AKŞAM GAZETESİ | Oray Eğin | 2009-07-30
Eğer benimle ilgili bilgileri İnternet sitelerinden takip ediyorsanız yaptıklarıma siz de benim gibi şaşırıyorsunuzdur mutlaka. Bütün bunları bir ömre nasıl sığdırdığımı, kafamı nasıl sürekli türlü komplolarla meşgul ettiğimi merak ediyorsunuzdur illa ki. Ben de merak ediyorum. Açıkçası, kendi yaptıklarımla ilgili haberlerden en son benim haberim oluyor.
Nasıl mı?
Ben de İnternet'ten okuyorum, bana da zaman zaman benimle ilgili yazılmış haberleri yolluyorlar da oradan öğreniyorum.
Mesela Güney'deyim diyelim. Ama o sırada İstanbul'da bir barda saldırıya uğradığımı yazıyorlar!
Telefonların çekmediği bir yere tatile gidiyorum (bu yakınlarda yine gideceğim) ve doğal olarak izne çıkıyorum, işten ayrıldığımı söylüyorlar.
Ya da ne bileyim, kimi yazıişlerinin içinden bana ajanlar gazetenin ertesi günkü nüshası hakkında bilgiler iletiyormuş, ben de yazılarımı o bilgiler ışığında tasarlıyormuşum.
Bir gün transfer oluyorum, ertesi gün parada anlaşamıyoruz...
Hürriyet'e ikinci adam olmadığım mı, televizyona Huysuz Virjin'le program yapmadığım mı kaldı; ya tutarsa diye sallıyorlar.
Son olarak Doğan Grubu içinde darbe yapacakmışım, Kanal D Haber'i ele geçirmek için uğraşıyormuşum. Darbeyi beraber 'düzenleyeceğimiz' arkadaşlarımı aradım, onların da benim gibi haberi yoktu.
Bakıyorum, beni boykot edeceğini söyleyenler bile dayanamıyor her gün adımı anmadan edemiyor. Anlıyorum, benim adımı geçirmek tık kazandırıyor, bir şey demiyorum.
Bu haberlere, İnternet medyasının yarattığı kirliliğe Hıncal Abi gibi rest çekebilirim. 'Hiçbirinizi okumuyorum, benim için önemsizsiniz' diyebilirim. Ama hayır, ben İnternet'i önemsiyorum ve olanaklarının olumlu kullanıldığında mesleğimize katkısı olacağına inanıyorum.
Kendimle ilgili haberler önemli değil. Gülüp geçiyorum; gerçekten çok aptal biri yazdıysa da hoşuma gidiyor çünkü 'aptal yaratıcılığı' yer yer çok komik olabiliyor.
İnternet doğası gereği anarşik bir yapı; isteyen istediğini yazıyor. Hukukla, denetimle belli bir aşamaya kadar önüne geçebiliyorsunuz. Bir yalan makinesi kapansa, anında 10 tane yenisi açılıyor.
Bir yalanı ciddiye alıp yanıt yazsanız, haber birden o küçük sitenin boyutlarını da aşıyor ve görmezden gelseniz hiç kimsenin umursamayacağı bir haber 'vak'a' haline geliyor.
Bu durum sadece medya çalışanlarıyla ilgili haberlerle de sınırlı değil. Siyasette, ekonomide de bir delinin kuyuya taş atması misali bazı haberler yayılıyor, daha sonra gazeteler bunların üzerine gerçekmiş gibi atlıyor, sayfalarına koyuyor.
Gazeteler tarihe not düşer; bu durumda Türkiye'nin belli bir dönemi de 'şaibe' altında mı kalacak?
Şarkıcılar neden konuşur
Adını hatırlamadığım biri geçenlerde soruyordu: 'Bir sürü yabancı ismi konserde izledim, hiçbiri bizim şarkıcılar kadar çok konuşmuyordu sahnede. Daha az konuşup daha çok şarkı söyleseler olmaz mı?'
Zannediyor musunuz ki sanatçılar stand-up'çılara özendiklerinden ya da anlatacak çok şeyleri olduğunu düşündüklerinden sahnede hiç susmuyorlar... Alakası bile yok. Sahnede konuşmaya, şarkı aralarında pek çoğu kötü olan o esprileri yapmaya mecburlar.
Çünkü bu sayede seslerini dinlendiriyorlar ve vakit dolduruyorlar. Dört-beş tane daha az şarkı söylüyorlar mesela, zorlanmıyorlar. Çünkü sesleri yetmiyor.
Sahnede en çok konuşan şarkıcı kim: Sezen Aksu... En çok vokalist kimde: Sezen Aksu'da... Sebebi çok açık değil mi?
Türk şarkıcılar arasında sahneye vokalistsiz çıkan ve 'Teşekkürler, hoşgeldiniz' dışında neredeyse hiç konuşmayan şarkıcı kim?
Candan Erçetin...
Cumhurbaşkanı aday adayı: Özkök
Hilmi Özkök'ün Ergenekon savcısına verdiği ifadeleri önceki gün Milliyet ele geçirdi. Eski Genelkurmay Başkanı'nın açıklamaları üzerine en sağlıklı yorumuysa Cumhuriyet'ten İlhan Selçuk yaptı... Dün, bu yazıyı tam da İlhan Abi'nin sağlığının kötüye gittiği haberleri eşliğinde okudum ve 'o olmazsa kim bunları yazacak' diye düşündüm.
Bakın Selçuk'un Özkök'ün açıklamalarına ilişkin yorumu:
'Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök 'vahim' bir itirafta bulunuyor:
- Ayışığı ve Yakamoz konularını biliyordum. Bilgi geliyordu, ancak delil bulamadığım için işlem yapmadım...
Bu ifade bir Genelkurmay Başkanı'na, bir orgenerale, bir komutana, bir subaya yakışmıyor...
Genelkurmay Başkanı böyle bir durumda 'delil' aramaz; TSK'daki yetkili makamları harekete geçirir...
Nasıl?..
Orgeneral İlker Başbuğ'un yaptığını yapar...
Yapmazsa suç ortağı olur...
Genelkurmay Başkanı 'delil' aramakla yükümlü değildir...
Genelkurmay Başkanı 'delilini bulamadığı' kuşkulu bir darbe girişiminden yıllar sonra bu ağızla konuşursa etik olmaz, askerliğe yakışmaz, komutanlığa sığmaz...'
İlhan Abi çok güzel yazmış ama bir konuyu eksik bırakmış... O da Hilmi Özkök'ün neden böyle konuştuğu...
Bana kalırsa bu iktidarın hoşuna gidecek davranışlardan ve söylemlerden kaçınmayan Özkök'ün derdi bir sonraki Cumhurbaşkanı olmak... Tayyip Erdoğan'ın kendisine bu yolu açmasını bekliyor. Bu uğurda da, bu koltuğa varabilmek için her şeyi zorluyor.
Ama işi zor.