AKŞAM GAZETESİ | Tuğçe Tatari Evliyagil | 2009-08-05
Daha önce yazmıştım. Serdar Bilgili Atatürk'ün Selanik'teki evinin restorasyonunu üstlenmişti. Bunu sosyal sorumluluk projesi olarak hayata geçirmek istediğini yetkili mercilere bildirmiş ve onayını almıştı. Bu Selanik meselesini ilk duyduğumda şaşırmıştım. Atatürk'ün evi her isteyen tarafından restore edilebilir miydi... Yani ben parayı bastırıp evi yenilettikten sonra kapısına 'Bu ev Tuğçe Tatari tarafından restore edilmiştir' yazdırabilir miydim... Her parası olan vatandaşın veya işadamının bu mertebeye erişebilmesi mümkün müydü yani... Aradan zaman geçti. Bir sohbette Rahmi Koç'un da benimle aynı fikirde olduğunu hatta bu işe son derece tepkili baktığını duydum. Koç 'Atatürk'ün evi ancak devlet öncülüğünde yenilenebilir' diye düşünüyormuş. 'Eğer yenilenme işlemi için kaynak gerekiyorsa bu sadece tek bir kişiden değil, ülkenin önde gelen tüm iş adamlarından sağlanmalı ve kimsenin adı işin içinde geçmemelidir' diyormuş. Anladığım kadarıyla meali şudur; devlet bunu kendi olanaklarıyla yapabilmeli, yapamıyorsa bir fon oluşturmalı. 'Bu fona tüm işadamları katkı sağlamalı ve ne evin herhangi bir yerinde bu kaynakların adı yazmalı ne de isimler basına açıklanmalıdır' demek istiyor. Elbette burada eleştirilen, yerilen kişi Serdar Bilgili değil. Tamamen iyi niyetlerle bu işe girdiği ortada. Kimse Selanikte'ki evle ilgilenmezken konuya el atması takdire şayan. Ancak Koç'un haklı tepkisini de yabana atılamamak lazım. Konu Atatürk olduğunda hassasiyetlerin arttığı gerçeğini gözden kaçırmamak gerekir. Hal böyleyken de bu izni veren yetkili mercinin de en az bizler kadar düşünceli olması gerekmektedir.
Canım, ben güneşlenirken sen falıma bakıver
Bİzİm şehrin 'imkanlı' kadınları gerçekten çok ilginç alışkanlıklara sahip olabiliyor. Çoğunun modern görünümlerinin altında esaslı alaturka kadınlar gizli oluyor. Son günlerde gazetelerden de takip ettiğimiz kadarıyla Türkbükü'nde en pahalı markaların, en ilginç modelli mayolarıyla salınmaktalar. Ama gelin görün ki gerçekten alaturkalar. Neden mi? Hemen anlatıyorum. Türkbükü'nü mesken tutan, magazinci arkadaşlara hiçbir zorluk çıkartmadan sık sık malzeme veren bu kadınlar, İstanbul'daki alışkanlıkları Bodrum'a da taşımış durumdalar. Şöyle ki; Bodrum'da yaşamakta olan bir falcı keşfedilmiş. Telefon edip olduğunuz yere çağırıyor muşsunuz, geliyormuş. Yer ve zaman kısıtlaması yokmuş. Gündüz güneşlendiğiniz iskeleye, gece eğlendiğiniz bara, yani istediğiniz her yere gelip bir köşede falınıza bakıp gidiyormuş. Bu falcı beyin adı Taha'ymış. Görünümü falcıdan çok Türkbükü sosyetesine benziyormuş. Sezon dışı fiyatı 30 TL'ymiş ama yaz tarifesine geçince 100 TL'ye çıkartmış.
Özgür tavuktan çıkan özgür yumurta
Geçen gün bir arkadaşıma sabah kahvaltısına gittim. Kapıdan girerken uzun yıllardır duymadığım kadar nefis bir yumurta kokusuyla karşılandım. Masaya oturur oturmaz tabağıma konan yumurtanın rengi bile farklıydı. 'Organik mi bu?' diye sordum. 'Hayır, bu özgür yumurta' cevabını aldım. Efendim, özgür tavuklar diye özel bir yetiştirme tarzı varmış. Şöyle ki; organik bir çiftlikte stres, korku, antibiyotik ve psikolojik baskı nedir bilmeden yaşıyorlarmış. Gün boyunca klasik müzik dinleyip huzur dolu bir hayat sürüyorlarmış. Asla 'haydi yumurtla' beklentisi hissettirilmiyormuş bu tavuklara. Ve 'özgür tavuk'ların yumurtladığı 'özgür yumurta'lar da böyle çıkıyormuş ortaya... Onu bunu bilmem, lezzeti ve kokusu inanılmazdı. Bazı marketlerde de satılmaya başlamış bu yumurtalar. Ancak az gelip çabuk tükeniyormuş.
Medya dedikodusu
Son günlerde hayli iddialı bir dedikodu dolaşıyor medya koridorlarında. Hepinizin gayet net hatırlayacağı bir TV kanalının satışıyla ilgili bu dedikodu. Biliyorsunuz; Tuncay Özkan Kanaltürk'ü Akın İpek'e satmıştı. Hatta bu satıştan sonra 'biz kaç lirayız' tartışmaları başlamış ve uzun süre satış gündemde kalmıştı. Tuncay Özkan '25 milyon dolara satmak zorunda kaldık. O kadar büyük borcumuz var ki, ödedikten sonra sadece 1 milyon dolar kalıyor' açıklamasında bulunmuştu. Oysa şimdilerde dedikodu şöyle dolaşıyor; Kanaltürk 52 milyon dolara satılmış. Özkan'ın '24 milyon dolar borcumuz var' açıklamaları o günde inandırıcı bulunmamış, itiraz edenler, 'sadece 7 milyon borcu var' diyenler olmuştu. Bu dedikoduya göre 52 milyonluk satışın 24 milyonu borca gitmiş, gerisi Tuncay Özkan'ın şahsi hesabına. Bu satışın rakamı karşılıklı anlaşmaya varılarak '25 milyon' diye açıklanmış.