Geçen nisan ayının son günlerinde Erol Günaydın'ın TeÅŸvikiye'de ki evinde tanışmıştım kendisiyle. Tüm gece gözümü ondan alamamıştım. Tuhaf, alışılmışın dışında, komik ve iddialı biriydi. Hakkında bir yazı yazmıştım. Henüz kimse onu tanımıyordu. Hillary ve Bill Clinton'la fotoÄŸraflarını yayınlamıştım. Yazılarımda sık sık ondan bahsetmek istediÄŸimi, kendisini köÅŸemin ikonu haline getirmek istediÄŸimi açıklamıştım size. (Tekrar okumak için, arÅŸivden 5 Nisan 2009 tarihli 'ABD baÅŸkanlarını yöneten Türk' baÅŸlıklı yazıyı bulabilirsiniz) Sonra araya zaman girdi... Geçen hafta gazetelere 'ÅŸüpheli' ölümüyle manÅŸet oldu. BahsettiÄŸim kiÅŸi Veli Mehmet Emin Toprak. Halis Toprak'ın erkek kardeÅŸinin oÄŸlu. Pazar akÅŸamı saat 21.00 sıralarında telefonum çaldı. Arayan Erol Günaydın'ın kızı Günfer'di. BoÄŸuk bir sesle 'Mehmet Emin öldü' dedi. O sırada Amerikan Hastanesi'nde yatan bir arkadaşımı ziyaret ediyordum. Mehmet Emin'in de aynı hastaneye getirildiÄŸini öÄŸrenince acil servise indim. ArkadaÅŸları ve ailesi ÅŸoktaydı. Kimse tam olarak ne olduÄŸunu anlayamamıştı. BeÅŸiktaÅŸ'taki ofisinde yangın çıkmış ve Mehmet Emin dumandan zehirlenip hayatını kaybetmiÅŸti. Mesleki güdülerim 'Bu iÅŸin içinde baÅŸka ÅŸeyler var' dememe neden oluyordu. Ama o anda gazetecilik ve insanlık arasında bir seçim yapmam gerektiÄŸi de ortadaydı... Hakkında yazdığım yazıdan sonra sık sık arar olmuÅŸtu. Yaptığımız telefon konuÅŸmaları kahkahalarla son buluyordu. 'Bill'le samimi olduÄŸum kadar Obama'yla samimi deÄŸilim. Onunla daha resmi bir iliÅŸkimiz var' diyordu. ABD baÅŸkanlarıyla girift iliÅŸkileri olduÄŸuna nedense kimse inanmıyordu. Ben de seçenekli yorumlar yapmıştım, bunlardan biri de kendisinin 'ÅŸizofren' olabileceÄŸiydi. 'Yazınızdan sonra ofise psikiyatr çağırdım. Son derece saÄŸlıklı bir ruh halim olduÄŸu tespitinde bulundu' demiÅŸ ve katıldığı gezileri anlatıp yeni fotoÄŸraflarını göndermek istemiÅŸti. ABD'nin güçlü isimlerinden gelen ÅŸahsi mailleri anlatmıştı. Her ÅŸey bir yana, Mehmet Emin'in İstanbul sosyal hayatında çok sevilen biri olduÄŸu ÅŸüphesizdi. Cenazesi hınca hınç doluydu ve arkadaÅŸları büyük bir acı yaşıyordu. Ancak ölümü üzerindeki sis perdesi aralanamamıştı. Cesedine yapılan otopsi sonucunun çıkması bekleniyor. Ama ÅŸimdiden iddialar aldı başını gitti.
1. Mehmet Emin'in babası intihar etmişti. Kendisi de intihar etti.
2. Mehmet Emin'in korkuları vardı. Bunlardan biri saldırıya uÄŸramaktı. O yüzden uyumadan önce ofisin kapısını kilitledi, kapının önüne bir dolap çekti, panjurları sonuna kadar kapattı ve elektrik kablosundan çıkan yangında zehirlendi. Çünkü Mehmet Emin'in uykusu çok ağırdı.
3. Mehmet Emin uyuÅŸturucu kullanıyordu. Bu sebeple ciddi bir polis baskını paranoyası yaşıyordu. O gün ofisinde uyuÅŸturucu kullanacağı için dolabı kapının önüne itti ve panjurları sıkı sıkı kapattı. Yakarak kullandığı madde yüklü bir miktardı. Kafayı buldu ve yanan madde tutuÅŸtu. TutuÅŸtukça çıkarttığı duman Mehmet Emin'in yarı baygın hale gelmesine neden oldu. O yüzden ne yangını fark etti nede sonun geldiÄŸini. Tüm bu iddialar 1 ay sonra netlik kazanacak. Ama sonuç her ne olursa olsun İstanbul, ilginç bir genç adamı daha kaybetti.
En ilginç Michael Jackson hayranı
Bu aralar dünyanın dört bir yanından tuhaf Michael Jackson tepkileri duyuyoruz. Ölümünün ardından intihar eden hayranlar, ruhuna helva kavuranlar falan filan. Tüm köÅŸelerden Michael Jackson saptamaları yazılıp duruluyor, elbette sadece bizim ülkemizde deÄŸil tüm dünya basınında son durum bu. Son yılların ÅŸaklabanı haline getirilen Jackson'ın ölüm haberi duyulduÄŸundan beri iÅŸler nasıl da deÄŸiÅŸti. Neyse, elbette bizim konumuz bu deÄŸil. Aslı Altan'ı İstanbul'da yaÅŸayıp da tanımayan yoktur sanırım. 'Safran' adlı bir gece hayatı döneminin mimarıdır kendisi. Altan gerçek bir Jackson hayranı. Hem de ÅŸimdilerde 'dönenlerden' deÄŸil. DüÅŸüÅŸ günlerinde de Jackson'ı sevmeye devam edenlerden. Altan, Jackson'ın ölüm haberini aldığında çok üzülüyor. Ve üzüntüsünü deÄŸiÅŸik bir ÅŸekilde yaÅŸamak istiyor. Evinin giyinme odasına girip uzun bir süre oradan çıkmıyor. Çıktığında ise Michael Jackson kostümüne bürünmüÅŸ olarak çıkıyor. Yani Jackson'ın ünlü parmak bantları, ÅŸapkası, deri pantolonu, gömleÄŸi ve ceketiyle... O kostümle evine yakın olan Bebek Lucca'ya gidiyor ve sabaha kadar Michael Jackson ÅŸarkılarıyla dans ediyor. Mekana o gece tesadüfen gelenlerse hem Jackson'ı anıyor hem de eÄŸlenceli bir gece geçiriyor.
Sarıgül ve adamları
Bu hafta Mustafa Sarıgül ve ekibiyle Samsun'a gittim. Sarıgül yıllardır yaÅŸadığım bölgenin baÅŸkanı. Åžimdilerde ise daha 'yüksek siyaset'e doÄŸru yola çıktı. Öncelikle söylemek isterim ki; Sarıgül diÄŸer siyasilerden farklı olarak özel uçakla deÄŸil tarifeli uçakla yani halkla iç içe seyahat ediyor ve bunu bilinç olarak yapıyor. Benim seyahette edindiÄŸim en önemli bilgi ise ÅŸu; Sarıgül'ün adamları onun için büyük önem teÅŸkil ediyor. Genç, yükselme ihtimali olan, bilinç ve kültüre sahip bir ekip kurma çabasında belli ki. Yanından bir saniye bile ayrılmayan Hayri İnönü, Erhan İşözen ve Hakan Dalokay ekibin asları. Hayri İnönü rahmetli İsmet İnönü'nün torunu. Erhan İşözen, İstanbul'da çok önemli projelere imza atmış, baÅŸarılı bir mimar. Kendisi daha önce üniversitede öÄŸretim görevlisi olduÄŸu için ekipte 'hoca' diye anılıyor. Hakan Dalokay ise Sarıgül'ün gelecekteki siyasi yaÅŸamında önemli rol alacağına inandığı biri. Dalokay mimar ve Ankara eski Belediye BaÅŸkanı rahmetli Vedat Dalokay'ın oÄŸlu. Sarıgül'ün BaÅŸbakanlık yolculuÄŸunda ÅŸansı ne kadar bilemiyorum ama ciddi bir çalışma içinde olduÄŸu ve bu 3 isimle hem çok yakın arkadaÅŸ hem de siyasi arenada silahÅŸör olduÄŸu ortada.