'Ortadoğu'da barış', 'Müslümanlar'la yeni bir dönem', 'Diyalog çağı...'
Bunların hepsi güzel sloganlardı. Ruha ve bedene umut veren vaatlerdi.
Ancak bir bunlara, bir de gerçeklere bakalım.
Ortadoğu yine kaynama sinyalleri veriyor. İsrail, savaş gemilerini Süveyş Kanalı'ndan Kızıldeniz'e çıkardı. İddialara göre o gemiler Basra Körfezi'ne konuşlanacak.
***
Bunun ne demek olduğu açık: İsrail'in İran'ı vurması.
İsrail Başbakanı Netanyahu açık açık gözdağı veriyor. Mesajının hedefi İran gibi görünse de aslında Washington. Çünkü Netanyahu yıl sonuna kadar İran ile diyaloğun başlatılması konusunda ABD ile anlaşmıştı. Hatta bu konuda Obama göstermelik görüşmeler de yaptı. El sıkışıldı, uzlaşma sinyalleri gönderildi.
***
Ancak tartışmalı İran seçimleri, İran'ın çizgisinin yumuşama göstermemesi gibi faktörler nedeniyle söz konusu takvimin işleyeceği hayli şüpheli. İsrail'in gemilerini çıkarması bu yüzden.
***
Gelelim Washington'a... Orada da sular kaynıyor. Obama'nın balayı dönemi bitti gibi görünüyor. Yönetim içinde ciddi çekişmeler var. ABD Başkanı'nın son seyahatlerine ve kulislere bakarsak Dışişleri Bakanı Hillary Clinton'ın ağırlığı epey azalmış gibi görünüyor. Hatta İran konusunda ipler neredeyse tamamen şahin çizgisi ile bilinen (Musevi asıllı) İran özel danışmanı Dennis Ross'un elinde.
***
Obama'nın 'barışçı' politikalarına rağmen İsrail'in sertleşmesinin diğer ve çok önemli bir nedeni de Musevi lobisinin baskısı. Lobinin güçlü olduğunu zaten biliyoruz da şimdi ellerinde bir de kritik bir koz var. O da ABD iç siyasetinde şu sıralar hararetli bir şekilde tartışılan sağlık reformu. Reform, Obama'nın seçim vaatleri arasında kritik bir öneme sahip. Ve bununla ilgili tasarının geçmesi için Kongre'nin onayı gerekiyor. İşte baskı da burada devreye giriyor. Zira Kongre'de Musevi lobisinin ağırlığı çok fazla.
***
Sonuçta Obama, iç siyasetin de etkisiyle eli kolu bağlı şekilde İsrail'in sertleşmesini izliyor. Sertleşme yıl sonuna kadar herhangi bir saldırıya dönüşmez. Ancak aralıkta verilen süre doluyor. O zamana kadar Washington Tahran'a karşı bir adım atamazsa Obama'nın 'barış sloganları' iyi niyetli bir temenni olarak kalır.
İnançsızlık özgürlüğü
BaŞörtüsünden tutun da, 'sarayda şarap isyanı'na kadar, içinde 'inanç' geçen netameli konulara bakınca aklıma bir nokta takıldı.
Tamam, kendini liberal olarak tanımlayanlar özgürlükleri tarif ederken, inanca saygının üzerinde hassasiyetle duruyorlar. Öyle ki Türkiye'nin son dönemi adeta inançlılara 'inancınızı yaşamanız önünde bir engel yok' mesajının ispatlanma dönemi.
İyi güzel de, işin bir de öbür yüzü var. Yani 'inançsızların' inanmama özgürlüğü.
***
Konu oraya gelemiyor bile ama bu ülkede inanca saygı kadar inançsızlığa da saygı gerekmiyor mu? Ölüm korkusu duymadan 'ben ateistim' demek ifade özgürlüğüne girmiyor mu?
***
Geçmişte örneklerini gördüğümüz kadarıyla bırakın ifade hakkını, yaşam hakkı bile yok bu ülkenin inançsızlarına. Kaç kişi oldukları, aralarında ne kadar ateist, ne kadar deist bulunduğu ile ilgili hiçbir çalışma yok. Olamıyor. Halbuki dünyada 'yeni ateizm' adı altında bir trend yükseliyor ve kendi içinde agresif yazarlar çıkarıyor. Burada ise 'az inançlı' olmak bile protesto konusu.
***
Ateistlerin internet sitesi www.ateizm.org'un mahkeme kararıyla kapatılması ve aylardır açılmaması, başörtülülerin Reina'ya alınmaması kadar vahim bir sorun değil mi sizce?
PS: Bir hafta kendimi şarja koyuyorum. Dönünce görüşürüz...