Tanıştığım ilk bilgisayar, ODTÜ'nün devasa IBM 370'i idi. Devasa dedimse... Birkaç yüz metrekare alan filan kaplıyordu. Yoksa ana belleÄŸi 512 kilobayttan ibaretti. Yanlış hatırlamıyorsam birkaç megabayt da diski vardı. Yine de döneminin harikalarından biriydi. Galiba birkaç milyon doları bulan kirası vardı. ODTÜ onu yıllarca kullandıktan sonra daha iyisiyle deÄŸiÅŸtirmeye karar verdiÄŸinde, sökülüp Pakistan'a taşınacak kadar da kıymetliydi.
Biz o bilgisayara böyle doÄŸrudan klavyeden veya cep telefonunun kamerasından filan bilgi giriÅŸi yapamazdık. Delgi kartları vardı. Verilerimizi özel makinelerde o kartlara deler, sonra da bilgisayara okuturduk. Hatırlayanların artık pek seyreldiÄŸi bu delgi kartlarını Jacquard adlı bir mühendis icat etmiÅŸti. Jacquard icadını gerçekleÅŸtirdiÄŸinde bilgisayarlar henüz insanlığın ufkuna bile girmiÅŸ deÄŸildi. Jacquard'ın derdi, dokuma tezgahlarında desen deÄŸiÅŸtikçe makara deÄŸiÅŸtirme iÅŸini otomatikleÅŸtirmekti.
Delgi kartlarından önce, dokuma tezgahlarında makara deÄŸiÅŸtirme iÅŸini iÅŸçiler yapıyordu. İşçiler Jacquard'ın icadından pek hoÅŸlanmadılar. HoÅŸlanmadıklarını ifade ediÅŸ tarzları da pek sevimli olmadı. Jacquard canını zor kurtardı. (Jacquard da, yeni icat çıkardı diye onun canına kastedenler de Fransız'dı. 'İcat çıkarma ÅŸimdi' gibi deyiÅŸleri olan, geliÅŸme duygusundan nasibini almamış gafillerden deÄŸillerdi yani. Bunu da hatırlatmış olayım.)
İşlerimizi kurtarmanın yollarından biri, demek ki, Jacquard'ları ve icatlarını ortadan kaldırmaktır. Aslında eÄŸer iÅŸ sahibi olmaktan deÄŸil de mevcut ve alıştığımız iÅŸleri kurtarmaktan söz ediyorsak, muhtemelen baÅŸka yolu da yok. Ancak Fransız dokuma iÅŸçilerinin tecrübeleriyle de sabit ki, Jacquard'ları yok etsek bile icatları yaşıyor.
İş denen ÅŸeyin kıt bir iktisadi kaynak haline geliyor olduÄŸunu, benim bildiÄŸim kadarıyla ilk defa Gorz, bundan 20-25 yıl önce dile getirmiÅŸti. Elveda Proletarya ve İktisadi Aklın EleÅŸtirisi gibi kitaplarında sadece iÅŸin kıt kaynak olduÄŸunu deÄŸil, neden öyle olduÄŸunu da güzelce anlatmıştı.
Paylaşımın imalata yapılan katkıya, yani iÅŸe endeksli olduÄŸu bir iktisadi sistemde, iÅŸ kıtlaşınca talep de kaçınılmaz olarak düÅŸer. İmalat kabiliyetiniz iÅŸin ve talebin kıtlaÅŸmasından bağımsız olarak büyüyebiliyorsa, aklınıza hiç gelmeyecek problemler kapıda demektir. Dünyanın onlarca yıldır tecrübe ettiÄŸi hal de bu. İmalat kabiliyeti geometrik olarak büyürken, öte yanda iÅŸ, dolayısıyla da talep kıtlaşıyor.
Gorz'un tekliflerinden biri, yanlış hatırlamıyorsam, iÅŸi paylaÅŸmaktı. Yani mesela haftada üç gün veya daha iyisi günde dört saat çalışalım. İşlerimizi kurtaramayız ama biraz vakit kazanırız. EÄŸer o vakti, temel iktisadi problemimizin dünkünden çok baÅŸka bir karaktere sahip olduÄŸunu idrak etmekte kullanırsak bir ihtimal bir çıkış yolu da bulabiliriz.
'İşlerimizi nasıl koruruz' diye sormanın çoktandır manası yok. 'Nasıl yaparız da yeni iÅŸler icat ederiz' diye sormaktan bitap düÅŸsek de, aynı soruyu sormakta bir süre daha ısrar edeceÄŸimiz belli. Ama bence artık 'Çalışmadan nasıl bölüÅŸebiliriz' diye sorma alıştırmalarına baÅŸlamamız gerekiyor. Temel problemimiz, bizim katkımız olmadan gerçekleÅŸen imalatı paylaÅŸmanın makul bir yolunu bulmaktır. Kabul etmek zor, anlıyorum, ama emek kutsal filan deÄŸil. Bir mühendisin bir icadıyla ikame edilebilir olan, can sıkıcı bir zaruretten ibaret.