AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-07-26

kategori2

Nereden başlamak lazım?

Türkiye'de oynanan derin bilek güreşinin yeni arenası, yargı; son perdenin adı ise, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu.
Birkaç gündür bazı gazetelerde bir yaygara kopuyor: 'Ergenekon savcılarının yeri değiştirilecek!' HSYK kapalı bir organ ve içerideki toplantılarda nelerin gündeme geldiğini tam olarak bilemiyoruz. Ankara'da görüştüğüm bazı kaynakları, 'Evet savcılar ve hakime yönelik değiştirme çabaları var', bazıları ise 'Hayır, bir-iki şikayet var ama aslında kurulu baskı altına almak için böyle bir yaygara kopuyor' diyor.
Kısacası her zamanki gibi kutuplaşmış ülkenin yarı-doğruları ve yarı-gerçekleri arasında patinaja devam ediyoruz.
Ancak belli ki, HSYK üyelerinden bir bölümü Ergenekon savcılarına yönelik bir süredir kamuoyunda da dillendirilmekte olan şikayetleri gündeme getirip savcıların değişmesini talep etmiş.
Önce ufak bir hatırlatma: Türkiye'de hukuk sistemi o kadar hantal ve sakat ki, herhangi bir dava süresinde hakim ve savcının değişmesi istisna değil alelade bir olay. Örneğin 27 yıl sonra geçen gün sonuçlanan Dev-Yol davası, kimbilir kaç hakim ve savcı gördü. Ama o kadar uç örneklere gitmenize gerek yok. Dava sürecinde hakim ya da savcıların değiştirilmesi sıkça rastlanan bir durum.
Ancak bu, Ergenekon gibi kritik bir davanın son aşamasında hakim ve savcıların değişmesinin makul olacağı anlamına gelmiyor. Zekeriya Öz ve diğer savcıların davadan el çektirilmesi durumunda 'yargıya müdahale' iddiaları güçlenecek, dava sonunda alınacak karar üzerinde şaibe oluşacaktır.
Bu, satrancı oynamak değil, buldozerle piyonlar ve satranç tahtasını ezip geçmek demektir. Yanlış.
Peki bu ölçüde siyasallaşmış bir davada savcılarla ilgili kamuoyunda da tartışılan usül ve benzeri şikayetler konusunda ne yapmak lazım? Gözaltılarla ilgili şekli hatalar, davanın derinleşmekten ziyade genişleyerek uçsuz bucaksız bir av partisine dönüşmesi, 'gizlilik' kuralına uymadan kamuoyunu yaratmaya yönelik medyaya haber sızdırma operasyonları...
İşin garibi, bu şikayetlerin doğru adresi, hukuken ele alınması gereken yer de HSYK. Geçmişte Adalet Bakanlığı bu tarz şikayetleri araştırma izni vermedi. Üyeler de şimdi kurul gündemine getiriyor. Ayıkla pirincin taşını!
Bu işte sütten çıkmış ak kaşık yok. Siyaset, yargı ve Ergenekon sürecine o kadar çökmüş durumda ki, her karar kavganın bir parçası. Zaten HSYK'nın bizzati kendisi iki cephe arasında bir denge üzerinde durmaya çalışıyor. Türkiye'de hukuk sisteminin sayısız eksiği olduğunu biliyoruz. Her şey anormal olunca, normalleşme çabaları da yargı bağımsızlığı değil siyasete hizmet ediyor.  Devlet içindeki mevcut bilek güreşinde, yargı bağımsızlığı yönünde hiçbir adım, siyasi yansımalardan uzak değil. Ne yapmalı?
Bizler, genel kutuplaşma ve iç mücadele dinamiğini halletmedikçe, yargıda yapılacak her reform, sağlıksızlığa hizmet etmeye mahkum.  Konsensüs olmadan çözüm olamaz.
'Bunun neresinden başlamak lazım?' sorusunu, geçenlerde bir televizyon kanalında tanıştığım İstanbul Üniversitesi Hukuk Anabilim Başkanı genç profesör Ersan Şen'e yöneltiyorum.
'Merhaba, ben Aslı. Lütfen 15 saniyede Türkiye'de yargı için yapılabilecek öncelikli 3 reformu sıralayınız' gibisinden paldür küldür soruma, öz ama düşünceli bir cevap veriyor. Şen'in jet çözümü, AB'nin hukukta reform konusundaki tavsiyelerine de paralel: 'HSYK, Hakim ve Savcılar olarak iki ayrı kurum olsun. Kararları yargıya açılsın. Ve şu anda Kurul'a başkanlık eden (ve bu yüzden Kurul'u siyasallaştırdığı söylenen) Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı, Kurul'dan elini çeksin.'
Bana mantıklı geldi. Size?