AKŞAM | PAZAR | 02 AĞUSTOS 2009, PAZAR

Kendi yenilgilerinden kitap yapmış komutanım ben

İclal Aydın'ın aşkı anlattığı ve Epsilon Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı 'Senin Adın Hiç Geçmedi', yarın raflarda yerini alacak. 'Aşk hakkında yeni bir şey söylemiyorum' diyen Aydın, herkesin bu kitapta kendinden bir şeyler bulacağını düşünüyor. İlk bakışta aşık olmadığını söylüyor ama 'sıkı' aşık olanlardan o; 'Çoğu insan gibi aşıkken ben de iştahtan kesilirim. Garip bir doygunluk yaşarım çünkü. Uyuyamam, kitap bile okuyamam. Uyuyamam hatta. Benzinden dizele geçiyorum aşık olunca'...
aydin_i

Çok zaman önce değildi, web sitesinden ve gazetedeki köşesinden bir çağrı yapmıştı İclal Aydın: 'Bana güzel aşk fotoğrafını çekip yollar mısınız?'
'Olur mu?' dedim kendi kendime... 'Aşkın fotoğrafını çekmek mümkün müdür?'
Sormak gerekti bunu. Hem bu çağrıyı yapan, aşka kaç defa bodoslama dalmış, her defasında duvara toslamış biriydi bir yandan da. Yok, yanlış okumadınız, tam tamına 'duvara toslamaktan' söz ediyorum. Siz deyin duvar, ben diyeyim hayat. Bunu saklamıyor da üstelik, 'Bu kitabı neden yazdın?' dediğimde, yanıtı gülerek geliyor: 'Hayatta en başarısız olduğum konu aşk. Çok dolmuşum, taştım diyelim'.
İclal Aydın, kendi tanımıyla 'büyük bir cüretle' aşkın kitabını yazdı: 'Senin Adın Hiç Geçmedi.'
Günlerce proje yönetmeni Tolga Meriç'in sorularına yanıt verdi, sohbetine sesini kattı. An geldi sustu, ağladı, kızdı, düşündü, an geldi kendisiyle, geçmişiyle hesaplaştı. Kitabında aşkın türlü haline değindi. Yetmedi, aşkla en iyi giden şarapların, şarkıların, mekanların, yolculuk rotalarının listesini verdi, filmleri sıraladı, kitaplardan örnekler seçti. Sohbetimizin daha en başında, 'Aman yanlış anlaşılmasın, aşk hakkında yeni bir şey söylemiyorum' dedi ve ekledi: 'Hayat Güzeldir, aşk da...'
Moda'da, pek sakin bir mekanda, masalarda birbirine sokularak oturmuş, alçak sesle konuşan sevda bakışlı gençlerin arasında, yeni kitabı 'Senin Adın Hiç Geçmedi' yi ve 'Geçmedi'nin peşine eklediği, 'Ama ben seni hiç unutmadım' cümlesini konuştuk İclal Aydın'la.

HİÇ İLK BAKIŞTA   åŞIK OLMADIM
- Nereden çıktı bu kitap? Neden şimdi? Yoksa bu günlerde aşık mısın?
Yok, aşık değilim, önce onu söyleyeyim. Bu kitap çook eskilerden, belki de düşünmeye başladığım günlerden bu yana biriktirdiklerimin yazıya dökülmesi aslında.

Neden şimdi yazıldı peki?
Şimdiymiş zamanı.

İyi de neden şimdi? Ne oldu, ne değişti?
Ben değiştim. Dönüp, dönüp aynı şeyi anlatacak değilim ama dibi gördüm ben. En dibi. Sonra oradan yukarı fırladım. Bu yıl, benim fırlama yılım. Dipten, yüzeye çıkmaya başladım. Yukarı çıkarken yenilendim, tazelendim, fark ettim... Güzel balıklar, berrak su, yosunlar arasında yukarı çıktım sanki, huzurla. Ve tekrar oksijene kavuştum. Hayata bambaşka boyuttan bakmaya başladım. Bu değişimden çıktı bu kitap.

Değişim fiziki olduğu kadar ruhsal da oldu anlaşılan. Ne zaman başladın dipten yukarı çıkmaya?
Geçen Kasım'dı.

Kitabın bir yerinde 'Aşkı yaratma ve yarattığımıza ikna olma süreci' diye bir cümlen var. Aşk 'dan' diye vurmuyor mu bizi, bir süreci mi var aşık olmanın? Ya ilk bakışta aşka inanmaz mısın?
İlk görüşte aşkın var olduğu bilimsel olarak kanıtlandı da ben yine de emin değilim. Bence bir süreç var. Öyle 'dan' diye aşık olmadım ben hiç. İlk etkilenme anından sonra karşılıklı minik tanıma, tanışma oyunları oynamaz mıyız? 'Aaa siz de mi yay burcusunuz' filan. Sevdiği filmler, kitaplar, yemekler, ülkeler, onu anlama, kendini doğru anlatma telaşı... Hepsi o süreci oluşturuyor. Hem aşk, cinsellikten beslenen bir süreç bir yandan da. Cinselliği iyi yaşayan çiftler kolayca ayrılık kararı almıyor, biliyoruz. Aşkın, aşkı yaşamanın, hatta ayrılmanın vahşi bir yanı var. Sevgiden farklı yanı da bu.  Aşk eşittir seks ise, sevgi eşittir güven.

Kendi aşklarında bu kadar başarısız olan birisi, aşk kitabı yazarken çekinmez mi?
(Önce içten bir kahkaha geliyor...) Kendi yenilgilerinden kitap yapmış komutanım ben. Yaşadığım kişisel değişimde en önemli kazanımım 'fark edebilmek' oldu. Farklı boyutları düşünmeyi keşfettim. Kendimizi kahraman kılmak adına yaptığımız yanlış değerlendirmeleri şimdi çok daha iyi anlıyorum. O kadar da büyük acı çekmemi gerektirmiyormuş hiçbir şey. Aşk hakkında söylenmedik ne kaldı ki ben söyleyeyim? Bu kitapta da yeni bir şey söylemiyorum. Ama aşk herkesin dilinde sakız olmuş. Üstünde biraz konuşayım, yazayım istedim, o kadar. Hem başarılı aşkın kitabı mı olur?
Sohbetin tam da bu noktasında 'Aşkın fotoğrafı var mıdır? İclal Aydın için o nasıl bir fotoğraftır?' diyorum. 'Bunu hiç kurgulamadım. Kendim çekseydim nasıl bir şey çekerdim şu ana kadar düşünmedim de' diyor ve tam yanımızda duran boş masaya dayanmış iki sandalyeyi göstererek, 'Bu birbiriyle desteklenmiş sandalyeler bile aşkın fotoğrafı olabilir benim için' diye ekliyor.

Peki ya kitapta, aşkı anlatan satırlar arasına serpiştirilmiş İclal Aydın fotoğrafları? Onlar neden var kitapta? Şuuraltımıza bir mesaj mı yolluyorsun; 'Aşk, eşittir İclal Aydın' gibi?
(Uzun uzun düşünüp cevaplıyor) Doğrusu hiç böyle bir niyetim yoktu. Böyle mi algılanır acaba, hay Allah! Böyle bir şey istemedim ki! Yok, yok öyle değil...

Ama kitapta bir sürü özenle çekilmiş fotoğrafın var...
O fotoğraflar başka bir şeyi anlatsın istedim. Kariyerim çok hızlı gelişti benim. Bana bile sürpriz oldu başarım. Çok kısa zamanda çok hızlı yükseldim. Beni süsleyen beni, yani oyunculuğumu ihmal ettim bu arada. Bu kitaba fotoğraf koyacaktık zaten. Kitaptaki o fotoğraflar oyuncu yanımı simgelesin istedim. Sinemacı İclal, köşe yazarı İclal, güzel, kaçak, pişman, yeniden başlamak için çıldıran, aşık İclal... Hepsi var fotoğraflarda.

Oyuncu yanın hala geri planda ama, en son 'İki Aile'de izledik seni, sonra?
Sonra bir projede yer almadım. Bir sürü senaryo okudum ama işte tam da burada isyan ediyorum. Bana gelen roller hep ya anne ya ayrılmış eş. Oysa ben aşk kadınını, aşık bir kadını oynamak istiyorum.
n Bize biraz aşık İclal'i anlatsana. Nasıl bir aşıktır İclal Aydın?
Önce şunu çok net anlatmak isterim; bu kitapta İclal Aydın'ın aşkı, aşkları, aşka bakışı anlatılmıyor. Kitap, iki kişinin aşk üzerine yaptığı sohbetin kitabı. Elbette kendi deneyimlerimden çıkardığım sonuçlar da var ama anlatılanların hepsini ben yaşamış değilim. O yüzden herkesin kendisini kolayca bulacağı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Hepimizin hayatından hikayelerle, yaşanmışlıklarla zenginleşmiş bir kitap. Yine de kiminle konuşsam 'sen bir de bendeki hikayeyi dinlesen' diyor. Sonunda seri yapacağız galiba.

åŞIKKEN BENZİNDEN  DİZELE GEÇERİM
Ben soruma döneyim, nasıl bir aşıksın?
(Aşklarını da ayrılıklarını da göz önünde yaşamış, bunun acısını çok çekmiş biri İclal Aydın. Belki de soruma yanıt ararken yaşadığı tereddüt bundan. O, zihninde doğru cevabı ararken, fırsattan yararlanıp 'Senin Adın Bile Geçmedi'de anlattığı kendi tanımlamalarını okumaya başlıyorum: 'Çoğu insan gibi aşıkken ben de iştahtan kesilirim aslında. Garip bir doygunluk yaşarım çünkü. O mutluluk ve heyecan bana o kadar hakim olur ki ne yemek yiyebilirim ne sigara içebilirim ne de içki. Kitap bile okuyamam. Uyuyamam hatta. Ciddi bir konsantrasyon sıkıntısı çekerim. Aynı zamanda dünyayı tersine çevirecek kadar da güçlü hissederim kendimi. åşık olduğumda iştahtan kesilmiş Atom Karınca'ya dönerim kısacası. Benzinden dizele geçiyorum aşık olunca' demişsin satırlarında...
Evet, evet, tam da böyle...

Peki ya aşkı ilk hissettiğin an? Telaş mı duyarsın, korkar mısın, panik mi yaşarsın? Hepsi mi, hiçbiri mi?
Hiçbiri. Nedensiz mutlu olurum.

Yaşadığın aşklar... Ne kadar kendi dünyanda yaşamaya çalışsan da biliyoruz ki sonunda büyük üzüntüler verdi sana. 'Dibe' götürdü seni. Bu kitap biraz da seni üzenlere mi yazıldı?
Kitabı yazarken bundan çok çekindim. Herkes kitabı son yaşadığım aşka yazdım sanacak diye korktum. Öyle bir şey değil bu, kitabı öyle sanıldığı, sanılacağı gibi tek bir kişi için yazmadım ben. Öldüğüm ve öldürdüğüm aşklara yazdım. Bunu tüm içtenliğimle söylüyorum.   

Aşk acısı çektin biliyoruz, peki ya sen aşk acısı çektirdin mi?
Offf. Benim çektiğim ne kalır ki!

Ne diyorsun, o kadar çok mu?
Hem de ne çok. Çok ah almışım herhalde, bu kitabı yazarken kendimle, geçmişimle hesaplaştım. Bütün bunlarla o zaman yüzleştim, durum o zaman çıktı ortaya.

Kısa bir zaman önce gazetedeki köşende 'Sevgim acıyor, kimse duymuyor' demiştin. Şimdi, hala 'sevgin acıyorken' yeni bir aşka hazır mısın? (Soruyu İclal'e soruyorum, cevabı Avrupa 'Yakası'nın Dilber Halası olarak veriyor gülerek) Ben aşkın kitabını yazdım. Rafa kaldırdım. Arada bir de imza günü yapacağım...
Bu sohbetin benim gönlümdeki özeti şudur; İclal Aydın'a 'Aşktan canın yandı mı?' dedim, 'Yanmaz mı?' dedi. 'Aşka gönlün yine kayar mı?' dedim, 'Kaymaz mı?' dedi.
'Ümidin bittiği anlara inat yine de ümidin var mı?' dedim, sustu. O susunca yüreğinin sesini duydum, pıt pıt atıyor, 'olmaz mı' diyordu...

'Senin Adın Hiç Geçmedi'den...
l Aslında... Senin Adın Hiç Geçmedi ama ben seni hiç unutmadım.
l Birini sevmeye beni benden daha iyi kimse ikna edemez.
l Aşk bana kendimi unutturdu.
l İnsan dönüşsüz eşiklerden atlıyor ayağa kalkabilmek için.
l Ne kadar farklı başlasa da her aşkın aynı yerde noktalandığına inanıyor insan.
l Aşk yasak tanımıyor. O başıbozuk bir gerilla.
l Bir sevişme ile nihayetlenen her ilişki, kendi içinde tarifsiz bir affedici güç barındırır.
l Geri savrulduğumuz yerde kendimizle karşılaşabiliriz.
l Yüzüne bakıp her şeyi unutmayı ve onunla her şeye yeniden başlamayı beklersin.
l Aşk bazen hiç beklemediğin anda gelir.

Bu kitabı Sezen'le yazdım
'Senin Adın Hiç Geçmedi' aşkın her halinin konuşulduğu bir kitap. Proje danışmanı Tolga Meriç'in önceden belirlediği ana başlıklar üzerine saatler boyu yapılan sohbetler, yazıya dökülmüş. İki kişinin sohbeti gibi görülse de kitabın sayfalarında kendi hikayenize rastlamanız mümkün. Yine de 'Aşk hakkında benim de yazacaklarım var' diyenler için kitabın sonunda iki boş sayfa bırakılmış. İclal Aydın kitabın teşekkür kısmında '35 yıla yayılan tüm Sezen şarkılarına ve belki de bir tek şu şahane dizeye teşekkürlerimizle' diyor: 'Kazanmalı kaybetmeliyim/ Aşk uğruna harp etmeliyim/ Farkındayım, farkındayım.' Bense 'Şarkı sözünü eksik yazmışsın 'Bu kızı yeniden büyütmeliyim' de var şarkıda. İçindeki kızı yeniden büyütmeyecek misin?' diyorum; gülüyor, 'Amaaan, kız da büyümeyiversin canım. Aşk uğruna harp etsin, edebilsin yeter' diyor ve ekliyor: 'Kitabı yazarken yeni, eski şarkılarıyla, konserleriyle Sezen hep yanımdaydı. Sanki onunla birlikte yazdık bu kitabı.'

Kız büyümesin diyorsun ya, kızın Lal nasıl bir aşk yaşasın dilersin?
Güçlü olduğu bir aşk yaşasın dilerim.

Aşkın ilk günlerinde karşılıklı hapır hupur yemek yenmez
Kitapta 'yemek ve aşk' ilişkisi de anlatılınca sormadan edemedim: åşık İclal nasıl bir yemek masası donatır?
Yok öyle yemeğe gelmesin ilk başlarda. Hapır hupur yemek yenmez ilk günlerde. İçkiye gelsin. Ya da akşamüzeri gelsin ona güzel bir çay ikram edeyim.

İçkiyi anladım da çay sohbetini aşkla pek yan yana koyamadım?
Yok, ev yapımı güzel bir kurabiye nasıl iyi gelir! Kurabiye kokusu çok etkileyicidir bence. Porselen demlikte iyi harmanlı, iyi demlenmiş, keten örtülü gümüş tepside sunulan bir çay bence çok özeldir. Özen gösterildiğini anlatır. O nedenle yemeğini yesin gelsin.

Yine de bir yemek sofrası diye ısrar etsem nasıl bir ortam hazırlardın?
Kulağa, damağa ve göze eşit hitap etsin isterim soframın. Baş başa bir yemekten çok, bir grup içinde ağırlamak isterim onu. Mutlaka bir zeytinyağlı yaparım. Domates soslu bir sebze yemeği olmalıdır bence. Fırında ya da kağıtta pişen bir et yaparım. Öyle üste, başa, saça koku sinmemeli. Kızartma yok. Renkli tabak tercih ederim. Mutlaka çiçek koyarım salonuma... Sofrayı kişinin zevkine uygun nesnelerle süslerim. Öyle incik boncuk koymam. Puro seven birisiyse ona sevdiği puroyu bulup alırım, yamacına bırakırım. Yemek öncesi Bridget Jones'un soundtrack'ini çalarım. Gece Ray Charles'la da ilerleyebilir Müzeyyen Senar'la da.

FÜGEN ÜNAL ŞEN

  • Diğer Haberler

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3