Neil Armstrong, tam 40 yıl önce Ay'a ilk adım atan insan olarak tarihe geçti. Batı medyası, bizim kadar şenlikli gündeme sahip olmadığından (!), insanoğlunun bu dev hamlesinin yıldönümü nedeniyle haftalardır Ay haberlerine yer veriyor. Mesela Independent gazetesi, 'Original Moonwalker' başlığıyla Neil Armstrong'un nasıl olup şöhretten uzak kalabildiğini manşetten verdi... İki kuruşluk işler yapan insanların şöhret için kendilerini kaybettikleri bir dünyada, Ay'a ilk adımı atan adamın köşeye çekilmesi olacak şey mi?
Bugün 79 yaşında olan Armstrong, meslektaşı John Glenn gibi politikaya atılıp senatör olarak hayatını geçirebilir, Buzz Aldrin gibi Snoop Dogg ile rap yapabilir ya da dünyanın dört bir yanında seminerlere katılıp servet kazanabilirdi. Apollo 11'in en 'dağınık' elemanı Aldrin, dünyaya indikten sonra önce depresyona girmiş, sonra alkole vurmuştu... Günümüzde halen bağımlılık tedavisi görüyor, üstelik Ay'a giderken uzaylıların kendilerine refakat ettiğini anlattığı videosu, YouTube'un favorilerinden. (Apollo 11: The Untold Story)
İMZA BİLE VERMEDİ
Oysa Apollo 11'nun efsane komutanı Armstrong, normal bir hayat yaşamak için elinden geleni yaptı, imza bile dağıtmadı... NASA'dan 1971'de ayrılıp, Cincinnati Üniversitesi'nde profesör oldu ve medyaya hiç yüz vermedi. Ancak 90'ların sonunda biyografisinin yazılmasını onayladı. Üniversiteden sonra birkaç şirkette yönetim kurulu üyeliği yaparak geçindi.
Bugün Ohio'daki çiftliğinde, ikinci karısıyla sakin bir hayat yaşıyor. Davetleri geri çevirirken, NASA'da tam 300 bin insanın gerçekleştirdiği bir projenin parçası olduğunu hatırlatıp 'Bu şöhreti hak etmiyorum' demekle yetiniyor. Buna rağmen Apollo programının zamanla unutulması onu hayal kırıklığına uğratmış: 'Yüzyılın sonunda Ay konusunda büyük aşamalar kaydetmeyi beklerdim. Sovyet rekabeti kalkınca, devam etme isteğini kaybettik...'
Yaşlı astronot bu yüzden Ay'ın yeniden gündeme gelmesine seviniyor olmalı: 2024'te Ay'da sürekli bir istasyon kurmayı hedefleyen ABD, keşif yapacak mekiği ekimde yolluyor... İşin içinde Türk ve Müslüman olmadığı sürece dünyaya kayıtsız yaşayıp giden bizler içinse olay, 'Ay'a baktım ayı gördüm'den ibaret...
PAZAR'LIK
DİZİ: HBO, krizin insanların hayatını nasıl değiştirdiğini kara mizahla ele alan yeni bir dizi yayınlıyor: 'Hung'. Dizinin kahramanı Ray, geçinmek için 'uygunsuz' bir işe, yani kadınlarla para karşılığı seks yapmaya soyunan huysuz, orta sınıf bir aile babasını canlandırıyor. Kadın-erkek ve aile ilişkileri, Amerikan değerleriyle tatlı tatlı dalga geçen dizi, hem cüretkar hem de oyuncuları (Thomas Jane, Anne Heche, Jane Adams) harika.
DERGİ: İngiliz aylık edebiyat ve siyaset dergisi Standpoint, konuları işleyiş biçimi ve mizanpajıyla günlerce elimden düşmedi. Üstelik son sayısında Orhan Pamuk'un Flaubert hakkında yazdığı şahane bir yazısı da var. Merak edenlere: http://www.standpointmag.co.uk/text-july-09-monsieur-flaubert-cest-moi-orhan-pamuk.
KİTAP: Alain de Botton'un yeni kitabının başlığı, modern insanı kalbinden vurmaya yeter: The pleasures and sorrows of work- Çalışmanın zevk ve acıları... Düşünsenize, hayatımızın çoğunu iş yerinde geçiriyoruz ve mutluluğumuzda en az aşk kadar işin de rolü var. Kitapta 'Hayatımı hep böyle mi geçireceğim? Hem zevk alıp, hem kendimi verimli hissedeceğim bir iş bulamaz mıyım?' sorularına da cevap arayan de Botton, belki iş yerindeki mutsuzluğunuza merhem olabilir.