AKŞAM GAZETESİ | Serdar Turgut | 2009-07-31
Gazeteler hakkında ölüm haberi yazmak neredeyse bir gelenek haline geldi. Radyonun çıkışından sonra gazeteler artık öldü denildi, televizyon çıktığında da, internet yüzünden de ölüm ilanları veriliyor etrafta.
Ben gazetelerin kendilerini zorlayabilecek her medyaya uyum sağlayacaklarını, onu içselleştireceklerini düşünüyorum. Radyoya, televizyona bunu yaptılar. Şimdi de yeni haberleşme teknolojilerine de aynı şeyin yapılacağına inanıyorum.
Hiçbir sorun yok demek istemiyorum, tabii ki var. Ama bu sorunlar aşılamayacak kadar büyük değil. Eğer New York Times bu dönemde bile bayi satışlarından elde ettiği karı artırabiliyorsa, Wall Street Journal önümüzdeki yıllar için şimdiden pozisyon almaya ve değişmeye başlamışsa, biz bu örnekleri yakından izleyip dersler çıkarmalıyız.
Çok uzun süredir gazetelerin geleceği konusu üzerine yoğunlaşmış durumdayım. AKŞAM gazetesinin yayın yönetmeni İsmail Küçükkaya'nın dünkü yazısı o yoğunlaşmamın sonuçlarını bu gazete sayfalarına taşımama vesile oldu. Çünkü onun düşünceleriyle bazı temel noktalarda anlaşamıyoruz ve eğer tartışırsak doğru yolu bulabiliriz gibi geliyor.
Evet; onun dediği gibi haber gerçekten önemli. Gazetede yazıp da 'Haber artık önemli değil' demek pek mümkün değil tabii. Ama şunu da görelim; çağımızda bir haber fazlalığı var. Bir televizyon ekranına bakarken bile dört-beş haberi aynı anda görebiliyoruz. Bir de elinizde cep telefonunuz varsa oradan da aynı anda başka haberler geliyor olabilir. Yani dönemimizin bireyi bir haber bombardımanı altında ve bunalıyor da...
Associated Pres ajansı bu karmaşada neler oluyor diye bakmak için Context adındaki şirkete dünya ölçeğinde bir araştırma yaptırmış. Her ülkedeki genç ve yetişkinlerin haber tüketme (news consumption) alışkanlıklarını, trendlerini inceletmiş.
Bu araştırmadan çok ilginç bir sonuç çıkmış. Bu kadar fazla haber akmaktayken ve hatta haber konusunda aşırı yüklenme varken, insanlar aldıkları haberlerden tatmin olmadıklarını söylemişler.
Yani haberlerin fazla olması ve durmadan yeni kaynaklardan haber akması insanları tuhaf bir biçimde tatmin etmiyor. Aşırı haber yüklenmesine rağmen kendilerini haberdar gibi hissetmiyorlar.
Türkiye'de de durum aynen böyle
Şimdi bu duruma iki farklı tepki verilebilir:
1- Daha fazla haber diyebilirsiniz, en önemli mesele haberdir diyebilirsiniz. O zaman da haber yüklenmesi olduğu bir ortamda haberini nasıl farklılaştıracağını, kalabalık arasında aşırı yüklenmiş ortamda kendini nasıl belli edeceğini formüle etmek zorundasın.
2- İkinci yöntem-ki ben bu görüşteyim-, haberden zaten bunalmış insanlara biraz da farklı bir şeyler sunmak yoluna gidebilirsiniz.
Ben bu görüşe gelirken, New York Times (NY Times), Wall Street Journal (WSJ) değişimini çok derinliğine inceledim. Ve gördüm ki NY Times bugün hala daha en etkin gazeteyse ve tirajı hala daha artabiliyorsa bu sadece habere vurgu yaptığından değil, haberin yoğun olduğu ana gazetenin yanında verilmeye başlanan eklerle yapmışlar bu işi.
Spor, yeme-içme, ev-dekorasyon, stil, moda ve kitap ekleriyle becerilmiş bu iş. Bu ekler girdikleri konularla, modern ve yeni okuyucu kitlesini gazeteye çekmeyi başarmış. Bu eklerde gazetenin en yaratıcı yazıları da yer almış. Modern insanın okuma keyfini tatmin yeri bu ekler olmuş. O eklerde yazanlar yeni bir yazı üslubunu da kullanmışlar. Deneyleri kişiselleştirerek anlatmışlar okuyucuya. En iyi, en şık yazarlar onlar arasından çıkmış ve en çok onlar okunmuş.
Murdoch'un WSJ gazetesini beş milyar dolar gibi bir paraya satın alması gazeteciliğin geleceğine duyulması gereken güvenin bir teminatıdır da aslında.
Şu aralar WSJ'yi okuyor, takip ediyorsanız, Murdoch'un şimdilerde aynen NY Times gazetesinde yapılanları kendi gazetesinde yaptığını görebilirsiniz.
Yani NY Times'ın eklerde yaptığı WSJ'de ana gazetenin içine yedirilerek yapılıyor. Farklı konularda yaratıcı yazılar yazan yazarlar deneyleri kişiselleştirerek anlatıyorlar. Yine en çok onlar okunuyor. Bunlar WSJ'nin internet sitesine de büyük malzeme veriyor. Gazetenin internet sitesini de onlar besliyor
Dönemimizde modern insanın neyi talep ettiğini çok iyi çözümlememiz gerekiyor.
Daha fazla haber talep ettiğini sanmıyorum. Onlar zaten her yerde fazlasıyla varlar. Modern insan, farklı konularda yaratıcı yazabilen yazarlar okumak istiyor.
Ben Hegel'in dediği gibi sabahları gazete okumanın modern insanın ibadeti olduğuna inanırım. Modern insanın bu sabah ibadetinde arzuladığı gazete içeriğini vermek için elimizden geleni yapmalıyız.
Dün bana sordukları için biliyorum. Medya Marketing dergisi bu tür kızılan yazıların yeni bir trend olup olmadığını sordu. Ben de 'Hayır, bu yeni bir şey değil, ben yıllardır bunu yapıyorum' dedim.
Hürriyet'te ilk yazmaya başladığımda yine aynı tartışmalar yaşanmıştı. 'Bu adam bunları niye yazıyor ki', 'ciddiyet' tartışmaları oldu bitti ama kızanlar da okudu kızmayanlar da...
İşimi iyi yapmaya çalışırken hala daha aynı tartışmaların içinde olmak bana bazen şaka gibi bazen de kaderimmiş gibi geliyor.
Sıkıyorsa
Kanat Atkaya dün bir yazı yazdı. Ertuğrul Özkök'ün Ahmet Hakan ile çıkacağı umre seyahatinde yaşanabilecekleri hayal etti. Hayal kurmana ne gerek var Kanat, onlar giderken sen de atla git arkalarından sonra da gel ne görüyorsan yaz.
Bildiğim kadarıyla Ertuğrul Özkök bayılır bu öneriye ama Ahmet'i bilemiyorum.
Ben Hürriyet'te yazıyor olaydım en önem verdiğim projem bu olurdu.
Döndüğümde ise 'Ertuğrul umre'de diye bir mizah klasiği bile yazardım.
Böyle bir yazı konusunda Ahmet'ten fazla bir beklentim yok.
Özkök'ün inanç konusunda yazacağı duygu yüklü yazıya benzer bir yazıyı ben şimdiden yazıp kapalı zarfla notere teslim etmeyi düşünüyorum. O yazısını yazdıktan sonra zarfı noterde açıp baktığımızda iki yazının da birbirine aynen benzediğini görebileceksiniz. Bilmem anlatabiliyor muyum?