Terörü sadece saÄŸ-sol çatışması, silahlı örgüt propagandası ya da GüneydoÄŸu sorunu olarak görenler İstanbul'un düÅŸtüÄŸü durumu okuyamaz. Bu kaotik metropolün nasıl bir terör kentine dönüÅŸtüÄŸünü göremez, olaÄŸanüstü hal ilan edilmesi gereken bir bölgeye dönüÅŸen yerde hala ÅŸehirli önlemler alır ve bu yüzden de baÅŸarılı olamaz.
Terör ÅŸehri olmak eski emniyet müdürümüz Celalettin Cerrah'ın bize bıraktığı bir mirastır. Kaba, vulgar tavırlarıyla tanıdığımız Cerrah İstanbul'un yükünün altında kaldı, bu arada birbiri ardına gaflar yaptı, ayıp etti, sonra da bu enkazı bırakıp gönderildi.
Ama onun döneminin İstanbul'u insanların gece belli bir saatten sonra sokaÄŸa çıkmaya korktuÄŸu, BeyoÄŸlu'nda tinerci dehÅŸetinin yeniden hortladığı, kapkaççıların cirit attığı, kadınların araba sürmekten çekindiÄŸi, ıssız, saldırı tehlikesi olan, insanların kelle koltukta gezdiÄŸi bir Gotham oldu.
Ve maalesef bu suç ÅŸehrinde ne gökyüzüne logosu yansıtılınca bizi kurtaracak bir Batman vardı, ne de Cerrah çizgi romanın iyi niyetli polis müdürü Gordon'a benziyordu.
Peki bu arada ne oldu: İnsanların evleri, arabaları soyuldu, sapkın cinayetler belirdi, sayıları arttı, insanlar evlerinin önünde öldürüldü, apartmanların önünde bomba patladı.
Daha evvel İstanbul'a ordunun müdahale etmesi gerektiÄŸini yazmıştım; güpegündüz, Taksim Meydanı'nda The Marmara Oteli'nin az ilerisinde linç edilircesine dövülen, dakikalarca hiç kimsenin müdahale etmediÄŸi, polisin bir türlü gelmediÄŸi kamera kayıtlarınca tespit edilen bir görüntüyü izledikten sonra.
Savunmasız biri Taksim'de gün ışığında, en hareketli saatte linç ediliyorsa bu hepimizin tehlikede olduÄŸu anlamına gelir.
Hadi insanı bırakın, aynı otelin köpeÄŸinin bile nasıl öldüÄŸü hala muallakta...
Peki ne oldu bu olay üzerine? Cerrah, avukatları aracılığıyla son derece çirkin ifadeler dolu bir tekzip yayımlattı ama İstanbul'un suç barometresinde hiçbir azalma olmadı.
İşte geçen gün gördük, Cerrah'ın bıraktığı suç kentinde yine Taksim'de, bu sefer İstiklal Caddesi'nin ortasında bir turist bıçaklandı. Herkesin gözünün önünde.
Oysa İstiklal Caddesi'ne kalaÅŸnikoflu polisler konuÅŸlandırıldı birkaç sene önce. Yıllardır tüfeklerinin namluların yansıması altında dolaÅŸmaya çalışıyoruz İstiklal'de ve onların gözü önünde sürekli birileri tacize uÄŸruyor, birilerine laf atılıyor, birileri soyuluyor, birileri dayak yiyor.
Sonunda da herkesin gözünün önünde biri öldürüldü... Olacak iÅŸ mi?
Sorumluluk ne oradan geçip kafasını çeviren yayaların, ne de oradaki kayıtsız esnafın...
Birinci dereceden sorumluluk bu ÅŸehri bir terör kenti olmaktan kurtaramayan emniyet yetkililerinin.
Ardından da 'gentrifaction' kelimesinin anlamını bilmeyen gecekoncu vizyonuna sahip belediyelerin.
İki gazetecinin evliliği
Uzun yıllardan beri arkadaÅŸlar... Kariyerleri boyunca hep birbirlerini kollamak ve korumak gibi bir dostluk ilkesini benimsediler... Bu dostlukları, kardeÅŸlikleri zaman zaman profesyonelliÄŸe dönüÅŸtü... İş ortağı oldular, İnternet sitesi kurdular... Artık aralarından su sızmıyordu... Bir dönem aynı evi bile paylaÅŸtılar... Haklarında 'EÅŸcinsel onlar' diye dedikodu çıktı, evleri ayırdılar... Sonra kendilerine kız arkadaÅŸ yaptılar... Bu yaz arka arkaya evlendiler... Ne ilginç ki düÄŸünlerinin arasında bile çok az süre vardı... Biri evlenince, diÄŸeri de onu takip etmiÅŸ gibi... Nasıl denk düÅŸürdülerse... Bizim de payımıza ikisine 'Mutluluklar' dilemek düÅŸüyor...
KaÅŸ tartışması büyüyor
Ne kıyamet koptu, anlatamam... MeÄŸer ne çok KaÅŸ'taki ilkellikten çeken maÄŸdur varmış... O kötü otel sahiplerinin muamelelerine maruz kalan ve tatilleri burnundan gelenlerin sayısı ne fazlaymış...
Dahası ne büyük tabuymuÅŸ bu KaÅŸ...
'Orada otelde kalınmaz' ya da 'Bir daha gelme' diyenler, baÅŸka rotalar ve adresler önerenler, 'Åžu restoranı nasıl atladın' diyenler...
İyi niyetliler, öfkeliler, tecrübelerini anlatanlar...
Yarın KaÅŸ'la ilgili mesajlarınızı yayımlayacağım. Amma tartışma çıktı bu iÅŸten.