AKŞAM | SIYASET | 04 AĞUSTOS 2009, SALI
Başbakan Türkiye'yi neye dayanarak ayağa kaldırmak istedi? Kendisi bu komplonun neresinde duruyordu. Bilmeden mi alet oldu yoksa birileri Başbakanı komplo için kullandı?
ANKARA (A.A) - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Türkiye'de yaşanmakta olan olayı Silahlı Kuvvetlerin kamu yaşamı içindeki konumunu daha demokratik bir anlayışla belirlemeye dönük faaliyet olarak açıklayabilecek konumda olmadıklarını belirterek, ''Yaşanan olaylar, bir çatışma, sürtüşme, yıldırma, hesaplaşma, intikam alma, bir had bildirme ihtiyacı ve anlayışı çerçevesi içinde yürütülüyor izlenimi alıyoruz. Bu, fevkalade tehlikeli ve yanlış bir yaklaşımdır'' dedi.
Partisinin TBMM Grup toplantısında konuşan Baykal, yaz aylarında önemli tartışmalar yaşandığını, bunların bir boyutunun silahlı kuvvetlerle ilgili olduğunu, daha sonra da yargı ile ilgili tartışmaların ülke gündemine geldiğini belirtti. ''Silahlı Kuvvetler ile ilgili tartışmaların üstü örtülmüş gibi görünüyor. Ama bunları yok saymak mümkün değildir. Bunların ne sonuca bağlandığını kamuoyumuz öğrenmek hakkına sahiptir. Ortaya atılan iddialar hangi noktadadır, ne olmuştur, bunu hepimizin öğrenmesi gerekir'' diye konuştu.
Yaz başlarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın ''çok büyük iddialarla TSK'da kendisine karşı bir komplonun, bir darbe hazırlığının yapılmakta olduğunu, bunun belgesinin ele geçirildiğini, o belgeden yola çıkarak konuyu sonuna kadar takip edeceklerini ve bunun hesabını soracaklarını'' ifade ettiğini anlatan Baykal, ortaya da bir belgenin yansıdığını hatırlattı. Belgenin, TSK'da önemli noktalarda görev yapan bir albayın imzasını yansıttığını, belgede, ''AKP'ye karşı bir ciddi tertibin yapılmakta olduğunu ifadeler yer aldığını'' anlatan Baykal, şöyle konuştu:
''Tabii Başbakan'ın birden bire bu konuyu böylesine ciddiye alarak, önemseyerek ortaya çıkması, parti kongrelerinde ciddi itham ve iddialar ifade etmesi, suçlamalar yapması, bütün Türkiye'yi derinden etkiledi, ilgilendirdi. Hepimiz konuya yakın ilgi gösterdik ve 'derhal el koyun' dedik. 'Eğer TSK içinde darbe hazırlığı yapan organizasyon varsa, bunu ortaya çıkarın. Eğer bu darbe hazırlığı TSK askeri hiyerarşisi içinde yapılıyorsa derhal gereğini yapın. Eğer askeri hiyerarşi içinde değil de birileri böyle bir hazırlık yapıyorsa bunu derhal ortaya çıkarın, bunun nereye kadar uzandığını kontrol edin ve gereğini yapın. Biz demokratik bir ülke içinde yaşamak istiyoruz. Böyle bir hazırlığı hiçbir şekilde kabul etmemiz mümkün değil, bunu ortaya koyun' dedik.
Ama eğer ortaya attığınız, ciddiye aldığınız, varmış gibi yaptığınız, geçerli diye söylediğiniz, Başbakan düzeyinde dile getirdiğiniz ve en ağır ithamları içeren konuşmalarla kamuoyunu ayağa kaldırmaya çalıştığınız bu kampanyanın sonucunda eğer gerçekten bir darbe hazırlığı ortaya konulamazsa, eğer gerçekten Silahlı Kuvvetler resmen ya da bir grup olayın içinde yer almamışsa, o zaman bu belgeyi, bu iddiayı kimler, niçin, hangi amaçla, hangi bekleyişle ortaya atmışlardır? Bu iddianın dayanakları nerede üretilmiştir, bu belge nerede hazırlanmıştır, belgeye ciddiyet veren resmi kuruluşlar nerelerdir? Hangi resmi kuruluşlar bu bölgeyi ciddiye almış, gereğini yapmaya kalkmıştır, basına kimler bu bölgeyi duyurmuştur? Bunun derhal ortaya çıkarılması lazım. Çünkü bu, TSK gibi fevkalade önemli bur kuruma karşı, Türkiye'nin istikrar ve demokrasisine karşı bir büyük gizli tertibin işletilmekte olduğunu ortaya koymaktadır. Bunun ortaya çıkarılması lazımdır. ''
''DÜN MUTLU MUTLU YEMEK YEDİLER...''
Baykal, derhal gereğinin yapılmasını istediklerini, ''evet yapılacak'' dendiğini, Genelkurmay Başkanının da ''TSK içinde böyle bir anlayışı hiçbir şekilde barındırmayız. Böyle bir olay varsa derhal ortaya çıkarılmalıdır. Yoksa da işte o zaman Türkiye, ne yapacağımızı görür'' dediğini hatırlattı. Bu sözleri teminat olarak aldıklarını ve bundan büyük mutluluk duyduklarını belirten Baykal, sözlerini şöyle sürdürdü:
''O günden bugüne ne gelişti, ne oldu? Yani, 'eğer TSK böyle bir darbenin parçasıysa bu ortaya konulsun' dedik, konuldu mu? Dün mutlu mutlu yemek yediler Şura'da. Ne oldu? 'Eğer TSK içinde bu faaliyetlerin içinde yer alan bir cunta varsa o derhal ortaya çıkarılsın ve tasfiye edilsin' dedik. Genelkurmay Başkanı da 'barındırmam, gereğini yaparım' dedi. Şimdi hakkında o ithamlar yapılan albay, aynı görevini sürdürüyor ve bir yıl daha görevine devam etmesi gerektiğini Şura karara bağladı. Görevinin başında... Ne oldu arkadaşlar? Başbakan, Türkiye'yi neye dayanarak ayağa kaldırmak istedi? Başbakan bu komplonun neresinde duruyordu? Bilmeden mi alet oldu? Birileri de Başbakanı mı kullandı, komplo için. Eğer komploysa... Komployu kimler yaptı? Neyle, ne zaman, nasıl ortaya çıkacak? 'Oldu, yeter, bitti. Bir teşebbüs yaptık, sonuç almaya çalıştık, orada alamadık, başka yerlerde alıyorduk.' Böyle şey olabilir mi? Ne yazık ki Türkiye, bu olayı yaşadı. Tabii bu olay asker-sivil ilişkileri konusunda bizi ciddi olarak düşündürmelidir.
Türkiye'de bir süreden beri bu konuda çok çeşitli tartışmalar yaşanmaktadır. Bu tartışmaların ötesinde gerçeğe yaklaşma ihtiyacımız var. Elbette Türkiye'de Silahlı Kuvvetler, demokratik toplumun içinde silahlı kuvvetlerin taşıması gereken noktada olmalıdır. Silahlı kuvvetlerin Türkiye'de hukuk sistemi, Anayasa sistemi içindeki konumu elbette demokrasi ve hukukun üstünlüğü anlayışına uygun biçimde şekillenmelidir. Hiç kuşku yok. Bu konuda Türkiye'de bir değişimin gerektiği de açık bir ihtiyaçtır. Türkiye'de, son zamanlarda Silahlı Kuvvetlerin konumunu yeniden şekillendirmeye dönük pek çok düzenleme yapılmıştır. Bu da çok doğaldır. AB'ye üye olmak isteyen demokrasiyi özümsemiş bir ülkenin içinde Silahlı Kuvvetlerin taşıması gereken konumu, Türkiye'de de Silahlı Kuvvetlerimizin taşımasını sağlamak için pek çok değişiklik, düzenleme yapılmıştır, bundan sonra da yapılmaya devam edecektir. Bu çok doğaldır. Böyle bir düzenlemeye Silahlı Kuvvetlerin kendisinin ciddi katkı yaptığına tanık oluyoruz. TSK da kendi konumunun demokratik bir anlayış içinde yeniden şekillenmesi gerektiğine inanmakta ve bu doğrultudaki adımları anlayışla karşılamaktadır, hatta desteklemektedir. Bu da memnuniyet verici bir olaydır. Silahlı Kuvvetler de demokratik toplumun içindeki silahlı kuvvetler konumuna gelmeyi amaçlamıştır. Bu doğrultuda adımlar, düzenlemeler yapılması çok doğrudur. Ama Türkiye'de yaşanmakta olan olayı, bu nitelikte Silahlı Kuvvetlerin kamu yaşamı içindeki konumunu daha demokratik bir anlayışla belirlemeye yönelik bir faaliyet olarak açıklayabilecek konumda değiliz.''
''BAŞKA NİTELİK TAŞIYOR''
Yaşanan olayların ''başka nitelik taşıdığını'' ifade eden Baykal, ''Yaşanan olaylar, bir çatışma, sürtüşme, yıldırma, hesaplaşma, intikam alma, bir had bildirme ihtiyacı ve anlayışı çerçevesi içinde yürütülüyor izlenimi alıyoruz. Bu, fevkalade tehlikeli ve yanlış bir yaklaşımdır'' dedi.
Türkiye'de asker-sivil ilişkilerinin rayına oturtulması gereğinin açık olduğunu, bu konuda Silahlı Kuvvetler ile Hükümet yetkililerinin bir araya gelip, neyi, nasıl yapacaklarını kararlaştırmaları gerektiğini kaydeden Baykal, '' Türkiye'de yaşanan olay, bu değildir. Türkiye'de yaşanan bir çatışma, kavga, bir hegemonya iddialaşması, bir vesayet altına alma gayreti dikkati çekmektedir ve yanlış olan budur'' görüşünü savundu.
Dünyanın her yerinde Silahlı Kuvvetlerin önemli ve saygın kurumlar olduğunu, kendi ve ülkenin kuralları içinde görevini yerine getirdiğini anlatan Baykal, ''Oraya yönelik bir hegemonya altına alma gayreti, bir tasallut çabası, orayı vesayet altına alma gayreti, hiçbir yerde kabul edilebilir değildir. Türkiye'de şimdi böyle bir çabaya tanık olduğumuza herkesin dikkatini çekmek istiyorum. Bu kendisini, içi boş çıkan darbe uydurması dolayısıyla kendisini ortaya koymuştur. Ondan sonraki gece yarısı yasa baskını; hem hazırlanış biçimi, hem içeriğiyle, hem gizli kotarılışıyla bu gerginliğin bir parçası olarak ortaya çıkmıştır. Şimdi bu tablonun düzelmesi gerekiyor. Yani, öyle 'gerginlik, yok 100 metre önden yürüyor, 100 metre arkadan yürüyor, birbirlerine surat asıyorlar' laflarıyla idare edilmez. Burası demokratik bir ülke. Herkes ne olduğunu bilecek ve birbirine de güvenecek, herkes haddini de sınırını da bilecek. Bunların netleşmesi lazım'' diye konuştu.
''YENİ BİR DOLMABAHÇE MUTABAKATI MI BEKLEYECEĞİZ?''
Baykal, bir süre önce Dolmabahçe'de bir buluşma yaşandığına işaret ederek, şunları söyledi:
''Bu buluşma neyi çözmek üzere yapılmıştı? Özel bir buluşma mıydı, herhalde değildi. Üniformayla yapıldı. Neyi çözdü bu? Yani asker-sivil ilişkilerinin bundan sonra nasıl gelişeceğiyle ilgili temel mutabakat mı orada arandı? En iyi niyetli bir yaklaşım içinde bir değerlendirme yapmaya çalışıyorum. Eğer böyleyse, daha sonraki olayların gelişmesi o mutabakatın işlemediğini bize gösterdi. Orada bir mutabakat sağlandıysa, bu ne tablo? Orada ne sağlandı? Niçin o yapıldı ve niçin o gizli tutuluyor? Kimden gizli tutuluyor? Kamuoyundan, toplumdan gizli tutuyorsunuz anladım ama kendi kurumlarınızdan da niye gizli tutuyorsunuz? Başbakan, niye onu Hükümetten gizli tutuyor, niye devletten gizli tutuyor. Niye Türkiye Cumhuriyeti tarihinden, arşivinden gizli tutuyor? O zamanki Genelkurmay Başkanı niye onu TSK'dan gizli tutuyor, niye daha sonra gelen Genelkurmay Başkanı'ndan gizli tutuyor. 'Ölünceye kadar, mezara kadar ikimizin arasında sır' böyle bir şey olabilir mi? Yapılan iş iyi bir iştiyse ya işlemedi, yani asker-sivil ilişkilerini bir mutabakatla, askeri bir demokratik denetim altına alacak bir yol haritasını orada biz kararlaştırdık, kimseyi telaşlandırmayalım, sorumluluğumuzun bilincindeyiz, böyle bir anlaşma yaptık' diyorlarsa, iyi niyetle bakarak bunu okumak istiyorum. Gelen tablo bu değil. Ee ne olacak, ne yapacağız? Türkiye yeni bir Dolmabahçe mutabakatını mı bekleyecek? Bu sorun, sıkıntı nasıl, neyle aşılacak? Tekrar gizlice veya açıkça bir araya gelecekler, ama milleten gizleyecekler. Orada eteklerindeki taşları dökecekler, anlaşacaklar, falan. Bunu mu bekleyeceğiz? Kimin sırtından anlaşılıyor? Ne için anlaşılıyor? Kim ne veriyor, kime veriyor, niçin veriyor? Bu çok temel bir konu olarak yaşandı ve o gece yarısı kanun girişimiyle de doruğa çıktı. İlgili kurumun, ilk kez Cumhuriyet tarihinde kendisiyle ilgili çıkarılan bir kanundan haberi yok. Meclis Başkanı'nın da haberi yok. Meclis Başkanı da haberinin olmadığını söylediği için bunun bedelini ödemek zorunda kaldı.''