AKŞAM 01 ŞUBAT 2010, PAZARTESİ
Arka Plan
Onca tartışma, kavga, gürültü arasında geçtiÄŸimiz hafta bir mucize oldu. Estetik ve zarafeti yeniden hatırladık. Güzel bir ÅŸey gördük. Bu güzel ÅŸeyin ismi “Osmanlı peri masalı”ydı. Dilek Hanif’in Paris’te sergilediÄŸi defile. UçuÅŸan giysiler, cepkenler, sade ve asil çizgilerle Hanif, Fransa’yı adeta fethetti. Avrupa basınının büyük ilgisini çekti. Ve her gün karmaşık siyasi haberlerle bunalan bizlere görsel bir ÅŸölen yaÅŸattı.
Bu istisnai durum nedeniyle, “Hazır bir güzelliÄŸi yakalamışken” dedik ve bu hafta Hanif’le bu güzellikleri konuÅŸmaya karar verdik.
Paris uçağından iner inmez Bebek’te buluÅŸtuÄŸumuz ünlü modacı, peri masalından baÅŸladı anlatmaya...
Dilek Hanif: ‘Osmanlı Peri Masalı’yla Paris’i fetheden Dilek Hanif: 2004’te gittiÄŸimde Avrupalı gazeteciler ÅŸaÅŸkınlıkla bana ‘Türk kadını bunları mı giyiyor’ diye soruyordu. Artık sormuyorlar. Biz kendi kültürümüzle var olmalıyız. Reddetmeyip yenisiyle harmanlayarak bugüne gelsek baÅŸka olurdu
İstanbul moda merkezi değil
l Modacı olarak Avrupa’yı fethetmek ne demek?
Paris, Milano ve Londra’yı fethetmek demek. Üç önemli nokta bunlar.
l İstanbul ne kadar önemli?
Moda için bir anlamı yok. Henüz o noktada deÄŸiliz ama buna adayız. Moda merkezi olmak kolay deÄŸil, bir iki defileyle olmuyor bu iÅŸ.
l OrtadoÄŸu’nun moda merkezi neresi? Ya da var mı öyle bir ÅŸey?
Dubai bilinen bir nokta ama moda merkezi deÄŸil. Beyrut da paranın çok sarf edildiÄŸi, markaların satıldığı bir yer ama bunlar moda merkezleri asla deÄŸiller.
İyi pazarlar.
l Paris’te yaptığınız defilenin ismi “Ottoman Fairy Tale” yani “Osmanlı Peri Masalı”. Nereden çıktı bu isim?
Koleksiyondan. Osmanlı’dan baÅŸladım ama bu tek başına kalsın istemedim. 2004’ten beri Osmanlı çalışıyorum. Gittikçe herkes bunu dillendirmeye baÅŸladı. Onun için ben buna baÅŸka bir duygu da katmayı arzuladım.
l Neydi o duygu?
Romantizm. Hani Grace Kelly vardır ya. İşte o yıllardaki kadınlar. Ben o kadınların elegan duruÅŸunu hep çok sevmiÅŸimdir. Bunu Osmanlı ile birleÅŸtirmek istedim. Harem kadınları ve Grace Kelly’ler bir araya geldi aslında.
l Romantizm ve Osmanlı’yı birleÅŸtirmek ilginç. Romantizm Batı çıkışlı, bir kadın ve erkek arasındaki duyguya iÅŸaret eder. Tek eÅŸliliÄŸi gerektirir. Oysa Osmanlı ve hareme baktığımızda bunun tam tersini görüyoruz. Çok eÅŸlilik, çok kadın... Bu ikisini aynı potada eritmek tezatları yan yana getirmek deÄŸil mi?
(Gülüyor...) Tabii, aslında öyle. Peri masalı derken uçuÅŸan, romantik kadını hayal edersiniz, haremde böyle bir ÅŸey yok. Ama burada duygudan bahsetmiyoruz, görsel bir algılama var. Biz haremi görsel olarak aldık. Bir de ilhamı tarihsel gerçekle baÄŸdaÅŸtırmak gerekmiyor.
l Bugün sanatta da modada da Osmanlı çok zengin bir kaynak. Hatta ana kaynak. Yoksa biz “Yeni Türkiye” diye böbürlenirken Osmanlı’nın üzerine estetik anlamında bir ÅŸey koyamadık mı?
Sanat anlamında Osmanlı çok daha zengin. O devir çok güçlü olduÄŸumuz bir devir. Birçok kültürden beslenmiÅŸiz. Birçok sanatçı kendi tarih ve kültüründen besleniyor, benim de Osmanlı’dan etkileniyor olmam çok doÄŸal. O dönemi bugünle kıyaslayamam. Bugün çok daha zayıfız.
l Cumhuriyet kurulduktan sonra hep Batı’ya bakmamız, orayı örnek almamız öÄŸütlendi bize. Bu da Osmanlı’yı reddetmek anlamına geliyordu. Siz bize öÄŸütleneni reddediyorsunuz bir anlamda...
Öyle olmaması lazım. Ben buna katılmıyorum. İnsanın kendi kültürünü reddetmesi kendini reddetmesi demek. Yanlış bir duruÅŸ. Biz kendi kültürümüzle var olmalıyız. Ben öyle yapıyorum. Reddetmeyip yenisiyle harmanlayarak bugüne gelsek baÅŸka olurdu.
l Couture (özel kesim) alanında yurtdışında defile düzenleyen ilk isimsiniz. Neden bu alanda bu kadar geç kaldık?
Bence Türkiye modada geri kaldı.
l Ama tekstil denince akla ilk gelen ülkelerden biri. Bu bir tezat deÄŸil mi?
Bazı yerlere odaklanıyoruz ve orada kalıyoruz. 20 yıl önce hazır giyimle bu iÅŸe baÅŸladığımda gördüm ki oradaki standlarda duran modellerin fotoÄŸraflarını çekip Türkiye’de aynen üretiyorlar. İmalat yapıyorduk ama kopyalayarak. Bu deÄŸiÅŸiyor.
l “Türk modacı” deyince Avrupalı’nın kafasında OrtadoÄŸulu mu canlanıyor, Avrupalı mı?
2004’te gittiÄŸimde Avrupalı gazeteciler ÅŸaÅŸkınlıkla bana “Türk kadını bunları mı giyiyor?” diye soruyordu. Åžimdi artık bizi tanıdılar. Böyle etkinliklere katılmak Türkiye’yi tanıtmak açısından da önemli. Artık bunu sormuyorlar.
Emine Hanım kıyafete fazla önem vermiyor
l Hayrünnisa Gül’e de kıyafet tasarladınız. Kraliçe Elizabeth geldiÄŸinde giydiÄŸi gül kurusu elbise çok konuÅŸulmuÅŸtu. Hâlâ birlikte çalışıyor musunuz?
Hayır, ÅŸu anda bir çalışmamız yok. Ama yine böyle bir arzuları olursa tabii ki çalışırız.
l Dünyada en çok hangi kadını giydirmek istersiniz?
Bir Hollywood yıldızını. Oscar töreninde kendi tasarımımı görmek beni çok mutlu eder. Mesela Penelope Cruz çok zarif, kıyafetimi çok iyi taşır. Cameron Diaz ve Julia Roberts da. Ayrıca Prenses Rania’yı giydirmeyi de arzu ederim.
l Türkiye’den?
Emine Hanım’ı arzu ederim.
l Emine ErdoÄŸan’ın kıyafetleri bazen eleÅŸtiri konusu olur. Siz ne deÄŸiÅŸtirirdiniz?
Bayağı bir ÅŸey deÄŸiÅŸtirirdim. Ama zannediyorum Emine Hanım biraz da kendi neyi nasıl giymek istiyorsa öyle giyinen bir insan. Kıyafet onun hayatında çok da önemli deÄŸilmiÅŸ hissi veriyor bana. Belli kuralları ve istekleri var ve ona göre hareket ediyor sanki.
l Bir first lady’nin kıyafet konusunda profesyonel yardım alması gerekmiyor mu?
Tabii bence önemli. Ben bu konuyu konuÅŸmaya çekiniyorum. Hayrünnisa Hanım’la olan çalışmada da bu konuda konuÅŸmamaya özen göstermiÅŸtim.
l Neden konuÅŸmuyorsunuz?
Reklam yapıyorum gibi görünmek istemem. Ama dünyanın her yerinde lider eÅŸlerinin giysileri haberdir.
l Sizce hangi rötuÅŸlar Emine Hanım’da olumlu deÄŸiÅŸiklik yapar? Mesela o büyük çiçekler, ayakkabılar?
Tabii birçok ÅŸey var ama ÅŸimdi burada böyle söylenmez. Günün birinde talepleri olursa ben yaparım, siz görürsünüz.
Avrupa’da cepken 55 bin euro, burada 5 bin
l “Osmanlı Peri Masalı” koleksiyonunda çok el iÅŸçiliÄŸi var.
Evet, Osmanlı’da çok renk var. Ben o renklerden arındırdım. Kup ve kesimleri aldım.
l Renk neden kullanmadınız?
Çünkü dediÄŸin gibi çok el iÅŸçiliÄŸi var. Hem renk hem iÅŸleme olursa zarafet kayboluyor. Couture çalıştığım için iÅŸleme ekliyorum. Bizi Avrupa’dan ayıran en önemli avantajlardan biri iÅŸlemeler. Burada bir cepkeni 5 bin euroya yapabiliyorsam Avrupa’da aynı cepken 55 bin euroya çıkıyor. Orada iÅŸçilik pahalı. Hindistan’da yaptırdıkları zaman ise çok kalitesiz. Bizde hem zarif iÅŸçilik var, hem de alınabilir bir maliyet.
ULUSLARARASI HAREM ETKİSİ
l Osmanlı’da moda anlayışı geliÅŸkin miymiÅŸ?
Osmanlı diÄŸer kültürlerden çok etkilenmiÅŸ. Hareme birçok ülkeden gelen kadınların bunda payı büyük. Bu kadınlar kendi kültürlerinden bir ÅŸeyler getirmiÅŸler.
Kadınımız ne Ortadoğulu ne Avrupalı
l Türkiye’nin muhafazakârlaÅŸtığı iddia ediliyor. Size gelen isteklerde bu yönde bir deÄŸiÅŸim var mı? Mesela daha uzun etek, daha az dekolte?
Bu tarz tercihleri olan müÅŸterilerim var. Ama genel olarak böyle bir deÄŸiÅŸim olduÄŸunu söyleyemem.
l Türk kadını ile ilgili bir trend okuması yapsanız... 10 yıl öncesine kıyasla ne gibi deÄŸiÅŸiklikler var?
Eskiden kapalı kadın pek gözükmezdi. Artık bizimle beraber. Her ÅŸeyi paylaşıyor. Bir de Türkiye’ye çok fazla marka geldi.
l Türk kadını nasıl giyinmeyi sever?
Renkli giyinir. Süslenmeyi sever. Hatta zaman zaman bana göre fazla frapan olabiliyor. Ben sadelikten hoÅŸlanan bir insanım. Dikat edersen, OrtadoÄŸulu aşırı süslüdür, allı pulludur. Avrupalı kadın ise tam tersi. Bir Fransız kadınına bak. Bunlardan tamamen arınmış. Türk kadını ikisinin arasında. Ne OrtadoÄŸulu gibi süslü ne Avrupalı gibi sade.
l BaÅŸörtülü kadınlardan “bu şık” dediÄŸiniz var mı?
Aklıma gelen yok. Bir de zaten çok göz önünde olmayı tercih etmiyorlar.
l Mesela Katar ÅŸeyhinin eÅŸi Mozah var, o da baÅŸörtülü ama muhteÅŸem giyiniyor.
Evet öyle ama dikkat edersen orada kapalılık ölçüsü bizdekinden farklı. Boyunları, saçlarının bir kısmı görünüyor. O zaman daha kolay. Kapalılık arttıkça estetiÄŸi yakalamak zorlaşıyor.