AKŞAM GAZETESİ | Alaattin Metin | 2009-07-31
Bu ikinci seyahatim. İlkinde Başkan Aziz Yıldırım ve yöneticilerle Appiah'ın transferine gitmiştik. Bu sefer Şampiyonlar Ligi finali için Roma'ya uçtuk.
Özel uçakta Başkan Aziz Yıldırım, Nihat Özdemir, Mahmut Uslu, Murat Özaydınlı, Nihat Özbağı, Ömer Temelli, Şekip Mosturoğlu, yeni yönetici Cihan Kamer de vardı.
Mübarek uçak değil, sanki beş yıldızlı otel. Uçtuğun, havada olduğun hiç belli değil. Sanki evinde oturuyormuşsun gibi rahat. Vezüv Yanardağı'nın kenarından geçtik, maçın oynanacağı Olimpiyat Stadı'nı gündüz gözü ile havadan gördük.
Havaalanına bir indik, aman Allah'ım. Papatya tarlası gibi uçak dolu. Dünyanın dört bir tarafından maça gelmişler. Şehirde otel, lokanta karaborsa. 50 bin kişi Roma'ya gelmiş.
Otelimize gidip, yerleştik. Sonra da kısa bir şehir turundan sonra maçın oynanacağı stada gitmek üzere yola çıktık.
Roma tam bir karnaval havasında.
Her yerde İspanya ve Manchester United'ın bayrakları ve taraftarları var.
Karaborsayı önlemek için maça giriş biletlerinin üstüne isimler yazılmış. Birinci kapıdan stada girerken pasaportuna bakılıyor. Başkan Aziz Yıldırım daha önce bu statta maç izlediği için neyin nerede olduğunu, nasıl gidileceğini çok iyi biliyor.
Neyse içeri girdik.
Yerimize oturduk. Bizim Olimpiyat Stadımız'dan bir farkı yok. Tuvaletleri pis, pantolonun paçasını tutarak giriyorsun. Bizim statlarda olsa isyan çıkar. Maç öncesi gösteri, Şükrü Saracoğlu'ndaki UEFA finalindeki kadar gösterişli değildi.
Hepimizin aklı sahadaki futbolcularda.
Tribünlerde menajerler dolu.
Selam veren, görüşmek için aracı olmak isteyenler var ama başkan ve yönetimin hiç umurunda değil.
Çünkü yöneticiler Roma'ya ne futbolcu transferine ne de hoca bulmaya gitmişlerdi. Amaç sadece bu güzel maçı yerinde izlemekti.
Benim dışımda da Manchester'ı tutan yok.
Eto'o, Vidic'i çalımlayıp, topu ayağının önüne alınca, Nihat Özdemir, gol olmadan gol diye bağırdı. İspanyol taraftarlar bize dönüp baktılar. 2-0'a kadar kimse rahat değildi. Ama oynadığı futbolla da kupa Barcelona'nın anasının ak sütü gibi helaldi.
Geçen sene Eto'o'nun Fenerbahçe'ye geleceği konuşulmuştu. Yöneticiler, 'Şimdi bu Eto'o'yu almaya kalksan dünyanın parasını isterler. Bulsan da satmazlar' dediler.
Roma'ya transfere değil, maç izlemeye gelmiştik ama Barcelona'nın oynadığı futbol herkesi mest ediyordu. Başkan Aziz Yıldırım, '500 milyon euroya böyle kadro kuramazsın' dedi. Sonra söz Messi'den açıldı. Fenerbahçe Başkanı, 'Topu ayağına alınca vites yükseltiyor..' diye konuyu açınca, Şekip Mosturoğlu 'Xavi ile Iniesta'nın aynı takımda oynaması haksız rekabet' yorumunu yaptı. Ben Toure'yi çok beğendim.
Bu kadar yıldızların bol olduğu takımda çalım atan oyuncu yok. Sahada herkes koşuyor. Ve o kadar güzel alan daraltıyorlar, tempolu hatasız tek top oynuyorlar ki, insan hayranlıkla izliyor.
Ve ister istemez insanın aklına, 'Biz ne zaman böyle futbol oynayacağız' sorusu geliyor.
Harika bir maç izledim. Küfür, kavga, şiddet yok. Sporun güzellikleri vardı.
Son bir not: 9 kişi gittik, 9 kişi geri döndük. Yani transfer için de kimse kalmadı veya başka ülkeye gitmedi.
Parayı biz vereceğiz federasyon da getirecek
Maç bitti, gece saat 01.00. Sokaklar İspanyol ve İngiliz taraftarlarla doldu. Herkes eğleniyor. Lokantalarda yer yok. Yemek yerken Şansal Büyüka ile Önder Fırat'ı gördük. Başkanın yanına geldiler, hoş sohbetten sonra konu, Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım'ın yabancı hakem konusuna geldi..
Bu sene çok konuşulacak, yabancı hakem tartışması için önce, 'Yabancı hoca var, yabancı futbolcu var, hakemleri eğitmek için de yabancı hakem hocası getiriyorsun' tezleri ortaya atıldı, sonra Yıldırım şöyle dedi:
'Hakemler hata yapacak, sonra da arkasında olacaksın. Olur mu öyle şey! Kötü hakemin arkasında durulmaz. İngiltere, İspanya, Almanya gibi ülkelerden iyi hakemler gelsin. Bakarsınız onları gören bizim hakemlerimiz de kendilerine çeki düzen verirler. Sonra hakemleri kulüpler değil, federasyon getirecek. Biz sadece parayı vereceğiz. Hangi ülkeden hakem geleceğine federasyon karar verecek..'
Kimse itiraz etmedi.
Hatta oy birliği ile geçen hafta üç puan yerine bir puan alan Antalyaspor'un resmen hakkının yendiği, küme düşerse sorumlusunun kim olacağı bile tartışıldı.
Biletlerin üzerindeki isim
UEFA, Şampiyonlar Ligi finalinde karaborsayı önlemek için biletlerin üstüne isim yazmış. Stada girdiğin vakit, görevliler önce 'Pasaportlarınızı çıkarın' diye uyarıyorlar. Sonra biletinizin numarası ile ellerindeki listede isimlere bakıyorlar. Tutuyorsa, girin içeriye. Tribünler formalı insanlarla cıvıl cıvıl. İngiliz ve İspanyol taraftarları görünce aklıma, Fenerbahçe ve Aziz Yıldırım geldi. 11 yıl önce bir Avrupa maçında ceplerinden para vererek bedava forma dağıtmışlardı. Sonra Fenerium'u kurdular, şimdi Şükrü Saracoğlu tribünleri de formalı taraftarlarla dolu. Bunlar futbolun güzel yönleri..
Niye karşısınız, bırakın alsın
Antalya'da bir küsur milyar dolara Mardan Palace Oteli'ni yapan Telman İsmailov, Antalyaspor kulübünü almak istemiş ama hemen karşı çıkmışlar.
Neden!
Antalyalı iş adamlarından destek yok, olsa da hava civa.
Peki bu kulüp nasıl ayakta duracak!
Önünüze bir fırsat gelmiş.
Turizm beldesi olan Antalya'da, Antalyaspor bir Chelsea gibi olabilir.
Hem Antalya hem de Antalyaspor kazanır.
Bavulun içine giren çocuk
Beşiktaş'ın şampiyonluğu hayırlı olsun. Başkan Yıldırım Demirören adına çok sevindim. Çünkü, yıllardır, durmadan hep tenkit edildi. Sonunda başarıyı yakaladı.
Hem de çifte kupayla.
Ömrünü Beşiktaş'a verdi. İşini, ailesini ihmal etti.
Geçenlerde Yıldırım Başkanı iyi tanıyan bir dostu anlattı..
Oğlu Cemal, uzun süre babasını göremeyince, her çocuk gibi aklına bir müziplik gelmiş.
İzmir'deki kupa maçından önce, babasının bavulunun içine girip saklanmış.
Yakalanınca da, 'Babacığım seni çok özlüyorum. Gece geç geliyorsun yüzünü göremiyorum. Beni de götür de iki gün beraber olalım' demiş. Demirören tatil sözü verip zar zor ikna etmiş. Dilerim bu yorgunluğu da ailece yapacağı iyi bir tatille atar.
PANO
Anlayana...
Bir lafa bakarım
laf mı diye
Bir de söyleyene bakarım
adam mı diye
Mevlana