AKŞAM GAZETESİ | Mehveş Evin | 2009-08-04
Uzun, çok uzun bir sessizliğin sonunu nihayet getirdi Yaşar Kemal... 'Kürt açılımı' için tedirgin bekleyiş sürerken kendi açılımını yaptı.
Çok da iyi etti. Orgeneral Başbuğ, Kürtler için 'onlar da insan', Cumhurbaşkanı Gül, 'tarihi fırsat' derken... CNN Türk, Kürt ağıtları eşliğinde faili meçhul cinayetlerle ilgili dosyayı açmışken... Muhalefet partileri bile çözümden yana ifadeler sarf ederken... Süperstar Ajda, Kürt şarkısı söyler, Bülent Ersoy 'çocuğum olsa askere yollamam' diye yargılanırken... Yaşar Kemal gibi Kürt kimliğiyle tanınmış ve sevilmiş bir büyük edebiyatçının daha fazla sessiz kalması beklenemezdi.
Ne garip dünya, ne büyük bir değişim! Kemal, üç gündür Radikal gazetesinde manşetten verilen fikirleri yüzünden 14 yıl önce yargılanmıştı. 1995'te Der Spiegel dergisinde yayımlanan 'Zulmün Artsın' yazısı üzerine İstanbul DGM Başsavcılığı, 'halkı din ve düşmanlığa tahrik ettiği' ve 'bölücülük propagandası yaptığı' iddiasıyla, 6 yıla kadar hapis istemiyle dava açmıştı.
O günlerde Aktüel dergisinde çalışan tıfıl bir muhabirdim. Büyük gazetelerde Yaşar Kemal'in yazısına açılan dava haber bile olmamıştı! Bırakın haberi, 'Kürt' lafını etmekten bile ödümüz patlardı. Aynı yıl Ahmet Altan, 'Atakürt' yazısı nedeniyle hem Milliyet'ten kovulmuş hem de DGM'lik olmuştu.
KELLE PAHASINA SİNİYORLAR
Peki Yaşar Kemal ne demişti de bölücükle suçlanmıştı? Gazeteci Can Dündar, 1996'da şöyle yazmış köşesinde:
'Kemal, o yazılarda devletin elindeki bir silahı alıp, devlete çeviriyor. Asıl bölücülük yapanın, halkları birbirine düşman edenin, devletin yalan makinası olduğunu yazıyor ve ekliyor: 'Bereket versin, Kürtlerle Türkler birbirlerini yüzlerce yıldır o kadar iyi tanıyorlardı ki, devletin bütün çabaları iki halkı birbirine kanlı bıçaklı edemedi. Türkiye'de iç savaş çıkarılmasının önüne bu geçti. Avrupa bile bir bayrak altında yaşamak düşüncelerini üretirken Kürtler binlerce yıllık vatanlarını niçin bölsünlerdi... Bu kimin işine yarardı? Ne olursa olsun Kürt sorunu barışla çözümlenmeliydi'... Yaşar Kemal, bu tablo karşısında kimsenin ülkesinin yardımına koşmadığından yakınıyor: 'Devlete karşı çıkmak kelle pahasına olduğu için aydınlar pısıp, siniyor: Yazarlar gözlerini kapıyorlar, efkardan kafaları çekip rahat rahat uyuyorlar...'
KÜSKÜN VE ULU ÇINAR
O gün bugündür Yaşar Kemal, elinden geldiğince az röportaj verip, politikadan ziyade edebiyat hakkında konuşmayı tercih etti. Bu nedenle Türk edebiyatının 'ulu çınar'ının küskünlüğünü bitirmesi dahi büyük olay.
Kendisi de biliyor ki küsmek bir yere kadar... Kürt kimliğiyle tanınan, sevilen büyük bir edebiyatçının çorbada tuzunun bulunması şart. Bu ülkenin çocukları, tam da ümitleri yeşermişken onun gibi 'efsane'leşmiş aydınların, isimlerin desteği, çağrısı olmazsa ne yapar? Türkiye için bu kadar hayati bir mesele, üç beş gazeteci, akademisyen ve siyasetçinin tartışmasıyla çözülemez ki...
Umarız Kemal'in çağrısı, diğer edebiyatçı ve sanatçıları da harekete geçirir... Umarız her atılan taşa, her olaya cevap vermeyi refleks haline getiren Başbakan Erdoğan, bu sefer kendini tutar... Ve birileri çıkıp da 'Yaşar Kemal iyi hoş da DTP'liler gibi konuşuyor' diye ucuz ve modası geçmiş kışkırtmalara sığınmaya kalkışmaz...