Bu ikinci seyahatim. İlkinde BaÅŸkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerle Appiah'ın transferine gitmiÅŸtik. Bu sefer Åžampiyonlar Ligi finali için Roma'ya uçtuk.
Özel uçakta BaÅŸkan Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı, Nihat Özbağı, Ömer Temelli, Åžekip MosturoÄŸlu, yeni yönetici Cihan Kamer de vardı.
Mübarek uçak deÄŸil, sanki beÅŸ yıldızlı otel. UçtuÄŸun, havada olduÄŸun hiç belli deÄŸil. Sanki evinde oturuyormuÅŸsun gibi rahat. Vezüv Yanardağı'nın kenarından geçtik, maçın oynanacağı Olimpiyat Stadı'nı gündüz gözü ile havadan gördük.
Havaalanına bir indik, aman Allah'ım. Papatya tarlası gibi uçak dolu. Dünyanın dört bir tarafından maça gelmiÅŸler. Åžehirde otel, lokanta karaborsa. 50 bin kiÅŸi Roma'ya gelmiÅŸ.
Otelimize gidip, yerleÅŸtik. Sonra da kısa bir ÅŸehir turundan sonra maçın oynanacağı stada gitmek üzere yola çıktık.
Roma tam bir karnaval havasında.
Her yerde İspanya ve Manchester United'ın bayrakları ve taraftarları var.
Karaborsayı önlemek için maça giriÅŸ biletlerinin üstüne isimler yazılmış. Birinci kapıdan stada girerken pasaportuna bakılıyor. BaÅŸkan Aziz Yıldırım daha önce bu statta maç izlediÄŸi için neyin nerede olduÄŸunu, nasıl gidileceÄŸini çok iyi biliyor.
Neyse içeri girdik.
Yerimize oturduk. Bizim Olimpiyat Stadımız'dan bir farkı yok. Tuvaletleri pis, pantolonun paçasını tutarak giriyorsun. Bizim statlarda olsa isyan çıkar. Maç öncesi gösteri, Åžükrü SaracoÄŸlu'ndaki UEFA finalindeki kadar gösteriÅŸli deÄŸildi.
Hepimizin aklı sahadaki futbolcularda.
Tribünlerde menajerler dolu.
Selam veren, görüÅŸmek için aracı olmak isteyenler var ama baÅŸkan ve yönetimin hiç umurunda deÄŸil.
Çünkü yöneticiler Roma'ya ne futbolcu transferine ne de hoca bulmaya gitmiÅŸlerdi. Amaç sadece bu güzel maçı yerinde izlemekti.
Benim dışımda da Manchester'ı tutan yok.
Eto'o, Vidic'i çalımlayıp, topu ayağının önüne alınca, Nihat Özdemir, gol olmadan gol diye bağırdı. İspanyol taraftarlar bize dönüp baktılar. 2-0'a kadar kimse rahat deÄŸildi. Ama oynadığı futbolla da kupa Barcelona'nın anasının ak sütü gibi helaldi.
Geçen sene Eto'o'nun Fenerbahçe'ye geleceÄŸi konuÅŸulmuÅŸtu. Yöneticiler, 'Åžimdi bu Eto'o'yu almaya kalksan dünyanın parasını isterler. Bulsan da satmazlar' dediler.
Roma'ya transfere deÄŸil, maç izlemeye gelmiÅŸtik ama Barcelona'nın oynadığı futbol herkesi mest ediyordu. BaÅŸkan Aziz Yıldırım, '500 milyon euroya böyle kadro kuramazsın' dedi. Sonra söz Messi'den açıldı. Fenerbahçe BaÅŸkanı, 'Topu ayağına alınca vites yükseltiyor..' diye konuyu açınca, Åžekip MosturoÄŸlu 'Xavi ile Iniesta'nın aynı takımda oynaması haksız rekabet' yorumunu yaptı. Ben Toure'yi çok beÄŸendim.
Bu kadar yıldızların bol olduÄŸu takımda çalım atan oyuncu yok. Sahada herkes koÅŸuyor. Ve o kadar güzel alan daraltıyorlar, tempolu hatasız tek top oynuyorlar ki, insan hayranlıkla izliyor.
Ve ister istemez insanın aklına, 'Biz ne zaman böyle futbol oynayacağız' sorusu geliyor.
Harika bir maç izledim. Küfür, kavga, ÅŸiddet yok. Sporun güzellikleri vardı.
Son bir not: 9 kiÅŸi gittik, 9 kiÅŸi geri döndük. Yani transfer için de kimse kalmadı veya baÅŸka ülkeye gitmedi.
Parayı biz vereceğiz federasyon da getirecek
Maç bitti, gece saat 01.00. Sokaklar İspanyol ve İngiliz taraftarlarla doldu. Herkes eÄŸleniyor. Lokantalarda yer yok. Yemek yerken Åžansal Büyüka ile Önder Fırat'ı gördük. BaÅŸkanın yanına geldiler, hoÅŸ sohbetten sonra konu, Fenerbahçe BaÅŸkanı Aziz Yıldırım'ın yabancı hakem konusuna geldi..
Bu sene çok konuÅŸulacak, yabancı hakem tartışması için önce, 'Yabancı hoca var, yabancı futbolcu var, hakemleri eÄŸitmek için de yabancı hakem hocası getiriyorsun' tezleri ortaya atıldı, sonra Yıldırım ÅŸöyle dedi:
'Hakemler hata yapacak, sonra da arkasında olacaksın. Olur mu öyle ÅŸey! Kötü hakemin arkasında durulmaz. İngiltere, İspanya, Almanya gibi ülkelerden iyi hakemler gelsin. Bakarsınız onları gören bizim hakemlerimiz de kendilerine çeki düzen verirler. Sonra hakemleri kulüpler deÄŸil, federasyon getirecek. Biz sadece parayı vereceÄŸiz. Hangi ülkeden hakem geleceÄŸine federasyon karar verecek..'
Kimse itiraz etmedi.
Hatta oy birliÄŸi ile geçen hafta üç puan yerine bir puan alan Antalyaspor'un resmen hakkının yendiÄŸi, küme düÅŸerse sorumlusunun kim olacağı bile tartışıldı.
Biletlerin üzerindeki isim
UEFA, Åžampiyonlar Ligi finalinde karaborsayı önlemek için biletlerin üstüne isim yazmış. Stada girdiÄŸin vakit, görevliler önce 'Pasaportlarınızı çıkarın' diye uyarıyorlar. Sonra biletinizin numarası ile ellerindeki listede isimlere bakıyorlar. Tutuyorsa, girin içeriye. Tribünler formalı insanlarla cıvıl cıvıl. İngiliz ve İspanyol taraftarları görünce aklıma, Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım geldi. 11 yıl önce bir Avrupa maçında ceplerinden para vererek bedava forma dağıtmışlardı. Sonra Fenerium'u kurdular, ÅŸimdi Åžükrü SaracoÄŸlu tribünleri de formalı taraftarlarla dolu. Bunlar futbolun güzel yönleri..
Niye karşısınız, bırakın alsın
Antalya'da bir küsur milyar dolara Mardan Palace Oteli'ni yapan Telman İsmailov, Antalyaspor kulübünü almak istemiÅŸ ama hemen karşı çıkmışlar.
Neden!
Antalyalı iş adamlarından destek yok, olsa da hava civa.
Peki bu kulüp nasıl ayakta duracak!
Önünüze bir fırsat gelmiÅŸ.
Turizm beldesi olan Antalya'da, Antalyaspor bir Chelsea gibi olabilir.
Hem Antalya hem de Antalyaspor kazanır.
Bavulun içine giren çocuk
BeÅŸiktaÅŸ'ın ÅŸampiyonluÄŸu hayırlı olsun. BaÅŸkan Yıldırım Demirören adına çok sevindim. Çünkü, yıllardır, durmadan hep tenkit edildi. Sonunda baÅŸarıyı yakaladı.
Hem de çifte kupayla.
Ömrünü BeÅŸiktaÅŸ'a verdi. İşini, ailesini ihmal etti.
Geçenlerde Yıldırım BaÅŸkanı iyi tanıyan bir dostu anlattı..
OÄŸlu Cemal, uzun süre babasını göremeyince, her çocuk gibi aklına bir müziplik gelmiÅŸ.
İzmir'deki kupa maçından önce, babasının bavulunun içine girip saklanmış.
Yakalanınca da, 'Babacığım seni çok özlüyorum. Gece geç geliyorsun yüzünü göremiyorum. Beni de götür de iki gün beraber olalım' demiÅŸ. Demirören tatil sözü verip zar zor ikna etmiÅŸ. Dilerim bu yorgunluÄŸu da ailece yapacağı iyi bir tatille atar.
PANO
Anlayana...
Bir lafa bakarım
laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım
adam mı diye
Mevlana