AKŞAM | GUNCEL | 05 AĞUSTOS 2009, ÇARŞAMBA

Mustafa Duyar neden teslim oldu?

Biz içerdeyken liderler Avrupa’da lüks içindeydi     

22 Aralık 1996’da, Suriye’de Türkiye’nin Åžam BüyükelçiliÄŸi’ne teslim olan Duyar’ın, İstanbul Emniyeti’nde 31 Aralık 1996 tarihinde kendi el yazısıyla verdiÄŸi, “Neden teslim oldum?” baÅŸlıklı ifadesini açıklıyor.

“Gazeteci Can Dündar’a ‘her ÅŸeyi’ anlatacaktı. Ancak dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü, halen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyesi olan Ali Suat Ertosun izin vermedi” iddiasıyla tartışma konusu haline gelen Mustafa Duyar, 22 Aralık 1996’da Suriye’de Türkiye’nin Åžam BüyükelçiliÄŸi’ne teslim olmuÅŸtu. Duyar, 31 Aralık 1996’da İstanbul Emniyet MüdürlüÄŸü’nde, nasıl teslim olduÄŸunu anlatırken, örgüt yöneticilerini sert bir dille eleÅŸtiriyor. Duyar, “Tozpembe bir dünya vaat eden örgüt bizi köle haline getiriyordu. Rodeo kızlarındaki ekip ruhu onlarınkinden daha fazlaydı. Onların ellerine geçen bir dünya ya da ülkenin rezil bir yer olacağını düÅŸündüm. Benim niÅŸanlım da, diÄŸerleri de onların yüzünden öldüler. Ben onların kiÅŸisel ihtiyaçları ve lüks yaÅŸamları için tetik çekmedim. Benim temiz duygularımı, ülkeme ve halkıma olan sevgimi yanlış yönlendirip kendi çıkarları için kullandılar” diyor. Duyar’ın çarpıcı açıklamaları ÅŸöyle:

Annemi üvey babam öldürdü
“Beni teslim olmaya götüren nedenleri anlatmadan önce, örgütlü mücadele içinde olmama iten koÅŸullardan söz etmem gerekir. YaÅŸamım zorluk içinde geçti, hayatın zor yanlarıyla mücadele etmem gerekti. Babam yoktu. Annem beÅŸ çocuÄŸu ile bize namusuyla bakma savaşı veriyordu. Bir üvey babam vardı. Ama ruhsal olarak dengeli bir tip deÄŸildi. Üvey babam ve annem sık sık kavga eder, çevreye, komÅŸulara rezil olurduk. Okulda ya da iÅŸ yaÅŸamında kendimi diÄŸer insanlardan hep farklı görür ve eziklik hissederdim. Acı çektiÄŸim için kimsenin acı çekmesini istemezdim. Duygusal yanım ağır basıyordu. Ama çevreme baktığımda aile yaÅŸantım ve içinde bulunduÄŸum koÅŸulları baÅŸka kimsede göremiyordum. Ve bunu bilen insanların bana acıyarak baktıklarını fark ediyordum. Sonunda üvey babam annemi öldürdü. Yetim olduÄŸum için bana acıyarak bakan akrabalarım ÅŸimdi iki kat daha fazla acıyarak bakıyorlardı. Bundan nefret ediyordum.”

Askerden dört kez firar ettim
“Bana acıyan ve merhamet göstermeye çalışan insanların yanında kalmadım. Merhamete ihtiyacım yoktu. Güçlü olmak ve kendi ayaklarımın üzerinde durmak istedim. Askere gidene kadar bunun mücadelesini verdim. Fakat baÅŸaramadım. YaÅŸamdan ve insanlardan soÄŸudum. Normal bir insan gibi yaÅŸamak için gerekli her ÅŸeyden yoksundum. Gerçek dostluk, sevgi, güven gibi insana ekmek ve su gibi gerekli ÅŸeyleri bulamadım. Tutunacak, yaÅŸamda kalmak için gerekli bir ÅŸeylere ihtiyacım vardı. AskerliÄŸi yapmak istemedim. Çünkü yalnızdım ve bunalıyordum. DeÄŸil 18 ay, 15 dakika bile orada duracak gücü kendimde bulamıyordum. Askerden sonrası için hiçbir idealim yoktu. ‘Bitirsem ne olur’ diye soruyordum kendime. YaÅŸam adeta bir yük gibi gelmeye baÅŸladı. Dört kez firar ettim. Askeri cezaevlerinde yattım, sonunda davranış bozukluÄŸu teÅŸhisiyle ‘AskerliÄŸe elveriÅŸsizdir’ raporu aldım.”

Şanslıysanız kurtulursunuz
“AÇIkça bana ÅŸunu söylüyorlardı: ‘Biz seni nereye hatta Kuzey Kutbu’na bile göndersek, nasıl davranacağını bilmeliyiz. Yoksa sana nasıl güvenip görev verebiliriz.’ Evet Kuzey Kutbu’nda bile kendi yarattıkları robotlarına güvenebilirlerdi. Ama robotları orada baÅŸarılı olamadığında ya zaaflarına yenik düÅŸmüÅŸtür ya haindir ya da bu potansiyeli taşıyordur. Bu yüzden tehlikelidir. Bu nedenle bir ÅŸekilde ortadan kaldırılmalıdır. Ama süreç içinde görürsünüz ki tarihi bir hata yapmışsınız. Åžanslıysanız bir sebep bulunup hain ilan edilmekten ve öldürülmekten kurtulursunuz. Ama o ÅŸansa sahip olan hemen kimse çıkmamıştır. Ya bir cezaevinde başınıza geçirdikleri bir naylon poÅŸetle boÄŸarak öldürürler sizi ya iple bir hayvan gibi boÄŸazlayarak ya da bir inÅŸaat köÅŸesinde başınıza bir kurÅŸun sıkarak ödülünüz ölümdür. Onlar için bunu açıklamak zor deÄŸildir; ‘Devletle, polisle iÅŸbirliÄŸi yaptı, dava arkadaÅŸlarını sattı...’”

Hayatım başkalarının tasarrufundaydı
“‘ŞİMDİ ne yapacağım’ diye sordum kendime. Beni yaÅŸama yeniden baÄŸlayacak bir ÅŸeylere ihtiyacım vardı. İşte bu koÅŸullarda düzendeki boÅŸlukları devleti ve ülkeyi yıkmak için kullanmaya çalışan gruplarla tanıştım. İlk baÅŸta bana çok cazip geldi. Dergilerinde, kitaplarında sömürünün olmadığı eÅŸit, özgür bir dünyadan söz ediyorlardı. Hiç kimsenin haksızlığa uÄŸramadığı, insanın insan gibi muamele gördüÄŸü tozpembe bir dünya. ‘Bunun için mücadele etmeye deÄŸer’ dedim. Bu bedelleri ödemeye hazırdım. Ancak bir süre sonra gördüm ki haksızlık, eÅŸitsizlik daha bu örgütlerin içine girince baÅŸlıyordu. Disiplin ve merkeziyetçilik adına insana ait tüm deÄŸerlerini ortadan kaldırmak ve bir makine haline getirmek istiyorlardı. A’dan Z’ye baÅŸkaları tarafından programlanan bir yaÅŸam, nasıl düÅŸüneceÄŸin, nasıl konuÅŸacağın ve davranacağın baÅŸkalarının tasarrufundaydı.

Bize ait hiçbir ÅŸey kalsın istenmiyordu
Sözde ne kadar örgüt içi demokrasiden bahsedilse de son tahlilde bu demokrasinin nerede baÅŸlayıp bittiÄŸi de örgüt liderleri tarafından belirleniyordu. Öyle ki oturup kalkmadan, günde kaç sigara içeceÄŸine ve konuÅŸurken yaptığın el kol hareketlerine bile onlar karar veriyordu. Bir insanı disiplin altına almak istiyorsanız, buna o insanın günlük yaÅŸamından ve davranış alışkanlıklarından baÅŸlarsınız. Buraya bir kez girdiniz mi o insan üzerinde adım adım tahakküm geliÅŸtirir ve istediÄŸiniz tip olmasa da ona yakın olanını yaratırsınız. Örgüt de böyle yapıyordu. Düzende kazandığımız tüm alışkanlıkları yok etme adına insani tüm yanlarımıza saldırıp adım adım üzerimizde bir kölelik geliÅŸtiriyordu. Aklıma hayvan terbiyecilerinin hayvanları terbiye etmek için kullandıkları yöntemler geliyordu. Onlar da çeÅŸitli maskelerle sözde küçük burjuva zaaflara karşı savaÅŸ adı altında bir hayvan terbiyecisi gibi bizim tüm insan ve kendine özgü yanlarımıza savaÅŸ açıp dört bir yandan saldırıyordu. Bize ait hiçbir ÅŸey kalsın istenmiyordu.”

ÖzgürleÅŸmenin bedeli sadece hayatımızdı
“ÖzgürleÅŸmek için geldiÄŸiniz ve canınız dahil her ÅŸeyinizi vermeye hazır olduÄŸunuz örgütünüz sizden elinizdekini, yani yaÅŸamınızı almıştır. Elinizi kaptırdınız mı kolunuzu da isterler. Sosyalizm için mücadele ettiklerini söylüyor, kollektivizmden, ortak mücadele ruhundan söz ediyorlardı. Ama onlar için kollektivizm demek yukarıda taktik ve strateji adı altında yaptıkları planların hayata geçirilmesiydi. Yeri geldiÄŸinde en keskin insan hakları, hukuk ve adalet savunucusu kesilenler insanları ölüme göndermekte ya da öldürmekte hiç tereddüt etmiyorlardı. İnsanlar onların planlarını hayata geçireceÄŸim diye ölürken ya da kelle koltukta mücadele verip cezaevlerinde, sokakta her türlü zorluÄŸa katlanırken onlar Avrupa’larda rahat yaÅŸamlarından ve lükslerinden taviz vermiyorlardı.”

İdealler bile eşit paylaşılmıyordu
“Bunları devletten defalarca duymuÅŸ ama o günkü ÅŸartlanmışlıkla yalan olduÄŸunu düÅŸünmüÅŸtüm. Ama gözlerimle gördüm. Özel ÅŸoför ve tercümanları, lüks arabaları dahil her ÅŸeye sahiptiler. İnsanlar ölüm orucunda iskelete dönmüÅŸken tıkabasa yemek onlar için sorun deÄŸildi. Gültepe’de dört insanın ölümüyle sonuçlanan olayda yapılan yorum çok ilginçti: ‘Prestij kaybettik.’ İnsanların ölmesi sorun deÄŸildi ama kaybedilen prestij canlarını sıkıyordu. Sürekli ekip ruhundan ve ortaklıktan bahsediyorlardı. Ama rodeo kızlarındaki ekip ruhu onlarınkinden daha fazlaydı. Benim adıma mektup yazıp dergilerinde yayınladılar. Mektubu ben yazdım ama onların elindeki, bana verdikleri numuneye bakarak yazmam gerekiyordu. Üç kez yazdığım mektuplarda deÄŸiÅŸtirmem gereken yerleri gösterip nasıl yazmam gerektiÄŸini anlattılar. Sonunda onların istediÄŸi gibi bir mektup ortaya çıktı. Kendi düÅŸüncelerini bana dikte ettiler. İdealleri paylaÅŸmada eÅŸit davranmayanlar; o idealleri yazmada da eÅŸit davranmıyorlardı.”

NiÅŸanlım onlar yüzünden öldü
“Onlar için idealler onların kiÅŸiliklerinde somutlanan ve onlar yaÅŸadığı sürece yaÅŸayacak olan bir olguydu. Kendilerini (özellikle Dursun KarataÅŸ) idolleÅŸtirip kendilerine hayranlık duyan ve sonra bakıp ‘Ben neymiÅŸim be’ diye ÅŸaşıran hastalıklı tiplerdi. Her ÅŸeyi en iyi kendileri biliyorlardı. Bunların peÅŸinde bir ideale takılıp sürüklenmenin kullanılmak olduÄŸunun farkına vardım. Her geçen gün onlardan ve düÅŸüncelerinden nefret ettim. Onların ellerine geçen bir dünya ya da ülkenin rezil bir yer olacağını düÅŸündüm. Örgütü böyle kiÅŸisel çıkarları için kullanan ve onu geçim kaynağı olarak görenlerin daha büyük güçleri ellerine geçirdiklerinde yapacaklarını düÅŸünmek bile istemiyordum. Bu kadar insan onların yüzünden ölüyor ya da acı çekiyor. Benim niÅŸanlım da (NiÅŸanlısı Zeynep Poyraz 12 Mart 1995’te İstanbul’da meydana gelen olaylarda öldü) diÄŸerleri de onların yüzünden öldü. BirçoÄŸunu da kendileri öldürdü ve öldürmeye devam ediyor.” (Hürriyet)

Copyright Türkmedya A.Ş. Akşam Gazetesi Güneş Gazetesi Tercüman Gazetesi Autocar Dergisi Alem Dergisi FourFourTwo Dergisi Eve Dergisi Platin Dergisi Stuff Dergisi Maxim Dergisi Alem FM 89.2 Lig Radyo 92.3