf olup heyecanlandırıcı yazıları gözüm kapalı yazabilirim ve alkış da toplarım ama ben okuduğu zaman mutlu olan hafifçe tebessüm eden okuyucuların uzun dönemde vereceği sevginin peşindeyim artık.
Bunu hepiniz bilin istedim.
MUHTEŞEM BİR KONU
Her yazar kendisinin en iyi olduğunu düşünür, en büyük kendisidir bu yüzden başka yazıları kolay kolay beğenmez, küçümser onları. Ben ne kadar bu tür duygularımı baskı altında tutmaya çalışsam da her zaman başarabildiğimi söylemem zor. Genelde başka yazıları kolay beğenmem, aynı acımasızlığı kendi yazılarıma karşı da gösteririm, yazımın benim sevdiğim kıvama girmesi için uğraşırım.
Ama geçenlerde bir yazı okudum, bütün kendimi beğenmişlik duygularını bir kenara bıraktım ve açıkçası çok kıskandım. Bu konuyu ilk ben görüp ben yazmış olmalıydım diye hayli dert ettim kendime. Söz konusu yazı Ertuğrul Özkök'ün 10 Temmuz'da Hürriyet'te çıkan 'Bir kadının kütüphanesi' başlıklı yazıydı. Muhteşem bir fotoğraf eşliğinde Marilyn Monroe'nun okuduğu kitaplar ve kütüphanesi üzerineydi bu yazı. Aslında  fotoğraf her şeyi anlatıyordu, bir anlamda yazıyı kendi başına yazdırıyordu. Çünkü Marilyn Monroe'nun okuduğu kitap James Joyce'nin 'Ulysses' adlı eseriydi. Hani o okunması olağanüstü zor olan, çoğu kişi tarafından okunamayan ve anlaşılamayan kitap, hayatı boyunca aptal sarışın kadını oynamış kadının elindeydi ve o dalmış bir şekilde okuyordu kitabı. Muhteşem bir konuydu, ben yazmalıydım ama o yazı da muhteşemdi. Hala daha kıskanıyorum elimde değil ne yapayım...