Her vatan evladı gibi, benim de Deniz Baykal'la karmaşık bir aşk-nefret ilişkim var.
Zamanımın çoğunu Baykal yönetimindeki CHP'ye kızarak geçiriyorum. Avrupalılaşmıyor, gençleşmiyor, heyecan vermiyor diye söylenip duruyorum. Ama gün oluyor, Cumhuriyet genlerim devreye giriyor. Kendimi 'Ya iyi ki de Baykal şu çıkışı yaptı' ya da 'CHP de olmasa bu iş ne olurdu?' gibisinden şeyler mırıldanırken buluyorum.
Birçok Türk vatandaşının muzdarip olduğu bu patolojiyi bir kenara bırakalım, önümüzdeki sıkışık gündeme bakalım. Türkiye, Kürt meselesinde kritik bir eşikte. PKK'nın dağdan indirilmesi için, hükümet, asker, MİT, Çankaya el ele vermiş, cumhuriyet tarihinin en cesur adımlarını atmaya hazırlanıyor.
Özetle PKK, af karşılığı silahı bırakmaya zorlanacak; Türkiye de karşılığında demokratikleşme yönünde bazı adımları atacak. Muhtemelen anayasadaki vatandaşlık tanımı genişleyecek, belki ileride rafa kaldırılan yerel yönetim reformu tekrar gündeme gelecek.
Ancak planın en büyük eksiği, CHP'nin bu işin dışında tutulmuş olması.
CHP yalnız ana muhalefet partisi değil, bu cumhuriyetin önemli bir kurumu. Üstelik, son yıllarda Kürt meselesindeki ulusalcı çıkışlara karşın, partinin sosyal demokrat tabanı özü itibarıyla Kürt sorununun çözümüne istekli. Bu tarz bir inisiyatife AKP tabanından çok daha kolay ikna olabilir. Geçmişte CHP ve SHP'de Kürt sorunuyla ilgili ciddi çalışmalar, o dönemlerde Türkiye gerçeğinin ilerisinde çözüm önerileri oldu. Haliyle çözüm çabalarında CHP'ye yönelik bir diplomasi atağı, en azından ortak hareket zemini için bir yoklama lazım.
Bu satırları okuyan AKP'liler, 'Ama Baykal şunu dedi, bunu yaptı' deme eğilimi gösterecektir. Olabilir. Baykal ana muhalefet lideri olarak iktidarın tutumlarını eleştirmeye programlanmış. Muhalefet olmak böyle bir şey.
Ancak tanıdığımız Baykal, aynı zamanda entelektüel yanı ağır basan ve bir konuya ikna olunca, tüm çevresini şaşırtabilen biri. (Bakınız seçim öncesi başörtüsü açılımı.) Kürt melesesinde de İçişleri Bakanı, MİT Müsteşarı ve en önemlisi Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, CHP liderinin kapısını çalıp ne yapmak istediklerini anlatırlarsa, hükümetin eli rahatlar.
CHP'yi dışlamak, Kürt açılımına zarar verir; CHP ise güç katar.
Kaldı ki CHP lideri Güneydoğu'ya son gezisinde 'Silahlar susarsa af olabilir' sözleriyle böyle bir inisiyatife imkan tanıyabileceğinin sinyallerini vermiştir. Bu anlamda bölge milletvekilerinin dirsek temasını artırması, AKP'li vekillerin yalnız DTP'ye odaklanmak yerine bölge sorunlarına hassas CHP'lileri de devreye sokması gerekir.
Abdullah Öcalan'ın avukatları, bir süredir o kapı senin bu kapı benim, çeşitli kanaat önderleri ve gazetecileri dolaşıyor; Öcalan'ın 15 Ağustos'ta açıklaması beklenen çözüm önerileri için görüş alıyor. Anladığım kadarıyla 44 kişiyle 53 saat süren görüşmeler yapmışlar.
Öcalan devlet için muhatap değildir; ancak önemli bir aktördür. Kapı kapı dolaşıp AKP'liler ve gazetecilerle temas kuran Öcalan avukatlarının CHP liderinden de randevu talep etmesi gerekir. Kuşkusuz Baykal, böyle bir randevu talebini geri çevirecektir. Haklıdır da. Ancak işaret edebileceği bir kurmayının görüşlerinin alınması, CHP'nin de bu sürece fikri yönde katkıda bulunmasına imkan verir.
Bu süreçte olmazsa-olmaz bir diğer unsur, DTP lideri Ahmet Türk'ün Deniz Baykal'la görüşmesidir. Başbakan Erdoğan'ın TBMM'de temsil edilen bir siyasi parti liderini görmeyi reddetmesini doğru bulmadığımı geçmişte yazmıştım. Erdoğan'ın bu tavrı DTP'ye oy veren kitlenin dışlanmışlık hissini artırmıştır.
Baykal'ın Ahmet Türk'ü kabul etmesi, hem DTP'nin çözüm paketindeki rolünü meşrulaştırır hem de hükümetin Kürt açılımını ciddi anlamda rahatlatır.
Yasal Uyarı: TurkMedya internet sitelerinde yayınlanan haberler ve köşe yazılarının tüm hakları TurkMedya Yayın Grubuna aittir. Kaynak gösterilerek dahi haberin veya köşe yazısının tamamı yazılı izin alınmaksızın kullanılamaz.
Sadece alıntı yapılan haberin veya köşe yazısının bir bölümü, alıntı yapılan habere/yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.