AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-30

kategori2

10 maddede Çeşme-Bodrum

Geçenlerde gazetelerin magazin sayfalarına bakarken kendi kendime 'Yeter artık Çeşme ve Bodrum, başka bir yer yok mu' diye öfkelenip 'altenatif tatil beldesi' arayışı için yola çıktım. Daha ilk durağımda Çeşme ve Bodrum'u acayip özlediğimi ve aradığımı fark ettim. Sıkılanlar, ihanet etmeyi düşünenler, alternatif arayanlar ve iyimserlerin canını sıkacak bir 'Neden Bodrum-Çeşme vazgeçilmezdir' listesi oluştu sonunda...
1 Kolay ulaşılabilir: Bodrum'un kendi havaalanı var, Çeşme'ye de İstanbul'dan gerek deniz otobüsü artı karayoluyla, gerekse de uçakla ulaşmak çok kolay. Dünyanın en pahalı ve fonksiyonsuz otobanı İzmir-Çeşme arasında ve sadece sekiz hafta sonu için işe yarıyor: Bundan büyük lüks var mı?
2Büyük şehir rahatlığı: Bodrum kendi kendine bir büyük şehre dönüştü artık; bankaları, mağazaları, süpermarketleri, sineması... Gap bile var. İstanbul'a gitmeye gerek kalmadan günlerinizi geçirebiliyorsunuz. Çeşme bu açıdan daha ilkel ama onun da iyi tarafı İzmir gibi bir büyük kente bir saat mesafede oluşu.
3Estetik ve şık: Bodrum, giderek bozulmaya başlamakla beraber kendisine ait mimarisiyle hala nev'i şahsına münhasır bir yer. 'Bodrum evi' konseptini yerle bir edecek projeler yapıldı elbette ama yine de buranın bir estetik bilinci hala var. Çeşme'de Yıldızburnu, Alaçatı ve Şantiye'deki evler ve bazı sokaklar Provence, Santa Monica ve Amalfi düzeyinde.
4Rüzgarlığı anlat bana: Yazın en sıcak gününde bile Yalıkavak'ta öyle bir rüzgar eser ki hafif içiniz titrer. Alaçatı'nın dünyaca ünlü rüzgarını anlatmaya gerek yok; yazın en sıcak gününde nasıl bir kurtarıcı olduğunu tahmin edersiniz herhalde.
5Dünyanın en güzel denizi: Mauiritius ya da Maldivler'i görmedim ama Amerika ve Avrupa kıtasında hiçbir ülkede Çeşme'deki Altınkum ya da Aya Yorgi kadar güzel deniz yok. Kumu, denizin rengi... Bodrum, kıyıdan denize girme konusunda daha zayıf ama tekneniz varsa koylar büyüleyici.
6Gece hayatı: Bodrum Barlar Sokağın'daki Körfez'de bir Sandoz ya da Türkbükü'ndeki sosyetik Ship-A-Hoy'da piyasa... Seçenekler sonsuz... Her zevke ve kitleye göre. Aynı şey Çeşme için de geçerli... Burada Serdar Ortaç da var, Paparazzi'de İzmirli gençlerle rock müzik dinlemek de.
7Kozmopolit: Bodrum farklı bölümleri ve oralara uygun insanlarıyla farklı aidiyetlere açık. Gümüşlük'te entelektüel bir tatil, Türkbükü'nde magazin sayfalarına uygun günler, Yalıkavak'ta cool bir yaz mümkün. Kimse kimsenin alanına girmiyor.. Bu olumlu 'gettolaşmadan' Çeşme de nasibini alıyor. Ilıca 'halkın', Altınkum ve Aya Yorgi ise 'vatandaşın'; böyle özetleyeyim.
8Kalite çıtası yukarıda: İstanbullu istilası o kadar da kötü bir şey değil. İstanbullu müşteri, hatta 'ikoncan', para harcayan müşteri demek. Bu da ister istemez otel kalitesini, restoranları, içkiyi, iskeleyi hatta uzandığınız minderi bile belirliyor. Plastik şezlongda paralı müşteri güneşlenmiyor, kötü yemeği satamıyorsunuz ve daha bir sürü kriter... İşte bu yüzden Güler Sabancı yatırım yapıp Nars'ı açıyor. Alaçat Kırevi bu yüzden doluyor. Maça Kızı'nın mutfağı gurmeler tarafından 'Michelin yıldızına layık' diye tanımlanıyor. Ada Otel dünyanın en iyileri arasında...
9Tanıdıklar orada: Bodrum Körfez'e gidin, yıllardır görmediğiniz bir okul arkadaşınıza rastlayacağınız garanti. Alaçatı'da yürürken illa bir tanıdığın masasına denk gelirsiniz. Yalıkavak Xuma'da dostlarla harika bir gün ve akşamüstü partisi mümkün... Spontane organizasyonlar, karşılaşmalar için Çeşme ve Bodrum bire bir. Tatili illa da yalnız geçirmek, oflanıp puflanmak zorunda değilsiniz.
10Henüz alternatifi yok: Yok işte, uğraşılıyor, uğraşılıyor bulunamıyor. Ne coğrafi konum, ne anlayış, ne kısır belediyecilik başka bir yerin Çeşme ya da Bodrum gibi olmasına elveriyor. Türkiye'nin harika kıyıları var ama buralar 'orta sınıf tatilcilik anlayışı' ve 'kooperatif yazlıkçılığı' tarafından teslim alınmış. Bu yüzden de para harcayan, beklentileri ve talepleri yukarıda olan İstanbullu müşteri gelmiyor; gelmez de...

Hıncal'dan Sezen'e ince mesaj

Hıncal Uluç, geçen gün Sabah'taki köşesinde Michael Jackson'ın doktoru Arnold Klein'den bahsetmiş. Ve doktorun 'bizdeki pek çok ünlüye ve zengine ders olacak kadar önemli' bulduğu sözlerini alıntılamış: 'Michael'ın istediği ne olursa olsun, veren biri mutlak çıkıyordu. Bu ülkede çok zenginler, çok fakirler ve çok şöhretliler, en kötü tıbbi tedavi görenlerdir.'
Hıncal Abi'nin sözlerinin adresi belli: Apaçık Sezen Aksu'yu kastediyor...
Hatırlayalım, daha evvel Sezen Aksu'nun yüzünün aldığı 'hali' yazdığı için kıyamet kopmuştu. Ve sonunda da yılların dostluğu Sezen Aksu'nun yazdığı 'kamuoyuna açık bir mektup'la sona ermişti.
Ve şimdi Michael Jackson'ın ölümü vesilesiyle Hıncal Abi haklılığını ortaya koyuyor: 'Bizde de öyle, Dr. Klein, bizde de öyle... Paran ve şöhretin oldu mu, en yasak ilaç ve iğnelere ulaşabiliyor ve kendini öldürmeye başlıyorsun... 'Yapma' diyenlere de, kızarak, defterinden silerek!..'

Twitter basının geleceğini değiştirecek mi?

Efsanevi iletişim uzmanı Neil Postman yaşasaydı ne derdi acaba? Postman, medya literatüründe bir klasik olan 'Amusing Ourselves to Death' kitabında telgrafın icadının günümüz gazetelerini nasıl şekillendirdiğini uzun uzun anlatıyor. Birbirleri hakkında hiç fikri olmayan insanların bu icat sayesinde iletişim haline geçtiğini, bu yöntemin 'kendi dünyasını ilgilendirmeyen bir haberin' de gazetede yer almasını sağladığından bahsediyor.
Yaklaşık 10 yıldır internetin gazetelerin geleceğini nasıl şekillendireceğine dair bir tartışma yaşanıyor. Kağıt yok olur mu, başka bir form bulunur mu, kindle gibi aletler kağıdın yerini tutar mı - göreceğiz.
Ancak tek bir gerçek var: Gazetecilik ölmeyecek, mecrası değişse de. Bugün tüm dünyada iyi bir haber gazete sattırıyor, sayfa tıklatıyor.
Gazetelerin geleceğine ilişkin tartışmalar hep kağıdın akıbeti üzerinde kilitleniyor. Oysa bırakalım bunu, yeni gazetecilik diline bakalım.
Çok basit bir sorudan, 'ne yapıyorsun'dan yola çıkan ve 'derdini 140 karakterde anlat' diyerek başarıya ulaşan Twitter basının geleceği olabilir mi?
Tıpkı geçmişin telgrafı gibi alternatif bir 'haberleşme' aracına döndü bu site. Sanırım etkisi bloglardan ve İnternet'in tamamından daha fazla olacak medya üzerinde.
Çünkü her şey kısa ve öz. Dahası anında. Ve kaynağından direkt ulaşıyor. Etkilerini medya üzeride tartışmamız gerekiyor. Bu konuyu Cumhuriyet'te haftalarca tartışan Emre Kongar hocanın dikkatine sunarım ilk başta.
Not: Merak edenler benim tweet'lerimi de takip edebilir: twitter.com/orayegin