Oray EÄŸin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Tek seçenek isyandır

Dün, hiç azalmayan bir hayranlıkla bir kez daha BeÅŸiktaÅŸ'taki vapur iskelesini izledim uzaktan. Herhalde yüzlerce kez o iskeleden vapura binerek karşıya geçmiÅŸimdir. Ta çocukluÄŸumdan beri... Eskiden büyüsünü ve estetiÄŸini fark etmediÄŸim bu tarihi bina giderek, yaÅŸla, algı kapaklarının açılmasıyla beraber güzelleÅŸti ve her seferinde ona bakmak, onu izlemek daha da heyecan verdi.
Dün, içimden bu vapur iskelesi ne de güzel otel olurmuÅŸ diye düÅŸündüm. Ahu Aysal'a verseniz, orayı üç odalı bir otel yapar, koridorlarına da kendi parfümünü sıkar ve geceliÄŸi birkaç bin euro'ya odaları satar.
Sizi gidi Yeni Sağ'cılar, bayıldınız bu fikre değil mi?
Eminim, bunu düÅŸünen birkaç kiÅŸi daha vardır bugünkü iktidarda. Ne de olsa bu iktidarın temsilcilerinin kentlerin tarihi eserlerine, simgelerine karşı böyle bir duyarlılıkları yok.
Bu 'yıkalım' zihniyeti gözlerini tarihi okullara dikti biliyorsunuz, daha evvel aynı tartışmaları AKM için yaÅŸamıştık, çok yakında iskelere, müzelere ve baÅŸka simgelere de sıra geleceÄŸine kuÅŸku yok.
Sürekli birilerini bu 'yıkalım' zihniyetinin hastalıklı olduÄŸuna ikna etmeye çalışıyoruz. Polemikler çıkıyor, davalar açılıyor ve bir dahaki tartışmaya kadar erteleniyor. Ama her defasında emek ve enerji harcıyoruz hiç tartışılmaması gereken konularda...
Tarih bilincinden yoksun kiÅŸiler için bu gibi binaların hiçbir önemi yok elbette. Oysa bu gibi binaların gündelik hayatın kullanımında olması onları 'eriÅŸilir' kılıyor. Mesela BeÅŸiktaÅŸ İskelesi'nden vapura binen on binlerce insan her gün bir tarihe ortak oluyor, o binaların duvarlarına sinen hikayelerin, hayatların kenarından geçiyor.
O eriÅŸilebilirlik öyle önemli ki... Åžehirlerin dokusu, önemli yerleri sadece birkaç imtiyazlı elite ait deÄŸil ki, bu tecrübeyi yaÅŸamak her ÅŸehir sakininin hakkı.
Oysa buraları otel yapmak sadece imtiyazlı bir elite hizmet etmek anlamına gelir. DüÅŸünsenize, bir zamanlar öÄŸrenci oldukları okullarına gidenler burada metal dedektörler ve özel güvenliklerle korunan bir otel gördüklerinde belki de kapıdan alınmayacaklar. Okul bahçesi olacak otel bahçesi. Kantin SPA'ya dönüÅŸecek. Ve sonunda ne olacak? Birkaç zengin eÄŸlenecek, tadını çıkartacak, turistlere otel odası satılacak diye İstanbul kendi tarihini ve kültürünü kesip atacak...
Kent kültürü ve tarih bilinci, asıl zenginliÄŸin Ortaköy'de GaziosmanpaÅŸa Ortaokulu'nu otel yapmak deÄŸil, okul bırakmak olduÄŸunu öÄŸretir insana...
Bu dönüÅŸtürme bir tek terk edilmiÅŸ binalar için geçerli olabilir. Hala öÄŸrenci kabul eden okullardansa bunlara göz atmakta fayda var.
Batı ÅŸehirlerinde atıl durumda bulunan, artık kullanılmayan tarihi binaların dönüÅŸtürülmesi için bazı formüller bulunuyor. Hele hele kamu binaları aynen halkın hizmetine sunuluyor ve temel özellikleri olan 'eriÅŸilebilirlik'ten ödün verilmiyor. Paris'teki Musee D'Orsay buna çok iyi bir örnektir: Artık kullanılmayan bir tren garı ÅŸehre müze olarak armaÄŸan edilmiÅŸ.
'Tarihi okulları otel yapalım' gibi fikirlerle kendisini ortaya atmaya ise hiçbir Batılı'nın terbiyesi elvermez. Çünkü tarihle yoÄŸrulan bilinci bilir ki bu gibi cüretkar hareketler tarihle yargılanır.
Yapılacak iÅŸ çok basit: Okullarınıza göz diken zihniyete karşı çıkın. Binalarınızı koruyun. Åžehrinize sahip çıkın. Bu zihniyeti kovun.

Kulüp kapılarına isyan ediyorum
Sadece türbanlının deÄŸil, ÅŸortlunun, terliklinin, yırtık pantolonlunun, spor ayakkabılının, rasta ya da mohikan saçlının, dövmelinin, dövmesizin... Kısaca herhangi birinin kapıdan döndürülmesine... Sadece İstanbul'da deÄŸil, New York'ta, ya da Bodrum Barlar Sokağı'nda 'Damsız almıyoruz', Alaçatı'da 'İzmirli almıyoruz' diyen bar sahiplerinin kaba tutumlarına...İsyan ediyorum.
Kim koyuyor bu muÄŸlak kriterleri, insanları elekten geçirme hakkını kendilerinde nasıl buluyorlar, onlara insanları güzel-çirkin, şık-rüküÅŸ diye ayırma hakkını kimler veriyor bilmiyorum... Güzel'in, çirkin'in, şık'ın, rüküÅŸ'ün herkesçe kabul gören tanımları olup olmadığını da...
Mesela sadece Reina da değil... Bu ayrımcılık farklı şekillerde farklı mekanlarda, farklı şehirlerde hep devam ediyor...
Her kulübün belli bir kriteri, insan seçme zorunluluÄŸu, müÅŸteriyi kollama görevi olduÄŸu laflarına inanmıyorum. Bu kapı politikasının ayrımcılıktan öte bir yöntemle belirlenebileceÄŸini düÅŸünüyorum.
Bırakın herkes girsin içeri... Kendini 'oraya' ait hissetmeyen zaten kalmaz, mekanlar bir tür 'natural selection'la kimliklerini bulur. Hesabı ödemeyen, kızlara sarkıntılık eden, magandalık yapan, kavga çıkaran olursa da o zaman müdahale eder ve bir daha almazsınız...
Ama 'şıklık' ya da benzeri kriterlerin ayrımcılık olmadığını kimse anlatmaya çalışmasın.

Sezen Aksu'ya mecburen bir uyarı
Sezen Aksu'yu etrafında topladığı alkışçı güruhuyla gerçeklikle tüm bağını koparmış birine benzetiyorum. Bundan 10-15 sene önce gerçeklikle bağı çok daha saÄŸlamdı, eminim, ama son yıllarda sadece kendisini öven insanlarla hayatını geçirdiÄŸi ve hiçbir eleÅŸtiriye aldırış etmediÄŸi için tökezlemeye fazlasıyla müsait.
Geçen gün radyoda daha evvel baÅŸka birinin seslendirdiÄŸi 'Unutamam' ÅŸarkısını dinledim Sezen Aksu'nun sesinden.
Hayattaki bütün amaçları Sezen Aksu tarafından aranmak olan bazı düÅŸük profilli köÅŸe yazarlarına aldanmazsanız, siz de anlarsınız...
Sonuç bir felaket...
Maalesef, sesi yetmemiÅŸ. Zaten sıradan, eskilerinin kopyası bir ÅŸarkı, ama keÅŸke hiç bu ÅŸarkıyı söylemeye yeltenmeseymiÅŸ diye düÅŸündüm. Sesinin yetmemesi bir yana, bu ÅŸarkıya sesini uydurma çabaları da dinleyen için bir iÅŸkenceye dönüÅŸmüÅŸ.
Kısaca Zülfü Livaneli gibi olmuÅŸ sesi artık, tahammül edilemiyor...
Bunu bilmiyor mu peki? Eminim biliyordur, Sezen Aksu çok akıllı biridir ve her ÅŸeyin farkındadır. Nitekim geçtiÄŸimiz yıllarda da sesiyle ilgili çalışmalar yapmıştı...
Ama olmuyor iÅŸte, bir ÅŸey bitince bitiyor... Fazla ısrar etmemek, sakız gibi uzatmamak gerek... Neden ısrar ediyor, neden köÅŸesine çekilip 'efsane' olarak kalmayı tercih etmiyor acaba?
Etrafındakiler, çantacıları, ona hayran yazarlar da onu yanıltmakta, kötü duruma düÅŸürmekte kararlı.
Ona en büyük kötülüÄŸü yapıyorlar. Herhangi bir kulak eski Sezen'le ÅŸimdikini ayırt edebilirken bu kadar alkış, bu kadar tapınmanın adı dostluk olabilir mi? Tam da böyle zor zamanlarda birilerinin 'Yapma Sezen, dur' demesi gerekmez mi?
Bu bir düÅŸmanlık deÄŸil... BirikmiÅŸ kinin sonucu deÄŸil...
Sadece o ÅŸarkıyı duyunca dayanamadım, söylemeden edemedim; benden baÅŸka hiç kimsenin bunu söylemeyeceÄŸini biliyorum.

 



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3