AKŞAM GAZETESİ | Aslı Aydıntaşbaş | 2009-07-26
Medyada gereksiz ve tehlikeli bir tartışma başladı: Kürt sorununun çözümünde Öcalan muhatap alınmalı mı?
Bu soruyu tetikleyen, hükümetin gizli Kürt açılımıyla ilgili çalışmalarını hızlandırmış olması ve İmralı'da Abdullah Öcalan'ın durumdan vazife çıkararak büyük bir tantana ile 15 Ağustos'ta kendi çözüm planını açıklayacağını duyurması.
Buna bir de iktidar partisinin önemli isimlerinden Diyarbakır Milletvekili Ali İhsan Arslan'ın İsmail Küçükkaya'ya yaptığı 'Öcalan çözüm için kullanılmalı' ve yine AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt'un 'Öcalan örgütte etkili, çözümün parçası olur' açıklamalarını da eklerseniz, 'muhataplık' meselesi ister istemez gündemden düşmüyor.
Ancak soru ve bu soruya cevaben verilen ateşli cevaplar, Kürt açılımını anlamsız biçimde polemiksel bir havaya sokuyor, boğuyor. Bir yanda muhataplık meselesine 'Evet! Evet! Hemen!' gibi bir üslupla yaklaşan Taraf gazetesi, diğer yanda dün Fikret Bila'nın Milliyet'teki sütununda detaylı ve akıcı bir dille aktardığı 'Devlet bunu yapmaz, yapmayı da düşünmüyor' diye özetlenebilecek görüşü var.
2006 yılında SABAH gazetesinde bugün düşünülen inisiyatifi oldukça detaylı olarak 'PKK'yı Dağdan İndirme Planı' manşetiyle yazdığımızda, büyük gürültü kopmuştu. O zaman gerçekleşemeyen bu plan, son bir yıldır hükümet, ordu, Çankaya ve MİT'in ortak zeminde değerlendirdiği ve radikal adımları içeren ciddi bir inisiyatif olarak karşımızda. Tabii söz edilen, meselenin özü; yani yalnız kültürel açılımlar değil 'havuç-sopa' siyasetiyle PKK'nın dağdan inmeye ikna süreci. Af ve meşru siyaset.
Ama başa dönelim... Öcalan muhatap mı?
Ne almalı be gözardı edilmeli. Devlet Öcalan'ı muhatap almaz tabii; ancak Öcalan bu süreçte 'kolaylaştırıcı' bir işlev üstlenerek dolaylı bir faktör haline gelebilir. Nasıl mı? Amacımız PKK'yı dağdan indirmek ise, bir noktada Öcalan'ın silahların susması yolundaki çağrısı etkin olacaktır. Hatta şarttır.
Devlet Öcalan'la hiç görüşmemiş de değil. Öcalan ilk yakalandığı yıllarda TSK komuta kademesinin emriyle temaslar oldu. O dönemki görüşmeler, rasyonel beklentiler içermiyordu, devletin de ciddi bir Kürt açılımı ve PKK'yı bitirme stratejisi yoktu.
Daha sonraki yıllarda, 2005 sonu ve 2006'da daha anlamlı bir siyaset şekillenmeye başladı. MİT Müsteşar Yardımcısı, ardından Müsteşar olarak Emre Taner, Öcalan'la iki kez görüştü. Yansımalarından anlıyoruz ki, bunlar Kürt meselesinde öze yönelik, geleceğe dair derin temaslardı. Pazarlık değil ama 'özel bir mahkumun' ruh hali ve manevra alanını kavramaya yönelik, bunun üzerine ciddi ve planlı bir inisiyatif inşa eden temaslar...
Yine de muhatap değil. AKP Kürt milletvekilleri, DTP çevreleri ve Taraf gazetesinde dillendirilen 'Evet, hemen muhatap alınsın!' tavrı, yanlış bir hesap, Türkiye'ye hata yaptıracak gereksiz bir heyecanı yansıtıyor.
Taraf'ta dün Ahmet Altan'ın dillendirdiği ve gazetenin yayın politikasını oluşturan 'Devlet zaten Kürt meselesinde yenilmiştir, PKK'yla masaya oturmaya mecburdur' şeklinde özetlenebilecek tavrı, Türkiye gerçeğini yansıtmıyor. Üstelik çözüm çabalarını da kolaylaştırmıyor, zorluyor.
Kuşkusuz Türkiye son 30 yılda Kürt meselesinde vahim hatalar yapmış ve toplumun bir kesiminde aidiyet sorunu yaratmıştır. Ancak 'PKK savaşı kazandı' demek insafsızlık olur. Ne devlet ne de ordu PKK'ya karşı yenik değildir. Galiptir. Zaten de galip olduğu için artık bu sorunu rasyonel bir model çerçevesinde çözebilme lüksüne sahiptir.
PKK, artık Türkiye için varoluşsal bir tehdit değil, çözülebilir, halledilebilir, hazmedilebilir bir mesele haline gelmiştir. İç ve dış denklem nedeniyle. Sükunetle, heyecansız, dikkatle...