AKŞAM GAZETESİ | Nagehan Alçı | 2009-07-31
Balçiçek Pamir haklıymış. Tahmin ettiği gibi, çeteler işbaşına geçti ve pazartesi günü yazdığı 'işte budur' dedirten yazıdan sonra kendi gazetesi dışında kimse kalem oynatmadı. Pamir'in 'Bütün Erkekler Toplanmış' başlıklı yazısı birçok açıdan medyanın çarpıklıklarına tam isabet tespitler yapıyordu oysa.
***
Hürriyet'te yayınlanan 'yazı işleri sit-com'unun 'erkekliğini' eleştiriyor, başörtüsü konusunda iki yüzlü tavrı yerden yere vuruyordu.
***
Yazının tartışma yaratmaması hiç ilginç değil. Çünkü güçlüysen, hele bir de erkeksen kendine istediğin gibi bir dünya çizebiliyorsun. O dünyanın ideal kabul edilen değerlerle alakası olması gerekmiyor. Hatta o değerleri hatırlatanlara 'sıkıcı' damgası vurma gücü de buluyorsun kendinde. 'Hürriyet güçlü erkekler'inin yaptığı bu. Tabii onları 'estetize eden' 'güce taparlar'ın da.
***
Para onlarda, kalem onlarda, kadına ayrı, erkeğe ayrı ahlak standardı onlarda... Ee, bir gün onlardan olmayı hayal eden çetelerin desteği de onlarda... Hangi aklı yarım, gözünü deli cesareti bürümüş Pamir'e destek vermek için 'kral çıplak' diyebilir?
Tatilde yok olmak isteyen kimse yok mu?
'TATİL kendinden kaçış mıdır yoksa kendine kaçış mı?'
Bir haftalık tatilim boyunca kendime, hayata ve kaçışlara dair onlarca sorunun cevabını ararken dün Umur Talu beni can evimden vuran bu soruyu sormuş...
***
Bu soru benim 'tatil'den anladığıma uyuyor da... Çoğunluğa uymuyor sanki. Çünkü böyle bir kaçış teşebbüsü ise tatil, o zaman Talu'nun da dediği gibi eğlenme ve dinlenme kalıplarına hapsolmak niye? Türkbükü ve Alaçatı ikilemine sıkışmış, forması ve hatta ne içileceği bile belli olan bir kontrata imza atmak nasıl bir 'rutinden kaçış' sağlıyor?
***
Herhalde sağlamıyor da, oralarda arz-ı endam edenlerin tatilden beklentisi farklı. Onlar kaybolmak, kendilerini bozup yeniden yapmak için değil, tam da aksine var olmak ve 'ben buradayım' demek için çıkıyorlar tatile.
(PS: bu tespiti yapmak için kendimi feda ettim ve tatilimden bozdurup bir günü Türkbükü'nde harcadım)
***
Hadi ikoncan denen ve 'pek yoğun iş hayatları(!)' ile meşhur kesimi geçtim de diğerleri dinlenmek için ne yapıyor? Onları epey yoran 'görünme tatili'ni bizim bilmediğimiz 'yok olma tatili' mi izliyor? Yoksa buralarda bir tek ben mi pek bir asosyalim? Tatillerde dükkanı kapatıp, aynalara küsmek isteyen benden başka kimse yok mu?
Uluç'un köşesindeki fıkra
DÜN Sevim Gözay harika bir yazı yazdı. Dedi ki: 'Erkek kaç yaşına gelirse gelsin şansı var... Oysa kadına gelince işler hiç de öyle yürümüyor.. İleri yaşında yalnız kalan kadınlar yaşamın kenar mahallelerine hapsediliyorlar...'
***
Aynı gün bu yazının anlattığına cuk oturan, hatta 'seksist yaklaşımın madalyası'na talip bir fıkra yayınladı Hıncal Uluç köşesinde. Bu fıkrayı beğendiği için değil, ibret olsun diye yayınladığına inanmak istiyorum. Ve Sevim'in köşesine armağan ediyorum:
'18, 28, 38, 48 yaşlarındaki bayanların (!?) aralarındaki fark nedir?
8 yaşında onu yatağa götürüp bir masal anlatırsınız...
18 yaşında bir masal anlatıp onu yatağa götürürsünüz...
28 yaşında yatağa götürmek için herhangi bir masal anlatmanıza gerek yoktur...
38 yaşında o size bir masal anlatıp yatağa götürür...
48 yaşında ona sonu gelmeyen, hayli uzun bir masal anlatıp yatağa gitmekten sıyırırsınız...'