Alternatif bir tatil yöresi arayışımın ilk durağı KaÅŸ'tı. Erken bir uçakla Dalaman'a geldim, ardından bir araba karşıladı ve iki saat sürecek yolculuk baÅŸladı.
Otele yerleşir yerleşmez ise aksaklıklar birbirini takip etti.
İlk olarak Küçük Oteller Kitabı'nı çöpe attım. Zira 'Türkiye'nin en iyi küçük otellerinden biri' diye sunmuÅŸlardı yerleÅŸtiÄŸim Villa Tamara adlı oteli. Benim için Türkiye'nin en iyi küçük kabuslarından biri oldu.
Bakın neler yaşadım:
- Odalar AKP şıklığıyla orta sınıf tatil beldesi ayarında. Nihal Bengisu Karaca'nın evi böyledir diye içimden geçirdim.
- Odada su akmıyor gibi, incecik, ip gibi. Duş almak bir kabus.
- Sabaha karşı 02.30'ta otele geri döndüÄŸümde sadece benim odamda elektrik kesildiÄŸini fark ettim. Otelde muhatap yok. Bir kiÅŸi bile. Her yer karanlık. Zar zor birini buldum sonunda, baÅŸka odaya geçtim.
- Sabah kapıyı çalan temizlikçiler tarafından uyandırıldım. 'Odanızdan çıkmanız gerek' diye. Gece topladığım eÅŸyaları yeniden yukarı, bir üçüncü odaya taşıdım. Otele geleli daha 24 saat olmamıştı.
- Bazı eÅŸyalarım eski odada kalmıştı, kendi kendilerine toplayıp hepsini kapının önüne koymuÅŸlar. DiÅŸ fırçamın kapağı gibi önemsiz görüp attıkları ama benim gibi seyahat eden bir insan için hayati önemi olan kimi ÅŸeyler de kaybolmuÅŸ.
- Üçüncü odanın dekorasyonu yine korkunç ama manzara harika. Yeni kabus: Burada hiç su akmıyor! Görevliler ustanın birkaç saat sonra geleceÄŸini, borunun patladığını, tuvaletin sökülmesi gerektiÄŸini söylüyorlar. Çaresizce denize iniyorum, bu arada yapılır diye.
- AkÅŸam saatleri. Usta daha gelmemiÅŸ, birkaç saat sonra gelecekmiÅŸ. Yine onu bekleyeceÄŸiz, bu arada banyo kullanılamaz durumda.
- Görevlinin tavrını, dudak büzmesini, 'Ay iyi de ne yapalım' diye gözlerini havaya doÄŸru çevirmesini, mimiklerini, ifadesini görmeniz gerek. Küçük bir tartışma.
- Birinci gün, zorla dördüncü odama yerleÅŸtim. Bu sefer 'jest olsun' diye bir suit. Ve bir sürpriz: Sıcak su ve havlu yok. Artık bir ÅŸey demedim. Kısa tatilin bitmesini bekledim.
Tabii ki ilk gün otelden çıkıp baÅŸka bir yere yerleÅŸmeyi düÅŸündüm. Ancak yaptığım araÅŸtırmaya göre KaÅŸ'ta dört-beÅŸ tane otel var, hepsi de birbiriyle aynı seviyede. Burası, maalesef 20 sene öncesinde kalmış bir anlayışla hizmet veriyor. Belli ki kaprisli ve talepkar yerli turist gelmediÄŸi için de kendilerini yenilemek zorunda hissetmiyorlar.
Havlular kirli, servis aksıyor, odalar çirkin, oteller belli ki mimarlar tarafından deÄŸil müteahhitler tarafından yapılmış ve en temel ihtiyaçları bile karşılayamıyor...
İşin garibi bu salaÅŸlık, boÅŸvermiÅŸlik faturalarda kendini göstermiyor... Otel fiyatları Alaçatı'ya eÅŸit mesela. Mercan diye bir balık lokantasına gittim, mezeler vasat, balık kötü... Ama fatura İstanbul'a eÅŸit...
Bütün bunları söylemiÅŸken eklemem gerek...
KaÅŸ'ın denizi çok güzel. İnsan saatlerini denizde geçirmek, balıkları izlemek, derinlere dalmak istiyor.
İyi de deniz pek çok yerde güzel... KeÅŸfe, maceraya ne gerek var?
Dünyanın her yerinde ÅŸehirlilerin tatil anlayışı deÄŸiÅŸiyor. Sadece güzel bir deniz ve doÄŸadan daha fazlasını temsil ediyor insanlar. BaÅŸka kriterler devreye giriyor: İnternet hızı, odaların fonksiyonelliÄŸi ve mutfak belirleyici oluyor.
Bu gibi kriterlere göre tatil yapmak isteyenlereyse ÇeÅŸme ve Bodrum'dan baÅŸka bir yer hitap etmiyor maalesef.
Kaş'ın en iyisi
KaÅŸ'a ilk geliÅŸim; ilk akÅŸam keÅŸif amaçlı bir yürüyüÅŸ turu... Ortalığı kolaçan ediyorum... Aklımda bir 'sahil barı' var... Herkesin rahat olduÄŸu, sabaha kadar içilebilecek, iyi müzik çalan, eÄŸlenilen...
Oysa burada barlar fazlasıyla turistik. Neon ışıklarla 'Bar' yazıları ve kapılarında farklı ülke bayrakları var. Para harcamayan yabancı turistin zevkine hitap ediyor.
O arada bangır bangır rock müzik çalan bir yer dikkatimi çekiyor: Mavi. Her tatil yöresinde 'Mavi' isimli bir yer olması gerekiyor galiba. Tahta masalardan birine geçiyorum. Bira söylüyorum.
Mavi, gerçek bir sahil barı. 90'lı yıllardan kalma. Playlist de öyle. Yakın tarihli bir nostalji havası oluÅŸuyor. Rahat, komplekssiz, kendini beÄŸenmiÅŸ bir yer deÄŸil, herkes arkadaÅŸ, herkes birbirine iyi davranıyor falan... Mavi'nin hemen önündeki beton banklara gençler oturuyor, bakkaldan alınan biralarla, birileri gitar çalıyor, birileri gruplar halinde sohbet ediyor. Votka 15, bira 5 lira... Olması gerektiÄŸi gibi...
Manu Chao'nun 'Me Gustas Tu'su çalınca herkes kendinden geçiyor, Pearl Jam'im 'Even Flow'unu yıllar sonra ilk kez burada dinliyorum...
KaÅŸ'a tekrar yolum düÅŸerse yine bir akÅŸamı Mavi'de geçirmek istiyorum...
KaÅŸ'ta bir keÅŸfim daha oldu.
'Bi Lokma' adlı bir restoranı öylesine bir denemek için girdim. Güleryüzlü, sempatik insanlar karşıladı. Ev yemekleri, zeytinyaÄŸlılar var. Köftesi muhteÅŸem. Geceleri de adına uygun bir ÅŸekilde lokma çıkıyor.
Bugüne kadar gittiÄŸim en iyi küçük lokantalardan biri, zaten her gün de orada yedim. Aklınızda bulunsun.
Tatil çantam
- Kitap: Bir baÅŸlayıp yarıladığım, sonra da devamını getirmek için fırsatım olmayan Joyce Carol Oates'un 'Black Water' romanı. 150 sayfalık romanı deniz kenarında okumak ne kadar mantıklı bilmiyorum, zira derinlere dalma konusunda insanı tedirgin ediyor. 'Bir zamanlar okurum' diye bir köÅŸede beklettiÄŸim Alain De Botton'un 'MutluluÄŸun Mimarisi'ni de nihayet bu tatilde okudum; bu yazarın gündelik hayata yaklaşımındaki pseudo-filozop havası biraz canımı sıkıyor, ama gayet güzel akıyor kitap.
- Müzik: Yıllar önce JFK yolunda satın almıştım Pete Yorn'un 'music for the morning after' albümünü. Normalde tamamı bitiÅŸik yazılıyor. 10 saat boyunda hiç durmadan dinlemiÅŸtim. Yıllar sonra yine bir Pete Yorn albümünü dinliyorum: 'Back and Forth.' Kulak kabartın.
- Medya orucu: Üç gün boyunca gazete-radyo-TV-dergi yoktu. Dayanamadım, birkaç ÅŸeye geriye dönük baktım. Hıncal Abi'nin 'Arda'ya mektup'unu, bu haftaki Hürriyet Pazar'ı (ve benim fotoÄŸrafımı) ve de tabii ki bir baÅŸyapıt olduÄŸunu düÅŸündüÄŸüm YiÄŸit Karaahmet'in AkÅŸam Pazar'daki 'Türbanlı YiÄŸit karşı mahallede' yazısını beÄŸendim.