AKŞAM | PAZAR | 02 AĞUSTOS 2009, PAZAR
Emre Yıldırım, bir semazen ve aynı zamanda dünyadaki üç sufi dansçısından biri. Sufi dans semadan farklı olarak bel ve boyun bükülerek yapıldığı için daha zor ve daha dengeli olmayı gerektiriyor. Üstelik o, bu dansı, renkli elbiseleriyle ve elektronik müzikle yapıyor.

Aldığı uzun eğitimin sonrasında semazen olan ve 15 yıldır sema dönen Emre Yıldırım, bir süredir de sufi dansın Türkiye'deki öncülüğünü yapıyor. Galata Mevlevihanesi'ndeki bir sema ayininde hareketlerinin daha özgür olabileceğini fark ederek arayışa giren, yolu Suriye'ye düşen Yıldırım, orada sufi dansıyla tanışmış. Üç buçuk yıl sufi dansını araştıran semazen, İstanbul'a döndüğünde 20 kişilik bir müzik ekibi kurarak dansını icra etmeye başlamış. Sema gösterilerinden farklı olarak, renkli kıyafetlerle, elektronik müzik eşliğinde ve beliyle boynunu bükerek yapıyor dansını.
1984 doğumlu Emre Yıldırım ile tasavvuf merakını, sema gösterilerini, geliştirdiği sufi dansını ve Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabıyla ilgili görüşlerini konuştuk.
Tasavvufa ilginiz ne zamana dayanıyor?
Anneannem beni beş yaşında Kasımpaşa'da Uşşaki Vakfı'na yolladı. Okul dışındaki zamanımı burada eğitimler alarak geçirirdim. Kuran-ı Kerim dersi, ud ve ney dersi, Mesnevi dersi alırdık. Yani İslam ilmini öğrenirdik. Çocuk grubuyduk ve eğlenerek öğrendik bazı şeyleri. Eyüp Musiki Cemiyeti'ne ud, ritim ve nota dersine, hafta sonları sema talim etmeye Üsküdar'a gidiyorduk. Tadilata girene kadar Galata Mevlevihanesi'nde sema ettik.
- Vakıf'ta neler yapıyordunuz başka?
Vakıfta tasavvuf eğitimi dışında bir şey yapılmaz. Caminin sosyal hali gibi düşünebilirsiniz. Tasavvuf kitapları okunurdu, sohbetler edilirdi. İnsanlar dışarıda başka şeylere yöneleceklerine burada Mesnevi okusunlar diye düşünülür.
Vakıf'a gidenlerin hepsi mi sema yapıyor?
Elbette. Tasavvuf olduğu için içerisinde musiki var. Kimisi sema yapar, kimisi ud çalar, ney üfler ya da solisttir. İnsanların fıtratına göre şekillenir.
KENDİ GÖRÜŞLERİMİ ANLATABİLME ZAMANIMDI
Nasıl bir ailede büyüdünüz?
İstanbulluyuz, Kasımpaşa'da oturuyorum. Anneannem akıllı bir kadındı. Okula başlamadan bana okuma yazmayı, duaları öğretmişti. İyi bir öğreticiydi ve beni bir şeylere hazırlamıştı. Babam marangoz, annem de ev hanımıydı.
Suriye'ye neden gittiniz?
Bir gün Galata Mevlevihanesi'nin bahçesinde ayin yaparken kuşlarla sema yapmak bana farklı bir şey hissettirdi. Daha özgür haraket edebiliyordum. Ve belli işaretler birbirini takip etti. Mevlevilik'te Hz. Mevlana'yı ve onun yolunu temsil edersin. Ama ben Uşşakilik'ten, geliyorum. Aynı zamanda Mevlevilik, Halvetilik var. Birçok cemaatten eğitim aldım. Kendi görüşlerimi anlatabilme zamanımdı. Araştırmaya başladım. Şam'daki kişilerle tanışıp oraya gittim. Puzzle gibi bir parçayı bir yerden alıp burada birleştirdim. Ortaya yaptığım dans çıktı.
BENİ UÇURAN MÜZİK MEVLEVİLİKTEKİ MÜZİK DEĞİL
Böylece ortaya sufi dans çıktı. Peki neden elektronik müzik?
Kendimi anlatabileceğim, beni uçuran müziğin Mevlevilik'teki müzik olmadığını anladım. Müzisyen arkadaşlarımla Arap ve Hint tarzı müzikler yaptık. Metalci, rockçı arkadaşlarımı Mevlevihane'ye getirirdim. Onlar 'Bu müziklerin çok ağır, uykumuz geliyor. Bizim için de bir şeyler yap birlikte üretelim' dediler. Ritimci arkadaşların ekibe katılmasıyla elektronik müzik yapmaya başladık. Her dilde, her kültürde kendimizi ifade edebildik.
Dans kıyafetlerinizin tasarımları size mi ait?
Evet. Mevlevilik'te belli standartlar vardır. Ama ben arayış içerisindeydim. Zaten bu da rüyalar ve manalarla gelir. Mevleviliğe de bu yolla girersin. Şam'da insanlar kıyafetlerini, kendilerini doğru ifade edebilecekleri şekilde yorumluyorlardı. Renklerin insan üzerindeki etkileşimi farklı. Ben daha çok mavi ve turuncu renkleri kullanıyorum. Arşivlere baktığınızda Mevlevilik'te her renk var ama Hüseyin Çelebi'den gelen beyazdır.
SUFİ DANS DAHA ÖZGÜR
Sufi dansının tekniği nasıl?
Semazenlikteki çark sistemi daha basit. Vücut, direk gibi duruyor. Ayak, belli ölçüde kalıyor. Sufi dansta bel ve boyunla daha çok hareket ediyorsun. Boynunu, belini kırıyorsun. O anki ruh halini ifade edebilmek için yapıyorsun bunu. Sufi dansta ise daha özgür hareket edebiliyorsun.
Tasavvufla ilgili kişiler, bu farklı stil için ne gibi yorumlarda bulundular?
Mevlevi dedeleri bizi tanıyordu, onların ellerinde yetiştik, ruh hallerimizi biliyorlar. Bu arayışımızdan habersiz değillerdi. Dolayısıyla 'Emre bir şeyler yapacak, Mevlevilikle alakalı değil, kendini yansıtan bir şey yapıyor' diyorlardı. Ama bizi tanımayanlar 'Mevlevilik bozulur mu' gibi yorumlar yaptılar. Sufi dans, kendi içindeki ruh halini anlatan bir dans. Sonuçta sen yine bir dervişsin. Mevlevilik'teki sema Mevlana'yı, sufi dans da bizi anlatıyor.
Peki bunca yıldır tasavvufla ilgili olmak size ne hissettiriyor?
Hala kendimi bulabilmiş değilim. Henüz 25 yaşındayım. Mutlaka gelişeceğim. Şu an rüyalarıma göre kendimi ifade etme şeklim bu.
Yurtdışında tepkiler nasıl?
Onlar anlamaya çalışıyor, bizdeki gibi kesin yargılamıyorlar. Biz Şems'i konuşuyoruz ama onu tanımıyoruz. Mevlana'nın bembeyaz kıyafetlerle sokaklarda döndüğünü zannediyoruz. 'Gel ne olursan ol yine gel' sözünü bile bilmiyoruz. Zannediyoruz ki Mevlana hepimizi kucaklıyor. Oysa yok böyle bir şey. Konya'da müzeye gidin. Kapı girişinde bir taş vardır. Kişi, ayakkabılarını o taşın kenarına bırakıp içeri eğitim almaya girer. O aslında bir sınavdan geçer. Kabul görmezse ayakkabılarını ters çevirirler. O zaman kişi ayakkabısını giyip gider. Doğal olarak Mevlana herkesi kabul etmemiştir. O söz sadece kendi evlatları içindir. Bu hep yanlış anlaşılıyor.
Sema gösterilerinde izleyiciler neden ağlıyor?
Mevlevilikteki müzikler aşkla yapılmış. Ayinler hep hüzünlüdür. Çünkü aşk insana hep dert verir. İnsanlar dünya dertlerinden çıkıp kendileriyle yüzleşiyorlar. Bir anlığına aslına dönüyorlar.
Siz nasıl bir ruh haliyle çıkıyorsunuz sahneye?
Benim meditasyonum ayrılık, aşk ve bir şeylere yakın olamamanın üzüntüsü üzerine kurulu.
Sema sırasında duygulandığınız oluyor mu?
Ağladığım çok olmuştur. Sözler acıklı. Şems hasretlikten kayboldu gitti, Mevlana bunca beyit yazdı. Bunlar kolay şeyler değil. Bunları sunarken sakin, profesyonel bir şey yapabilmen mümkün değil. Zaten her şey seni alıp götürür. İnsanlar gibi sen de paramparça olursun.
Kendi yaş grubunuzla paylaşımlarınız nasıl?
Her kesimden ve dinden arkadaşım var. Kasımpaşa'da doğdum, Taksim'de büyüdüm. Çevrem burada. Bizim de şaşırdığımız zamanlar olabiliyor. Ama kopmamaya çalışıyoruz. Özümüz bu, bir şeyler yine bizi buraya çekiyor. Dostlarımıza sahip çıkmaya çalışıyoruz. Para derdine düşünce kendini kaybediyorsun. Dünyada herkes kendini arıyor. Kimse kendini bulabilmiş değil!
Mevlana üzerinden prim yapılmasını sevmiyorum
Elif Şafak'ın 'Aşk' kitabını okudunuz mu?
Evet, baktım. Kişileri yansıtabilirsiniz ama kişiler üzerinden yorum yapmak hoşuma gitmiyor benim. Mevlana'yı koruyor, temsil ediyoruz ama yorum yapmadan... Elbette herkesin farklı düşünceleri, yorumları var. Mevlana bir laf söyler. Sen onun üzerine 10 bin kitap yazarsın ama yine de söylediği sözü anlatamazsın. Çok bilgili bir kadın Elif Şafak, tasavvuf bilgisi var, iyi bir gazeteci. Ama Mevlana üzerinden prim yapılmasını sevmiyorum. Orijinalini yansıtabiliriz ama onların üzerinden yol almak doğru değil. Ama merak ettim, açtım okudum. Çünkü her detay benim için önemli.
Beğendiniz mi peki?
Beğendim, güzel. Böyle şeylerin yapılması insanlar için iyi. Tasavvufa ilgiyi artırmış olabilir. Mesela Mesnevi'yi Farsça bırakalım derseniz bu olmaz. Hangimiz Farsça biliyoruz? Şu zamanda insanların ilmi konuları çok zayıf. Onlara bazı şeyleri sadeleştirip bazı şeyleri şiirsel, romansal sunup ayakta tutabilmek güzel. Biz de elektronik müziği yaparken bunu hayal ettik. Ama bir yandan da Sultanahmet'te hamburgercide bile semazen var! Senin orada ne işin var? Olmaması gereken yerde yapılıyor. Çünkü insanlar bilinçsiz. Bu, o adamın semazen olmadığı anlamına gelir. Bir şeyleri sadeleştirmek buna yol açıyor. Birçok cemaat içki kullanıyor mesela. Sorduğunda da 'Bizim dedemiz içti' diyor adam. Senin deden neden içti? Ona bir hal verildi ve o içti. Sen o değilsin ki! Mevlana sokakta sema yaptı, şems bir yerlere gitti kayboldu diyorlar. İyi de sen ne Mevlana'sın ne Şems'sin. Sendeki sınavlar çok farklı. Kendi ruh halini yansıt, buna kimse bir şey diyemez. Ama Mevlevi kıyafetleriyle hamburgercide bulunmak Mevlana'ya hakarettir.
EKİN TÜRKANTOS