AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-07-26

kategori2

Ertuğrul Günay: Rahmi Koç'un kızgınlığına bir anlam veremedim

Geçen hafta Atatürk'ün Selanik'teki evinin yenilenmesiyle ilgili bir yazı yazmıştım. Kısaca hatırlatayım, sonra konuya gireyim.
Serdar Bilgili, Atatürk'ün Selanik'teki evinin restorasyonunu üstlenmişti. Duyumlarıma göre; Rahmi Koç bu duruma kızmış, Atatürk'ün evi yenilenecekse bunun tek bir kişi tarafından üstlenilemeyeceğini düşünüyordu.
Yazıda Rahmi Koç'un düşünceleriyle kendiminkileri harmanlayıp 'her parayı bastıran Atatürk'ün evini yeniletip kapısına da adını yazdırabilir mi?' diye de sormuştum.
Yazıdan sonra Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay aradı.
Araya yorum katmadan Bakan'ın sözlerini aktarmak isterim:
'Atatürk'ün Selanik'teki evi şu anda çok kötü durumda. Konsolosluğun bahçesinden giriş yapılıyor ve sadece Türk turistler ziyaret edebiliyor. Eve mutlaka ana giriş açmak gerekiyor. Evin içinde şu anda sergilenmekte olan eşyaların hiçbiri ne Zübeyde Hanım'a, ne de Atatürk'e ait.
Bizim tek hedefimiz evi Atatürk'ün orada yaşadığı dönemi yansıtacak şekilde düzenlemek. Selanik'teki ev iki bakanlığa bağlı. Biri biz, diğeri Dışişleri Bakanlığı. O yüzden prosedür uzun sürdü. Yoksa çoktan başlamıştık yenileme çalışmalarına. Maksadımız çağdaş bir müze ortaya çıkartmak olduğu için bürokrasiyi aradan çıkartalım ve daha önce bu tip yenilemelerde çalışmış genç bir mimari ekibe verelim istedik.
Serdar Bilgili, Akaretler'deki Zübeyde Hanım'ın evini müzeleştirdiği için aklıma o geldi ve bu teklifi ben götürdüm ona, talep ondan gelmedi. Evin kapısına veya başka bir yerine Serdar Bilgili'nin adının yazılması ne bizim ne de kendisinin yapmayı düşündüğü bir şey.
Daha önceleri Rahmi Koç'la da bu konuyu konuşmuştum, bana 'devlet yapar' demişti. O yüzden şimdi kızgınlığına bir anlam veremedim.
Kaldı ki fon oluşturacak, para toplayacak kadar yüklü bir harcama yapılmayacak eve. Şu anda sadece Türkçe olan ve hiçbir bilgi içermeyen levhalar değişecek; Türkçe, Yunanca ve İngilizce bilgilendirme veren çağdaş bir müze haline gelecek.
Serdar Bilgili'ye gitmeden önce bürokratik yoldan halletmeyi düşünmüştüm, fakat ortaya çıkacak iş asla modern olmayacaktı. Bana sunulan projeler; Atatürk'ün mumdan heykelinin yaptırılması, eskicilerden eşyalar alınıp yaşam alanını sanki öyleymiş gibi sunmaktan öteye gitmiyordu. Ama ben bunu istemiyorum. Atatürk'ü etkileyen o dönemi yansıtmalı ev. Yani esas mesele evi yenileyecek paraya ihtiyaç duymak değil, modern bir ekiple çalışmak istememizdir.
Şu anda Dışışleri Bakanlığı'yla aramızda protokol devam ediyor. Bittiği anda restorasyon çalışmaları başlayacak.'

Patron locası!
Eskinin Galatasaray Adası şimdinin Su Adası derin bir yaradır içimizde.
Restoranlara lafım yok ama havuz işletmesi -ki adanın en hoş kısmı- tam bir felaket.
Tuhaf tuhaf kurallar ve dayatmalar var. Bir çeşit orduevi gibi. Zaten eski üyeler de pek şikayetçi bu durumlardan. Neyse... Benim takıntım farklı.
Bu adanın işletmesi Mehmet Koçarslan'da, hani Reina'nın sahibi olan.
Havuzun en rüzgar alan, en kalabalıktan uzak ucuna bir loca yaptırtmış. Süreyya Yalçın'ın ünlü locası gibi. Havuza gelen müşterilere masa yok, locada masa var; müşteriye şezlong yok ama patron locasında var. Her daim yoğun güvenlik önlemleriyle korunuyor, yanlışlıkla locaya 'sıradan' bir müşteri girer de oturursa diye.
Sorana 'oraya girmek yasak' cevabı veriliyor. Havuz çok kalabalıksa ve size yer yoksa kapıdan geri çevriliyorsunuz ama asla o locaya oturamıyorsunuz.
Kendi mekanında kendine ayrıcalık yapan patron neredeyse hiç kullanmıyor locasını, yani çoğu zaman bomboş duruyor.
Benim aklımın almadığı şey ise şu: Yeme-içme işi yapıyorsanız, işletmeciyseniz öncelik her zaman müşterileriniz-üyelerinizin olmalıdır. Ayakta kalan bir müşteriye ev sahibi kendi masasını vermeli, gerekirse kendi rahatından ödün vermelidir. Bu dünyanın her yerinde böyledir. Ama nedense bizde işler çok farklı yürüyor. Müşteri memnuniyetindense patron memnuniyeti daha ön planda tutuluyor.

Deniz Akkaya'nın kızı
Son günlerin en seksi sohbet konusu şüphesiz Deniz Akkaya ve Efe Önbilgin'in doğacak bebekleri.
'İlişki devam ediyor mu?', 'Efe çocuğu kabul edecek mi?', 'Deniz hakikaten bu işi yapacak mı?', 'Son şansı, kız haklı' gibi ana başlıklara ayrılarak konuşuluyor bu fazlaca merak uyandıran durum. Anlayacağınız oturulan kalabalık masalarda bir süre sonra konu mutlaka Akkaya-Önbilgin'e geliyor.
'Nikahsız çocuk yapılır mı yapılmaz mı', 'Sperm hırsızı mı değil mi' gibi konulara  kafa yoracak kadar boş vaktim olmadığından teoriler üretip, psikolojilerini mercek altına almak ve sıkı bir Akkaya-Önbilgin yorumu yazmaya da niyetli değilim. Zaten Ayşe Arman bir şekilde Deniz Akkaya'yı yakalayacaktır, ben de okuyacağımdır diye düşünüyorum. Hatta cumartesi Deniz Akkaya, pazar Efe Önbilgin yayınlasa ne şahane olur.
Neyse...
İstanbul sosyal hayatının figürlerini resmen ele geçirdi 'Deniz Akkaya'nın çocuğu kız mı erkek mi?' tahminleri. Çoğunluk erkek olacağından yana bahis oynadı. Ama duyduğuma göre Akkaya'nın kızı olacakmış.
Bu arada, ABD'de yayınlanan 'Gilmore Girls' adlı bir dizi var. Bekar bir anne ve kızının hikayesi. Oldukça faydalı olabilir, izlemesini öneririm...
Tekrar konuya döneyim...
Bugünlerde Deniz Akkaya yakın arkadaşlarıyla bir araya gelip kızına isim arıyormuş.
Yalın ve kolay isimlerden yana olan Akkaya'ya yakın bir arkadaşından 'Sümeyye' önerisi gelmiş. Şimdi merakla bekliyorum, Akkaya gerçekten kızına Sümeyye adını verecek mi diye.