AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-24
Basında AKP döneminin yansımalarına dair bir örnek de türbanlı köşe yazarı sayısının artması oldu. Ama bunun sonucu olarak da türbanlı yazarlar arasında ciddi bir kutuplaşma oldu: Gelenekçiler ve yenilikçiler. Gelenekçiler, meslek hayatlarını mevcut statükoyu korumak ve merkez medyaya malzeme olmamak üzerine kurdular. Mesela Fatma Karabıyık Barbarosoğlu bir yazısının merkez gazetelerinde tartışılması, magazinleşmesi üzerine ne büyük rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Yenilikçiler ise kendilerine İslamcı Basın'ın çizdiği kurallarla yaşamayı reddetti... Marjinal gazetelerde hapsolup kalmak istemedi... Başka mahallelerdeki yaşam tarzlarına göz dikti... 'Onlara var da bize yok mu' diye iç geçirdi... İslamcı gazetenin 'türbanlı yazarı' değil, merkez gazetedeki 'kadın yazar' gibi anılmak istediler... Rol modelleri olarak Emine Şenlikoğlu'nu reddettiler...
Şimdilik bu yenilikçilerin iki yıldızı var...
İslamcı Basın'ın baharat kızları onlar: Biri, kısa bir süre Akşam'da da yazan şimdi ise Taraf'ta kendisine köşe bulan Elif Çakır... Bir diğeri ise Cemaat'ten Habertürk'e transfer Nihal Bengisu Karaca.
İki yazarın da ortak özelliği o köşenin sınırları içinde hapis kalmak istemedikleri arzusunu dillendirmeleri... Hadi daha açık söyleyelim: Şöhretle yanıp tutuşuyorlar.
Mesela Karaca, Habertürk'e geçmesiyle ilgili herhalde bugüne kadar bin tane röportaj vermiştir. Bunların hiçbirinde yeni bir şey söylemiyor ama kendisi adeta sadece bu geçiş üzerinden var ediyor.
Elif Çakır, PR konusunda biraz daha başarısız tabii ki. 'Merkez medyada yazan türbanlı yazar' kontenjanı Nihal Bengisu tarafından doldurulduğu için ona pek kulvar da kalmadı... O da polemiklerle idare etmeye çalışıyor, kırk yılda bir tane tutturursa işte...
'Hayranlık duyduğunu yok et misali' dün Ayşe Arman'a çakmış...
Şimdi kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın, bu kadın yazarlarımız da hiç kendilerini kandırmasınlar...
Medyadaki birçok 'düşük profilli' kadın gazeteci gibi, onların da Ayşe Arman'a öfkelerinin sebebi bellidir: Çok anlaşılır bir insani his olan kıskançlık... Ayşe Arman'ın kendisinden konuşturup, tartıştırmasını bir türlü çekemiyorlar.
Ayşe Arman iyi de iş çıkartsa, kötü de bir şey yapsa hep kendisinden bahsettirmeyi biliyor. Ve her seferinde de yeni, şaşırtıcı bir malzemeyle okurun önüne çıkıyor.
Eskiden kendisine solcu-feminist diyen bir medya ittifakının hedefiydi, şimdi İslamcı-liberal yazarların.
Ama eskiden de, şimdi de bu öfkenin sebebi hep 'Neden ondan bahsediyorsunuz da bizden değil' oldu...
Solcu-feministlerin pek kendilerinden bahsettirecek bir şeyleri yoktu... Erkeklerden nefret etmeleri, gizli lezbiyenlik, entelektüel magazin yazarlığı, roman alanında deneme çabaları ya da ev kadınlığı hikayelerini köşeye taşımaları ancak belli bir dozda ilgi çekebildi...
Ve tabii o dönem de bitti... Solcu-feministler 90'lardan hoş bir anı olarak kaldı...
Gün İslamcı-liberal kadın yazarların günü... Onların iktidarı... Onların dünyası...
Ve onlarda solcu-feminist teyzelerinde olmayan başka bir özellik var şöhret macerası için: Kendileri... Üstelik biliyoruz ki bu türbanlı yazarlar kendilerini tartıştırmaktan, malzeme yapmaktan, röportaj vermekten son derece hoşnutlar...
Hadi o halde şu işe cesaret edin... Hiç boşunuza bizi de yormayın, kendinizi de... Zaten eninde sonunda olacağı bu...
Hazır fırsat da varken...
Çıkartın şu türbanı!
Televizyonlara çıkarsınız, gazetelere röportaj verirsiniz, dergilere kapak olursunuz, polemiklerde adınız geçer, referans olarak anılırsınız, herkes sizden bahseder ve kim bilir onun gibi olmak için yanıp tutuştuğunuz Ayşe Arman'dan bile daha çok konuşulursunuz...
Hadi atın türbanı... Yaparsınız değil mi?
Doğrusu şöhret olmak için bunu bile yapabileceğinizi fazlasıyla kanıtladınız...
Tamamdır Derya, kulübe alındın
Televİzyon kanallarında, gazetelerin soruşturma sayfalarında 'görüş' alınacak kişiler belli kategoriler altında tutulur. Kendilerine 'konunun uzmanı' sıfatı yapıştırılır, onlar da bu durumdan son derece hoşnut oldukları için tereddüt etmeden kanal kanal gezer, telefonlarda görüş vermekten çekinmez...
Amerika'yla ilişkiler mi? Ara Kadri Gürsel'i...
İslam'la ilgili meseleler mi? Ali Bulaç'ı bağlayın...
Askere mi çakılacak? Mehmet Altan'ı yayına çağıralım, olmadı çantacısı Eser Karakaş hazırdır...
AKP'nin iç dinamikleri mi? En iyi Akif Beki bilir...
Bir 'dönek' mi gerekiyor? Oral Çalışlar'dan iyisi var mı?...
Böyle listeler var editörlerin önünde...
Şimdi bu görüş vericiler kısmına yeni bir isim daha eklendi. Sessiz sessiz bir köşede oturan, zamanında yayın yönetmenliği yaptığı için kırılmasın diye bir köşe verilen ve pek kimsenin de bulaşmadığı Derya Sazak...
Eskinin cumhuriyetçisi, saf Ankara gazetecisi, bir yerlerde unutulmayı beklerken meğer inceden inceye bir kulüp üyeliği formu dolduruyormuş.
Ve sonunda da meyvelerini almaya başladı...
Şimdi medyada CHP'ye çakacak isimler kategorisinden bir isim görüş vereceği zaman aranacaklar listesine Derya Sazak da dahil oldu.
Böylece Mehmet Barlas, Hasan Cemal gibi ağabeyleri müsait değilse, yedek olarak ekranlar, gazete sayfaları ona açılıyor.
Liberaller de karşı mahalleden bir kişiyi daha döndürmenin tadını çıkarıyor. Alan memnun, satan memnun...