AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-07-26

kategori2

Kadın veya erkek fark etmez yeter ki cüzdanı dolu olsun

Bir süredir 'Tekyön' adını sık duyuyorum... Maksadına uygun, zekice bulunmuş bir mekan adı olduğunu düşünüyorum. Gitmeye de pek niyetim yok. Derken adı daha sık karşıma çıkıyor. Köşe yazılarına, magazinel haberlere konu oluyor. Meraklanıyorum.
Geçen hafta 'İstanbul Gay Şehri mi Oluyor?' yazımdan sonra aldığım okur mailleri Tekyön'e gitmek zorunda olduğumu ortaya koyuyor.
Yakın, mekanın müdavimlerinden olan arkadaşımı yanıma alıp gece 02.00'de Tekyön'e gidiyorum.
Öncelikle söylemek isterim ki gay barlara daha önce gitmişliğim var. Yani hayatımda ilk defa gay topluluğu eğlenirken görmüyorum.
Ama burası farklı...
Kapıda yoğun güvenlik önlemleri var. Çok sayıda güvenlik görevlisi kapıda duruyor, içeriye girecek kişileri özenle seçiyor.
Yanımdaki arkadaşıma 'Siz girebilirsiniz ama hanımefendi giremez' diyor.
Israr ediyorum. 'Eşcinsel konuklarımız rahatsız oluyor. Kadın giremez' diyor.
Uzun ısrarlar sonucu galip geliyorum ve kapıdan içeriye adımımı atıyorum. Karanlık bir koridor, yerde bordo halılar, uzun uzun yürüyoruz. Aniden karşımıza rengarenk ışıklı merdivenler çıkıyor.
Aşağıya iniyoruz. Kulübün eğlence alanının başladığı yerde yüzüme bir koku vuruyor. Erkek kokusu. İçeride en az 500 erkek dans ediyor. Tek kadın benim. Oldukça lüks bir gece kulübü. Locaları, geniş bir barı, dans pisti, terası, bahçesi var. Hınca hınç dolu. Tedirgin oluyorum.
Acaba kadın olmam problem yaratır mı diye düşünüyorum. Ama kimsenin umrunda değilim... Tek bir kafa dönüp bana bakmıyor. Sohbet eden, dans eden, öpüşen, içki içen yüzlerce erkek. Her sosyal statüden adam var. Yaşlısı genci, zengini fakiri...
Garson yanıma yaklaşıp 'Şekerim ne içersin?' diye soruyor. Üslup ve hitap biçimi hoşuma gidiyor. Belki başka bir yerde olsam rahatsız olabilecekken...
Mekanın içinde yürümeye başlıyorum.
Etrafa bakınırken bir ortaokul arkadaşımı görüyorum... Biraz ileride daha önce beraber çalıştığım birini. Arkamdan biri adımı bağırıyor, dönüp bakıyorum hiç tanımadığım bir adam. 'Sen osun değil mi?' diye heyecan ve hararetle soruyor. Anlamsızca baktığımı görünce yanıma gelip sarılıyor. 'Ben senin hayranınım. Yazılarını gebererek okuyorum.' Biraz sohbet ediyoruz, eşcinsel dünyasından dedikodular anlatıyor, gülüyorum. Hayatımda ilk 'Ben size hayranım' durumuyla bir gay barda karşılaşmam manidar mı bilemiyorum.
Mekanın içindeki yolculuğuma devam ediyorum. Ünlü bir restoran sahibini görüyorum, biraz ileride çok yaşlı bir adamın genç bir erkekle samimiyetine takılıyorum...
Çok tuhaf bir şekilde kendimi rahat hissediyorum. Kimse kıskanç bakışlar atmıyor birbirine. Herkes rahat. Kavga yok, gerginlik yok. En çok Ajda Pekkan şarkılarında coşuyorlar.
Yanımda yeni tanışmalar yaşanıyor. Önce bir süre bakışılıyor. O bakışma esnasında ortama yayılan elektrik epey yüksek. Derken hemen tanışılıp sohbet ve flört başlıyor. Hetoroseksüeller dünyasında olamayacak kadar egolardan uzak ve kolay her şey.
Kimsede 'Ay ne der, ne düşünür' derdi yok...
İçeride bazı tipler var, oraya ait olmadıkları her hallerinden belli.
Bir de aralarda gözümün içine tahrikkar bakışlar atan adamlar var.
Arkadaşıma soruyorum;  'E bunlar ne peki?' Yanıt hayli ilginç: 'Hetoroseksüel eğlence mekanlarında nasıl zengin adam tavlamak için gelen kadınlar varsa Tekyön'e de zengin eşcinsel avlamaya gelen erkekler var. Ama onlar için kadın-erkek fark etmiyor. Yeter ki zengin olsun. senden iş çıkar mı diye sana da bakıyor'...
Eve dönmek için taksiye biniyorum. Yıllarca yeraltına itilen, izbeliğe mahkum bırakılan, şık bir yerde sosyal olmaları engellenen eşcinsellerin bu kadar modern bir mekana sahip olmuş olmalarına seviniyorum.
NOT: Tekyön'ün adresini, semtini yazmak istemiyorum. Her gün birbirinden gerici olaylar yaşanırken, orada kendi dünyalarının keyfini yaşayan insanların huzurunu bozmak, hedef göstermek istemiyorum.

Beynine oksijen gitmeyen dangalak okur
Bir sene önce yazmıştım. Hürriyet yazarı Cüneyt Ülsever'e gelen eleştiri maillerine küfürle yanıt veriliyordu. Mailler CÜ'nün asistanı imzasıyla yanıtlanıyordu.
Ağıza alınmayacak çirkinlikte küfürler içeren mailleri yayınlamış ve Ülsever'den konuya dair herhangi bir açıklama almamıştım. Açıkçası asistanının işine son vermiştir diye düşünmüştüm.
Şimdilerde Cüneyt Ülsever'in okurları yine aynı durumdan muzdarip. Benim mail kutum ise Ülsever'den şikayet eden okur mektuplarıyla dolu.
Mesela bir okur 'Yuh olsun sana bay Cüneyt!' diye bir mail göndermiş, geri dönen cevap 'Beynine oksijen gitmeyen dangalak okur; Ulan süzme salak, ulan şapşal; Belli ki kıçınla düşünüyor, beyninle dışkılıyorsun. Hadi şimdi marş, marş git başka kapıda çemkir. Benden yemini aldın.' Asistan. Tüm hakaretleşmeler culsever@hurriyet.com.tr adresi üzerinden yaşanıyor. Yani altında 'asistan' da yazsa tek sorumlu Cüneyt Ülsever.
Ya Ülsever'in maili hackleniyor ve kendi bunun farkında değil ya da ciddi bir psikolojik problem var ortada.

'Lavabo' diyenin dili tutulsun
Çıldırabilirim. Kafayı bu konuya taktığımdan olsa gerek son günlerde daha da sık duyar hale geldim. Gayet şık, şehirli kadın-adamların 'Lavabo nerede?' diye sormasına tahammül edemiyorum. 'Tuvalet' demek ayıp mı? Ne zamandan beri? 'Kenef' deyin veya 'Abdesthane' ya da 'Ayakyolu', hadi çok zorlarsanız 'yüznumara' bile sizin için daha uygun olabilir.
Şahsen bir çeşit protesto adına 'Hela'yı tercih ediyorum bu aralar. En yüksek sesle 'Hela nerede?' diye soruyorum. Bu 'Lavabo' nereden ve kimden çıktı çok merak ediyorum.
Bir süre sonra 'Musluk nerede' diye soranlara da tanık olacak mıyız acaba? Bundan sonra 'Lavabo' dendiğini duyduğunuz anda bu yazıyı hatırlamanızı ve benim gibi bir çeşit protesto uygulamanızı, içinizden de 'Dilin tutulsun' demenizi rica ediyorum.
Gün geçtikçe köylüleşiyoruz. Ayıp nedir onu bile şaşırdık. Hanımlar beyler, tuvalet demek ve tuvaleti çiş-kaka yapmak için kullanmak ayıp değildir.