'Kürt açılımı' denen 'milli' stratejinin taslağını Hükümet adına oluÅŸturmakla görevlendirdiÄŸi ve yetkilendirdiÄŸi anlaşılan İçiÅŸleri Bakanı BeÅŸir Atalay, herhalde iki önemli taktik hata yapıyor...
Birincisi; '3İ'yi tam olarak anlatamamış olmalı ki, medyamızda bazı etkili köÅŸe yazarı ustalar, 'Nerede yahu ÅŸu hükümetin önerileri? Kendilerinden hiç ses çıkmıyor. Bir açılımdır gidiyor. Ne zaman açacaksınız açılımı kardeÅŸim!' diye serzeniÅŸte bulunup duruyorlar. Hatta hafif kafa buldukları bile söylenebilir.
İşin bu aÅŸamasında yani 3İ'den (İstiÅŸare, İkna, İttifak) birincisinde Sayın Bakan'ın görevinin sadece 'istiÅŸare' olduÄŸunu; yani çevresindeki sosyal paydaÅŸların fikirlerini almanın ötesinde bir ÅŸey yapmaması gerektiÄŸini Sayın Bakan çevresine ve medyaya gerektiÄŸi gibi anlatamamış herhalde...
Algılamayanda değil kabahat... Algılatamayan da ya..
Taktik hataların ikincisi ise; hedef kitlenin geniÅŸliÄŸi ile ilgili. Proje başından doÄŸru dürüst anlatılmadığı için istiÅŸare sürecinin BeÅŸir Atalay'ın 12 kiÅŸiyle yaptığı toplantıyla tamamlanmış olduÄŸu gibi bir algı var ortalıkta... Herkes de bu 12 kiÅŸiye yüklenip duruyor. Son derece iyi baÅŸlamış bir 3İ sürecini berbat etmemek adına ya Sayın Bakan ya da BaÅŸbakan kalkıp süreci bir kez daha ayrıntısıyla anlatmalı. 'Kısa, orta ve uzun vadede' neler yapılacağının süreç mantığını açıklıkla ifade etmeli. Yoksa kuramda kazanılmış bir savaÅŸ, uygulamada her an kaybedilebilir...
Bu arada bana internet ortamında uygun görülen yakıştırmalar ne kadar doÄŸru yolda olduÄŸumu kontrol etmeme yardımcı oluyor... Bir ara 'Postal Yalayıcı' diyenler vardı. Silahlı Kuvvetler konusundaki hassasiyetimden hiçbir ÅŸey kaybetmiÅŸ olmamama raÄŸmen, BeÅŸir Atalay'ın 3İ Yaklaşımı'nı doÄŸru bulduÄŸumu ifade ettim diye, bu kez de 'AKP Yalakası' demiÅŸler... Çok sevindim... Demek ki doÄŸru yoldayız...
Roche bu iÅŸi 'geçiÅŸtiremez'...
Krİz ilk patladığında Roche'un kriz iletiÅŸiminin en üst düzeydeki yöneticiler tarafından adam gibi yönetilemediÄŸini söylemiÅŸ, bu durumdan da ÅŸahıslardan çok Roche markasının zarar göreceÄŸini belirtmiÅŸtik...
Aradan zaman geçti... Türkiye ilaç pazarında büyük payı olan Roche'un Türkiye'deki yöneticileri deÄŸiÅŸti... Bu arada 10. Ağır Ceza Mahkemesi 'Çete Suçlaması'ndan beraat; 'İhaleye fesat karıştırmak'tan da takipsizlik kararı vermiÅŸ...
'VermiÅŸ' diyoruz, çünkü pek çok kimse bu kararlardan da bihaberdir aslında. Roche bu sürecin de iletiÅŸimini yapmadı... İş, iliÅŸki ve iletiÅŸim stratejileri için 'zehir' mahiyetindedir: Susup oturursun... 'Bunlar da geçer' diye düÅŸünürsün... 'DevekuÅŸu misali kafayı kuma gömmek' gibi...
Kriz durumlarında kesinlikle yapılmaması gereken tek ÅŸey var ise o da budur iÅŸte. Yani Roche'un yaptığı... Nitekim Yargıtay beraat ve takipsizlik kararlarını bozmuÅŸ ve Roche'un Ağır Ceza'da yeniden yargılanmasına hükmetmiÅŸ...
Nedeni?..
Onu açıklamak bize deÄŸil Roche'a düÅŸer... Belki gerçekten suçsuz... Biz ne bilelim. Son bildiÄŸimiz Yargıtay kararı. Bozulan beraat ve takipsizlik kararı... Tekrar Ağır Ceza yolu... Bu kararı ÅŸahısların üzerine yıkıp Roche'un sıyrılabileceÄŸini düÅŸünmek ise en büyük hata... Kesinlikle geçiÅŸtirmemek ve olayı tüm iletiÅŸim boyutlarıyla ortaya koymak gerek.
Yapacaklar mı? Pek sanmıyorum. Bugüne kadar yapmadılar...