Oray Eğin oray.egin@aksam.com.tr

kategori2

Bir tatil nasıl zehir olur

Alternatif bir tatil yöresi arayışımın ilk durağı Kaş'tı. Erken bir uçakla Dalaman'a geldim, ardından bir araba karşıladı ve iki saat sürecek yolculuk başladı.
Otele yerleşir yerleşmez ise aksaklıklar birbirini takip etti.
İlk olarak Küçük Oteller Kitabı'nı çöpe attım. Zira 'Türkiye'nin en iyi küçük otellerinden biri' diye sunmuşlardı yerleştiğim Villa Tamara adlı oteli. Benim için Türkiye'nin en iyi küçük kabuslarından biri oldu.

Bakın neler yaşadım:
- Odalar AKP şıklığıyla orta sınıf tatil beldesi ayarında. Nihal Bengisu Karaca'nın evi böyledir diye içimden geçirdim.
- Odada su akmıyor gibi, incecik, ip gibi. Duş almak bir kabus. 
- Sabaha karşı 02.30'ta otele geri döndüğümde sadece benim odamda elektrik kesildiğini fark ettim. Otelde muhatap yok. Bir kişi bile. Her yer karanlık. Zar zor birini buldum sonunda, başka odaya geçtim.
- Sabah kapıyı çalan temizlikçiler tarafından uyandırıldım. 'Odanızdan çıkmanız gerek' diye. Gece topladığım eşyaları yeniden yukarı, bir üçüncü odaya taşıdım. Otele geleli daha 24 saat olmamıştı.
- Bazı eşyalarım eski odada kalmıştı, kendi kendilerine toplayıp hepsini kapının önüne koymuşlar. Diş fırçamın kapağı gibi önemsiz görüp attıkları ama benim gibi seyahat eden bir insan için hayati önemi olan kimi şeyler de kaybolmuş.
- Üçüncü odanın dekorasyonu yine korkunç ama manzara harika. Yeni kabus: Burada hiç su akmıyor! Görevliler ustanın birkaç saat sonra geleceğini, borunun patladığını, tuvaletin sökülmesi gerektiğini söylüyorlar. Çaresizce denize iniyorum, bu arada yapılır diye.
- Akşam saatleri. Usta daha gelmemiş, birkaç saat sonra gelecekmiş. Yine onu bekleyeceğiz, bu arada banyo kullanılamaz durumda. 
- Görevlinin tavrını, dudak büzmesini, 'Ay iyi de ne yapalım' diye gözlerini havaya doğru çevirmesini, mimiklerini, ifadesini görmeniz gerek. Küçük bir tartışma.
- Birinci gün, zorla dördüncü odama yerleştim. Bu sefer 'jest olsun' diye bir suit. Ve bir sürpriz: Sıcak su ve havlu yok. Artık bir şey demedim. Kısa tatilin bitmesini bekledim.
Tabii ki ilk gün otelden çıkıp başka bir yere yerleşmeyi düşündüm. Ancak yaptığım araştırmaya göre Kaş'ta dört-beş tane otel var, hepsi de birbiriyle aynı seviyede. Burası, maalesef 20 sene öncesinde kalmış bir anlayışla hizmet veriyor. Belli ki kaprisli ve talepkar yerli turist gelmediği için de kendilerini yenilemek zorunda   hissetmiyorlar.
Havlular kirli, servis aksıyor, odalar çirkin, oteller belli ki mimarlar tarafından değil müteahhitler tarafından yapılmış ve en temel ihtiyaçları bile karşılayamıyor...
İşin garibi bu salaşlık, boşvermişlik faturalarda kendini göstermiyor... Otel fiyatları Alaçatı'ya eşit mesela. Mercan diye bir balık lokantasına gittim, mezeler vasat, balık kötü... Ama fatura İstanbul'a eşit...
Bütün bunları söylemişken eklemem gerek...
Kaş'ın denizi çok güzel. İnsan saatlerini denizde geçirmek, balıkları izlemek, derinlere dalmak istiyor.
İyi de deniz pek çok yerde güzel... Keşfe, maceraya ne gerek var?
Dünyanın her yerinde şehirlilerin tatil anlayışı değişiyor. Sadece güzel bir deniz ve doğadan daha fazlasını temsil ediyor insanlar. Başka kriterler devreye giriyor: İnternet hızı, odaların fonksiyonelliği ve mutfak belirleyici oluyor.
Bu gibi kriterlere göre tatil yapmak isteyenlereyse Çeşme ve Bodrum'dan başka bir yer hitap etmiyor maalesef.

Kaş'ın en iyisi
Kaş'a ilk gelişim; ilk akşam keşif amaçlı bir yürüyüş turu... Ortalığı kolaçan ediyorum... Aklımda bir 'sahil barı' var... Herkesin rahat olduğu, sabaha kadar içilebilecek, iyi müzik çalan, eğlenilen...
Oysa burada barlar fazlasıyla turistik. Neon ışıklarla 'Bar' yazıları ve kapılarında farklı ülke bayrakları var. Para harcamayan yabancı turistin zevkine hitap ediyor.
O arada bangır bangır rock müzik çalan bir yer dikkatimi çekiyor: Mavi. Her tatil yöresinde 'Mavi' isimli bir yer olması gerekiyor galiba. Tahta masalardan birine geçiyorum. Bira söylüyorum.
Mavi, gerçek bir sahil barı. 90'lı yıllardan kalma. Playlist de öyle. Yakın tarihli bir nostalji havası oluşuyor. Rahat, komplekssiz, kendini beğenmiş bir yer değil, herkes arkadaş, herkes birbirine iyi davranıyor falan... Mavi'nin hemen önündeki beton banklara gençler oturuyor, bakkaldan alınan biralarla, birileri gitar çalıyor, birileri gruplar halinde sohbet ediyor. Votka 15, bira 5 lira... Olması gerektiği gibi...
Manu Chao'nun 'Me Gustas Tu'su çalınca herkes kendinden geçiyor, Pearl Jam'im 'Even Flow'unu yıllar sonra ilk kez burada dinliyorum...
Kaş'a tekrar yolum düşerse yine bir akşamı Mavi'de geçirmek istiyorum...
Kaş'ta bir keşfim daha oldu.
'Bi Lokma' adlı bir restoranı öylesine bir denemek için girdim. Güleryüzlü, sempatik insanlar karşıladı. Ev yemekleri, zeytinyağlılar var. Köftesi muhteşem. Geceleri de adına uygun bir şekilde lokma çıkıyor.
Bugüne kadar gittiğim en iyi küçük lokantalardan biri, zaten her gün de orada yedim. Aklınızda bulunsun.

Tatil çantam
- Kitap: Bir başlayıp yarıladığım, sonra da devamını getirmek için fırsatım olmayan Joyce Carol Oates'un 'Black Water' romanı. 150 sayfalık romanı deniz kenarında okumak ne kadar mantıklı bilmiyorum, zira derinlere dalma konusunda insanı tedirgin ediyor. 'Bir zamanlar okurum' diye bir köşede beklettiğim Alain De Botton'un 'Mutluluğun Mimarisi'ni de nihayet bu tatilde okudum; bu yazarın gündelik hayata yaklaşımındaki pseudo-filozop havası biraz canımı sıkıyor, ama gayet güzel akıyor kitap.
- Müzik: Yıllar önce JFK yolunda satın almıştım Pete Yorn'un 'music for the morning after' albümünü. Normalde tamamı bitişik yazılıyor. 10 saat boyunda hiç durmadan dinlemiştim. Yıllar sonra yine bir Pete Yorn albümünü dinliyorum: 'Back and Forth.' Kulak kabartın.
- Medya orucu: Üç gün boyunca gazete-radyo-TV-dergi yoktu. Dayanamadım, birkaç şeye geriye dönük baktım. Hıncal Abi'nin 'Arda'ya mektup'unu, bu haftaki Hürriyet Pazar'ı (ve benim fotoğrafımı) ve de tabii ki bir başyapıt olduğunu düşündüğüm Yiğit Karaahmet'in Akşam Pazar'daki 'Türbanlı Yiğit karşı mahallede' yazısını beğendim.



Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

İletişim |  Künye | 
Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3