Evet! Kesinlikle evet! Ben değil Başkan söyledi hem de canlı yayında; 'İstanbul'un şehir suyu Avrupa standartlarında!' Devamında, 'Alın musluğunuzdan akan suyu, gidin Hıfzısıhha'ya test ettirin. Bakın bakalım satın aldığınız su mu iyi, musluğunuzdan akan su mu?' diye, hodri meydan dedi. Yalnız eğer deponuz pis, bakımsız, fareli mareliyse, bina tesisatı çürük, eski püskü paslıysa bu musluktan akan suyun iyi çıkmasını beklemeyeceksiniz. Başkan üstüne basa basa söyledi; temiz suyu getirmek devletin işi, tesisatın bakımı onarımı vatandaşın işi. 'Biz işimizi yaptık, hem de çok iyi yaptık' bakışları ata ata iddiayı koydu Sayın Topbaş. 'Test sonuçlarını da bana gönderin, bekliyorum' diye ısrar etti ki, en yakın zamanda yerine getireceğim.
BAŞKAN ALDI GÖTÜRDÜ
1 Temmuz'da canlı yayında ağırladığım Sayın Kadir Topbaş'la hayli çekişmeli bir gece geçirdik. Gece diyorum zira program, bariz Başkan'ın üstünlüğü ile sona erdi. Hani nasıl derler, aldı götürdü. Fakat hiç de soruşturmacı gazetecilik yapamadım, aman da Başkan'ı terletemedim diye karalar bağlayamayacağım zira yakışıklılığından ve oyunculuğundan söz ettiğimiz anlarda boncuk boncuk ter döktüğüne Türkiye şahit. Eh madem yayını Başkan aldı götürdü, ben de 'ayakkabı gazeteci' kılığına bürünüp arkadan vurayım!..
BAŞKAN'IN ADAMLARI
Yayına, her yere olduğu gibi Basın Danışmanı Ahmet Faruk Yanardağ eşliğinde ve o hengamede tanışamadığım takım elbiseli çakı gibi bir grupla gelmişti Başkan. Biz stüdyodayken konuk odasındaki keyifli muhabbetleri kulağıma gelmedi değil. Ayrıca yayın sonu stüdyoya yığdıkları 'saray muhallebi - kazandibi - tavukgöğsü'lere bakarak diyebilirim ki, sanki Başkan değil de ben programa konuk gelmişim de, onlar çok güzel bir yayın yapmış gibi pür neşe idiler.
TAVUKGÖĞSÜ - KAZANDİBİ
Hazır konu açılmışken itiraf edeyim de kurtulayım; Başkan'ın yüzüne karşı 'hiii muhteşemmm' diye tezahürat yaptığım su muhallebisi hiç bana göre değil. 'Gül suyu muhallebisi' tadında çok iddialısınız ama ben gülsuyunu yalnızca güllaça yakıştırıyorum, Sayın Topbaş. Fakat tavukgöğsü gerçekten şahaneydi. Kazandibini soracak olursanız, ya az geldi ya da çabuk bitti, maalesef yetişemedim.
BAŞKAN HEP İSTANBUL GİBİ
Süreç içinde gözlemledim ki, Başkan'ın en benimsediği espri 'Nasılsınız' sorusuna 'İstanbul gibiyim' şeklinde cevap vermek. Yani demek istiyor ki; ikinci köprüsü tadilatta, üçüncüsü yolda, tüp geçidi inşaatta, metrobüsü balık istifi, İETT'si 12 milyon zararda, esnafı krizde, halkı açlık sınırında... Eh bu durumda Başkan'a sıkı bir 'geçmiş olsun' gerek.
AYAKKABI GAZETECİ
Stüdyoda layıkıyla tozunu attıramayınca 'ayakkabı gazeteci'liğe soyundum, durdum durdum arkadan vurdum, sevgili okur. Çünkü benim ilk gece heyecanım full Başkan'a yaradı. Ebelek ve de gübelek sıkıştırma gayretlerim, Sayın Topbaş'ın kaçın kurrası kıvrak ve atik hamleleri karşısında, kuru sonbahar dalına tutunmaya çalışan yazdan kalma yapraklar gibi bir sağa bir sola savruldu. Ama pes etmek yok, yola devam!
DİKKAT DİKKAT Başlıktaki sorunun çok önemli cevabını ve konunun detaylarını, hatta yazının başını kaçıranlara müjdeliyorum ki; İstanbul'un suyu içilebilir. Hem de satın alma sulardan bile daha içilebilir... Sayın Topbaş açıkladı. E haydi o zaman, deponu temizle, çürük tesisatı yenile, musluk suyunu al, doğru Hıfzısıhha'ya İstanbul. Suyunuz bol, sıhhatiniz daim olsun.